PREFABRİK KİTAP
Stimezin Kurucusu Gazeteci Faruk Kırtay'ın 1999 Depremi sonrasında kaleme aldığı Prefakrikitap tamamını buradan okuyabilirsiniz.
29 Mart 2014 Cumartesi 20:38:20

Baskı: İstanbul

Basım Tarihi: 2000

ISBN: 975-93707-0-0

SUNUŞ

Bir insanın yaşamında İlk’ler çok önemlidir. Ve asla unutulmuyor. Depremin ne olduğunu  ilk kez 1967 yılında Hacımehmet ovasında  7 yaşında bir ilkokul öğrencisi iken öğrenmiştim.

İşte o an elma toplarken toprak ayağımın altından kaymış 45 saniyenin getirdiği o müthiş uğultuyu ilk kez o zaman duymuştum.

Hacımehmet ovasında o yıllarda Türkiye’nin en kırmızı elması, en iri fındığı yetişirdi. 1967 yılında da aynı fay hattı üzerinde  deprem olmuş Adapazarı enkaz haline gelmiş, ancak Yalova’da tek bir bina yıkılmamıştır.

Çünkü bahçeli evlerimiz vardı. Henüz o zamanda “ Rantın” ne olduğu bilinmiyordu. Yalova’nın sokaklarında dolaşan insanlarda kent sevgisi bilinci vardı.

O zamanlar müteahhitler, yöneticiler cüzdanlarında para değil herkes gibi yüreklerinde insan sevgisi taşırdı.

O yıldan buyana deprem denildiğinde hep Hacımehmet ovası” aklıma gelmişti. 17 Ağustos 1999 depreminde o an bir film şeridi gibi aklıma gelmişti. Çocukluğumda ilk depreme yakalandığım yere içgüdüsel olarak gittiğimde, gördüğüm manzara korkunçtu.

Bugüne kadar 17 Ağustos’a kadar yazdığım yazılarda, kitaplarımda sürekli çarpık kentleşmenin boyutlarını gözler önüne sermiş ve o küçük Yalova’nın hasretini yüreğimde hisssetmiştim.

Bugüne kadar doğayı katlederek geldiğimiz 17 Ağustos’ta toplumsal olarak acı bir fatura ödedik.

Bu kez ne sarsıntı ne uğultu korkuttu beni. Beni korkutan Yalova’nın sokaklarına yığılmış binalırın enkazlarıydı.

17 Ağustos’u birlikte yaşadık, acıları birlikte paylaştık.

Dostluğu, dayanışmayı ve Türk’ün Türk’ten başka dostlarının olduğunu gördük Yalova’da.

1967 yılında Adapazarı yıkılmıştı. 1999’da bir daha yıkıldı. Bunun için, işte yaşadığımız bu facia, son olsun.

Bunun için yapacağımız bir tek şey var. Unutmamak ve sorgulamak.

  

GİRİŞ

Yalova adı , özellikle 12 eylül 1980 darbesi sonrasında, Rabıta’nın ve Müslüman Kardeşler Örgütünün kurucusu din prof. Muhammet es Savvaf’ın Yalova’ya yerleşmesi ile birlikte duyuldu. Bu yıllarda Arap turist akını ve ev pansiyonculuğunun gelişmesiyle birlikte Yalova adı daha sık anılmaya başlandı. Yalova bölgesine gelen Arap turistlerin deniz kenarı ve yeşil alanların olduğu bölgeleri tercih etmesi üzerine önce bu bölgelerde bulunan tek katlı bahçeli evler yıkılarak yerini çok katlıya bıraktı.

Yeşil alanların tamamına yakının imara açılmasıyla birlikte, Yalova bölgesinde müteahhitler, belediyeler ve meclis kısa bir süre sonra “Emlak üreten fabrikalara” dönüştüler. Bir başka deyişle hiçbir şey olamayanlar, bir süre sonra Yalova’da emlakçiliğe ve müteahhitliğe başladılar.

Böylece, arap turistlere satılması ve konaklaması için “ekonomik rant” elde etmek için başlayan konut yapımı, 1994 yılında bu kez “siyasi rant” uğruna Yalova’nın il olmasıyla birlikte hızlandı. Yalova bölgesinde kalan yeşil alanlar ve son elma bahçelerime imara açılarak buraları yüksek katlı binalara dönüştü.

17 Ağustos depreminde de buraları binaların enkazları ve enkazların altında kalan cesetlerle doldu. 17 Ağustos depreminden hemen sonra Hacımehmet ovasına yabancı arama kurtarma  ekipleri ile birlikte gelen jeoloji ve jeofizik mühendisleri burada yaptıkları araştırmalarda depremin sonuçlarını şu sözcüklerle açıklıyorlardı: “yüzyıldan beri sulama arazisi olarak kullanılan alanın altı boş. Burası bataklık. Bu bir deprem değil toplu cinayettir.”

Bu çalışmamda sadece çarpık kentleşmenin getirdiği acı fatura değil, deprem sonrasında yaşanan rant paylaşımlarına da tanık olacaksınız. Deprem bölgesine gelen yardımların nasıl talan edildiğine, hasarlı binaların  onarımından, bu binalara verilen hasar tespit raporlarının çelişkilerine kadar uzanan, ihale paylaşımına da tanık olacaksınız.

Bu kitapta, sadece çöken binaların hikayesi değil, enkazların altında kalan kurumların ve mucizevi bir şekilde kurtulan insanlarımızın öyküsünü de bulacaksınız.

Bir daha böylesi acıların yaşanmaması umuduyla…

 

 YALOVA'NIN 17 AĞUSTOS DEPREM BİLANÇOSU

Çok katlı binalar çöktü, iki katlı binalar ayakta kaldı.

17 Ağustos depreminde Yalova bölgesinde çok katlı binalardan oluşan 10 bin 201 ve işyeri tamamen yıkılırken, 23 bin 517 konut ve işyeri orta ve az hasar gördü.

Tek katlı binalardan ise sadece 136 sı yıkıldı. Yalova ve ilçelerinde çok katlı yapılardan oluşan binalarda toplam 10 bin 201 konut ve işyeri depremle birlikte yıkık ve oturulmayacak konuma geldi.

Ağır hasarlı binaların yanı sıra 8 bin 953 konutun orta, 14 bin 566 konut ve işyerine de az hasarlı rapor verildiği Yalova’da tek katlı olan işyeri ve konutlardan ise sadece 136 sı yıkıldı.

Aşığıdaki tablo'da belirtilen rakamlar resmi olmakla birlikte, hasar gören evler bina olarak gösterilmiştir. Konut olarak gösterilmemiştir. Örneğin Yıkılan yazlık bir büyük site bina olarak değerlendirilmiştir.

Yalova bölgesinde toplam 33 bin 718 konut ve işyerinin zarar gördüğü Yalova’da resmi rakamlara göre, depremde 2 bin 504 kişi yaşamını yitirirken 4 bin 506 kişi ise yaralandı.

5 eylül 1999 tarihinde, kriz merkezinde yapılan toplantıda açıklanan resmi rakamlara göre Yalova’nın deprem bilançocu ise şöyle:

(Aşığıdaki Tablo'da belirtilen rakamlar resmi olmakla birlikte,yıkılan, hasar gören yerlerr bina olarak gösterilmiştir. Konut olarak gösterilmemiştir. Örneğin yıkılan yazlık bir büyük site, apartman tek bir bina olarak değerlendirilmiştir.

17 Ağustos Yalova’ya sadece çarpık kentleşmenin enkazlarını mı devretti?

Elbette hayır! Yalova’ya kalan mirası şöyle sıralayabiliriz!

 

1-Ölüler..

2-Kayıplar..

3-Yalova’yı Terkedenler..

4-Yalova’ya Rant Amaçlı Gelener..

5-Hasar Tespit Raporları..

6-Usulsüz İhaleler..

7-Sorgulayan Ve Sorgulananlar

8-Sakat Ve Evsiz Kalanlar..

9-Depremde Dirilenler..

ÖLÜLER

17 Ağustosun ardından bir yılı aşkın bir süre geçmesine karşın henüz ölü sayımızı dahi belirleyemedik. Kayıt dışı ölü tartışması halen devam ediyor. Resmi ölü sayısı ile deprem anıtına yazılan ölü sayısında önemli bir çelişki söz konusu. Üstelik, yüzlerce kişinin isimleri yazılmamasına rağmen 17 Ağustosun ardından enkazların başladığı ilk günlerde kriz merkezi, ölü sayısının 7 binin üzerinde olduğu açıkladı. Enkazlar kaldırıldıkça yeni  cesetler ortaya çıktıkça ölü sayısında da önemli bir düşün yaşanmaya başlamıştı!!

Daha sonra, enkazlardan ağır yaralı olarak çıkan ve Yalova dışındaki Bursa ve İstanbul hastanelerinde yaşamını kaybedenlerin Yalova’da ölmediği için kayıtlara girmediği öğrenildi.

Yalova Valisi Nihat Özgöl, depremin ilk haftasından sonra yaptığı açıklamada, deprem sonrasında açıklanan ölü sayısı ile bügünkü ölü sayısı arasındaki farkın, Yalova’da enkaz altında kalan ancak yakınları tarafından başka kentlerde gömülmesinden kaynaklabdığını ve bunların kayıt dışı olduğundan ötürü resmi verilere yansıtılmadığını öne sürdü.

Ve böylece Yalova’daki depremde ölen insan sayısı resmen açıklandı:2504 ölü.

Oysa Bursa’da hiçbir ev yıkılmamasına karşın Yalova’dan yaralı veya ölü olarak gönderilen 300’ü aşkın kişi Bursa’daki hastanelerin morguna kaldırıldıkları için bursa ölüsü olarak kayıltlara geçti. Aynı durum İstanbul içinde geçerli oldu. Deprem sabahı deniz otobüsleri ve helikopterlerle, yatlara İstanbul’daki hastanelere taşınan yaralı ve ölüler buradaki hastane morgların kaldırıldıkları için İstanbul ölüsü olarak kayıtlara geçti.

Sadece avcılarda yıkımın gerçekleştiği ve yaklaşık 400 kişinin yaşamını yitiridiği istanbulda Yalova��dan giden yaralı ve ölülerle birlikte itanbul’da bu sayı 985’e çıktı.

Yalova’da sadece 2504 kişinin yaşamını yitirdiğine hiç kimse inanmıyordu. Üstelik bu savı ortaya atanlarda dahil olmak üzere.

Çünkü, Yalova’daki yerel dernekler, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Erzurum Erzincan Artvin Ankara ve diğer illere yaklaşık 3 bin kişinin cenazesinin gittiğini ileri sürmüşlerdi.

Deprem bölgesinde ölü sayısının düşük gösterilmesi için çeşitli iddialar atıldı. Bu iddiaların en çarpıcı yanı ise, deprem bölgesinin afet bölge kapsamı dışında tutulması çin bu önlemin alındığı..

Çünkü, İzmit Adapazarı ve Yalova’nın  bir sanayisi olması ve ülke ekonomisine yön veren bu bölgenin afet bölge ilan edilmesi, vergilerden kredilerden muaf tutulması demek; ekonominin felç olmasını getirecekti.

Bu iddialar deprem sonrasında günlerce tartışıldı..

Deprem bölgesinde tatilini geçirenlerin ve buraya göç ederek yaşamını yitirenlerin geldikleri yerde toprağa verilmesi ve kayıt alınmaması ölümlerin doğal bir ölüm olarak geçmesine bu iddialarına güçlendiriyordu..

 

DEPREM ANITI BİR GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARDI..

17 Ağustos sonrası çok katlı yapılardan oluşan binaların enkazlarının dökülerek Yalova sahilinde oluşturulan 70 bin metre karelik dolgu alanında yapılan deprem anıtı, bir gerçeği de ortaya çıkartıyordu.

17 Ağustos depreminde Yalova’da yaşamını yitirenlerin isimleri yer almamasına karşın, isimleri yazılanların sayısı açıklanan resmi ölü sayısının da çok üstünde oldu.

Depremde yakınlarını kaybeden ailelerin belediyeye başvurmalarının istenmesi üzerine ortaya çıkan gerçek, deprem bölgesinde kayıt dışı ölü tartışmasının ne kadar doğru olduğunu da gündeme getirdi.

Yalova bölgesinde depremde ölenlerinin isimlerinin yer aldığı listelerin kentin değişik bölgelerine, prefabrik konut idare binalarına asılmasından sonra itirazlar ilk günden başladı. İtirazlar üzerine 2504 olarak açıklanan resmi ölü sayısı 17 Ağustostan bir yıl sonra 3 bini aştı.

Üstelik bu sayı birçok ailenin deprem sonrası Yalova dışına göç etmesi ve ölenlerin büyük bir bölümünün yazlıkçılar  olması nedeniyle başvuruların yapılmayışı da göz önünde bulundurulması ölü sayısının hangi boyutta olacağını göstermektedir.

3 bini aşkın kişinin isimlerinin yazıldığı deprem anıtında Yalova’da yazlık evlerinde depreme yakalanarak yaşamını yitiren yazlıkçılar ile yurt dışından Yalova’ya gelen turistlerin de büyük bir bölümünün deprem anıtında isimlerinin yer almadığı ortaya çıktı.

Başta Ankara olmak üzere Türkiye'nin birçok bölgesinde 17 Ağustos depreminde yaşamını yitirenlerin ailece toprağa verildiği mezarlıklarda deprem anıtları yapıldı.

Ülke çapında birçok belediye, deprem bölgesinden kendi kentine gelen cesetleri bir araya getirerek çevre düzenlemesi yaptırarak mezerliktaki o bölgeye "deprem şehitleri adını veriyordu.

 

KAYIPLAR

“Şimdi O Kayıt Dışı !”

O, 40 yaşındaydı. Yaşıtımdı, komşumdu.

17 Ağustosa kadar hep kayıt dışı çalıştı.

Çünkü o iş bulursa çalışanlardandı.

O kimi zaman İzmit’te nakliyeci Gölcük’te inşaat işçisi Yalova’da bir balıkçıydı.

O Yalova’da kayıt dışı çalışan 5 bini aşkın kişiden sadece biriydi. Şimdi ise Marmara denizinde enkazlar arasında bulunan kayıt dışı çalışan cesetlerden sadece biriydi.

O kayıt dışı ekonominin en yaygın olduğu bölgelerden biri olan Yalova’nın, şimdi kayıt dışı cesetlerden sadece biri.

Bizler enkazlar arasında onu ararken kriz merkezi; Yalova’da 7 bin ölü var demişti.

Aradan henüz üç gün geçmişti.

17 Ağustosun ardından stadyum alanı içerisine konulan bilardo masasının etrafında toplanan kriz sözcüklerinin açıklamaları yüreklere su serpti..

”Ölü Sayımız Hızla Düşüyor Du!”

Enkazlar arasında hergün onlarca ceset çıkmasına karşın ölü sayımız nedense düşüyordu. Depremin 4.5.7. Ve hatta 9. Günlerinde enkazlar arasında canlı olarak kurtulanlar olmasına rağmen depremin 3. Gününde (iş makineleri, kurtarma çalışmaları yapıp kenti terk etme endişesiyle)enkazlar büyük iş makineleriyle kaldırılmaya ve denize dökülmeye başlamıştı.

İşte o gün o nun işçi tulumunu görmüşlerdi Marmara denizinde, kendisi gibi kayıt dışı çalışan işçi arkadaşları.

O daha bir hafta önce Yalova’daki arkadaşlarına hiçbir zaman emekli olamayacağını ancak mezarda emekli olabileceğini anlatırken Yalova’nın başka bir yerinde bakan hemşiremiz bu yasanın neden çıkması gerektiğini anlatıyordu.

Ama o nerden bilebilirdi ki bir mezarının dahi olamayacağını.

O kim mi? Adının ne önemi var!

O, hep kayıt dışı yaşayıp çalıştı.

Şimdi ise, yine kayıt dışı..17 ağustostan bu yana yakınlarını kaybedenlerin gözyaşları dinmedi.

Umutlarını hiçbir zaman yitirmeden..

Onları hep aradılar..

Bölge , bölge .. Ceset, ceset..

Arzu Aksu, Sinem Bora , Cemal Güleç, Gürkan Gür ve daha niceleri..

17 Ağustosta kayıpların bulunduğu fotoğrafları , duvarlara ve panolara  asılarak bulunmaya çalışıldı.

Asılan fotoğrafların sayısı ne Yalova stadyumun duvarlarına nede, kriz merkezinin camlarına yetti.

Kuşkusuz deprem kayıplarını burada tek tek isimlerini yazmaya kalksak bu kitabın  yaprakları da bu isimlere yetmeyecek..

 

KAYIP VE PARÇALANAN CESETLER DOLGU ALANINDA MI?

Deprem sonrası enkaz altından yaralı olarak kurtulduğu görgü tanıklarınca doğrulanmasına karşın, bazı kişilerin izlerine rastlanmadı.

Enkaz altından tanınmayacak durumda olan cesetler, başka aileler tarafından karıştırılarak toprağa verildi. Bazı cesetler ise bulunamadı.

Enkaz kaldırma çalışmaları sırasında parçalanan cesetleri moloz yığınları arasında denize dökülmesinden de şüphe edildi.bu şüpheler ise depremin 4 gününden itibaren doğrulanmaya başlandı.

Çünkü enkazların erken kaldırılması iş makinelerinin bilinçsiz bir şekilde enkaz kaldırma çalışmalarını sürdürmesi nedeniyle bir çok ceset parçalandı.parçalanan bazı cesetler ise enkazlarla birlikte dolgu alanına döküldü. Kol ve bacakları bir süre sonra deniz üstüne çıkmaya başladı.

Enkazların atılmasından sonra gündüzleri karga ve martıların akşamları ise köpeklerin dolaştığı dolgu alanı, dünyanın en pahalı dolgu alanı olarak tanımlanıyor. Dolgu alanına çok katlı binalardan oluşan 1000 e yakın apartmanın enkazı döküldü..

Bu dolgu alanının içinde altın döviz çeşitli ziynet eşyaları para ve bugüne kadar bulunamayan bazı kayıp cesetlerde bulunuyor..

Ve hatıralar. Anılarda dolgu alanın altında..

Halime nine de o gün görmüştü torunlarının oyuncaklarını deniz üstünde..

Baba kemal ise enkazdan çıkartamadığı oğluna ait bir küçük eşya, hatıra ve en önemlisi bir fotoğrafını arayıp bulamazken dolgu alanında bir gün sonra güleç yüzlü fotoğrafını yosunların arasınd görmüştü…

Sonrada bir başkası gördü enkazlar arasında komşularının eşyalarını anılarını ve ceset parçalarını..

Ceset parçaları deniz üstüne çıkmaya başlayınca..

Bilardo masasının etrafına dizilen kriz masası da aynı gün karar alıyordu:

Karar aynı gün uygulandı ve dökülen enkazlar derhal dozerlerle ezilmeye başlandı.

Ve ertesi günü bugünkü gibi düz bir alan haline getirildi dolgu alanı..

Böylelikle artık dolgu alanından su  üstüne ne bir eşya , ne bir fotoğraf ne de küçük Dilara gibi enkaz altında kalan naylon bebeği deniz üstüne çıkacaktı..

Ama en önemlisi dozerlerle düz bir zemin haline gelen dolgu alanından artık ceset parçaları da deniz üstüne çıkmayacaktı..

YALOVA’YI TERKEDENLER ..

17 Ağustosun ardından. Emlakçılar, müteahhitler inşaat mühendisleri başta olmak üzere eski ve yeni bazı belediye meclis üyeleri, depremzedelerin acılarının öfkeye dönüşmesinden korkarak kenti terk ettiler..

Depremin ilk o gün sonrasında emlakçiler müteahhitler inşaat mühendisleri bürolarının dışındaki tüm işyerlerinin açıldığı Yalova’da il genel meclisi ve belediye meclis üyeleri depremin ardından 45 gün sonra bir araya gelerek toplantı yapabildiler.

Deprem sonrasında yaklaşık 2000 depremzedenin Yalova Cumhuriyet başsavcılığına başvurarak, son yıllarda çarpık kentleşmeye yol açan, tarım alanlarını imara açan belediye meclis üyelerinin ve bu inşaatlara gerekli denetimi göstermeyerek göz yuman inşaat mühendisleri ile eksik malzeme kullanan müteahhitlerin cezalandırılması istemiyle dava açmasından sonra Yalova’yı terk edenlerin sayısında artış görüldü.

Deprem öncesi 100 aşkın inşaat mühendisinin görev yaptığı Yalova’da bina hasar tespit çalışmaları için bilirkişi olarak sadece ikisi emekli olmak üzere üç inşaat mühendisi görev yapabildi. Bu durum Yalova’da inşaat mühendisi sıkıntısı yaşadığı için hasar tespit çalışmalarını da aksattı.

17 Ağustos depremi sonrasında haklarında tck 455/2 maddesi gereğince “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu birden fazla insanın ölümüne sebebiyet verme” suçundan haklarında dava açılarak giyabi tutuklama kararı verilen müteahhit, mühendis, belediye meclis üyeleri ve binalrın teknik sorumluları kendilerine yönelik davaların açılmasıyla birlikte Yalova’yı terk ettiler.

17 Ağustos sonrasında Yalova cumhuriyet başsavcılığınca toplam 173 dosya incelendi. Bazı dosyaların birleştirerek bu sayı 165 e düştü. Haklarında gıyabi tutuklama kararı verilen müteahhitler, mühendisler ve teknik sorumluların bir bölümü yakalanarak tutuklanırken, bir bölümü de kaçtıktan sonra teslim olarak Bursa e tipi cezaevine gönderildi.

Hemen hemen Yalova’da görev yapan inşaat mühendisleri müteahhitler , belediye başkanı yardımcıları ve belediye meclis üyelerinin önemli bir bölü tutuklanarak cezaevine gönderildiler.

Haklarında tck 455/2 maddesince dava açılanların sayısı 200’ü aştı. Açılan dava sonucunda tutuklanan ve haklarında soruşturma açılarak tutuklama kararı vicahiye çevrilenlerin öneli bir bölümünün 17 Ağustos öncesi ve sonrasında siyasi partilerin il başkanları il yöneticileri ve belediye meclis üyelerinin olması dikkat çekiciydi.

Haklarında soruşturma açılanlar peyderpey teslim olarak bursa e tipi cezaevine gönderildiler.açılan soruşturmalar sonucunda tutuklananlar 10 ila 75 gün arasında cezaevinde yattıktan sonra Yalova’ya dönerek kaldıkları yerden işlerine devam ettiler.

Yalova’yı suçluluk duygu ile terk eden kaçaklar adliye koridorlarında medyayı suçladılar. Kaçaklar medyanın tahriki ve teşvikiyle galeyana gelen ölenlerin yakınlarının kendilerini linç etme girişiminde bulunacakları duygusu ile kaçtıklarını ve teslim olmadıklarını açıkladılar.

Artçı depremlerin devam etmesi ve deprem korkusu nedeniyle Yalova deprem sonrasında tersine göç taşamaya başladı.

Başta İstanbul ve ankara olmak üzere Anadolu’nun değişik kentlerine her gün 20-30 kamyon eşya ile birlikte göç sürüyordu. Depremden yıllar önce Yalova’ya yerleşenler geldikleri yörelere gitmeye başlamıştı..

Yaklaşık 10 bin kişi kısa bir süre içinde Yalova’dan göç etmişti.

Yıllar öncesinde Yalova’ya büyük bir umutla gelenleri büyük bir umutsuzluğa kapılmışlardı.

Üstelik geldikleri gibi gitmiyor, evlerini yakınlarını ve sevdiklerinin kaybetmiş bir şekilde yola koyuluyorlardı..

 

YALOVA’YA RANT AMAÇLI GELENLER

Deprem sonrasında suçluluk duygusuyla Yalova’yı terk edenlerin yanı sıra, Yalova aynı zamanda deprem rantından faydalanmak isteyenlerin de akınına uğruyordu.

Depremin ilk günlerinde Yalova’ya yardım amaçlı geldiklerini ve arama kurtarma çalışmalarına katıldıkları belirtilen keş kargalar öncelikle deprem yataklarında yakalanan enkaz altında kalarak can veren kadınların  kollarındaki bilezikleri çalmaya başlamışlardı.

Enkazları tek tek dolaşan ve buldukları cesetlere sarılarak ağlamaya başlayan ve bir yandan da bilezik kolye alyans gibi değerli mücevherleri çalan hırsızlar kurtarma adı altında enkazlara girerek evlerde bulunan önemli eşyaları cüzdanları çalmaya başladılar.

Yalova halkı acıları ile baş başa kalıp yakınlarının yaşayıp yaşamadığını öğrenmeye çalışırken gün boyu barınacak bir çadır arayışına girerken Yalova’ya rant amaçlı gelen hırsızlar hasarlı binalarda cirit atıyordu..

Birçok hasarlı konutun kapılarını kırarak içeri giren evdeki değerli eşyaları çalanlar birkaç gün sonrada ev eşyalarını “taşınıyoruz” gerekçesiyle kamyonla başka bir kente götürmeye başlamışlardı.

Depremin ilk günlerinde kalabalık gruplar ve aileler olarak Yalova’ya gelen mezar soyguncuları evleri ve cesetleri tek tek soyarken bir yandan da yardımseverlerin gönderdiği gıda yardımlarını kuyruklara girerek, bu yardımlara el koymaya başlamışlardı.

Yalovalı depremzedelerimiz acıları ve anıları ile baş başa kalıp öncelikle kendi yakınlarını bulunduğu enkazların başında arama kurtarma çalışmalarına katılmaktan yorgun düşüp bir şişe pet suyu bulmakta dahi zorluk çekerken kolilerce şişe sularını araçlarına dolduran ve bunları daha sonra bir civarda para karşılığında satan asalaklar boş durmuyordu..

Yolun başını tutan ve gelen her yardım konvoyunun önüne atılan mezar soyguncuları, kendilerini birer depremzede olarak tanıtıyordu..

Kendirlini depremzede olarak tanıtanlar, kamyonları kriz merkezine sokmayıp kalabalık grupları halinde yardımları yağmalamaya başlıyorlardı.

Ellerinde telefonları, altında araçları ile dolaşan yağmacı deprem vurguncuları Yalova’nın muhtelif yerlerine dağılarak gelen tün yardım konvoylarını takip ediyorlardı.

Organize suç şebekelerini aratmayan, deprem talancıları gelen yardım konvoyunun nerde bulunduğunu ne dağıttıklarını cep telefonları ile şebekenin diğer elemanlarına haber vererek orada odaklaşıyorlardı..

O nedenledir ki, Yalova’ya gelen yardımların büyük bir bölümü gerçek deprem zedelere değil, Yalova’ya depremin hemen sonrasında gelenlerle ve kalabalık ailelerden oluşan depremzede olmayan bireyler tarafından paylaşıldı.

Diğer bir gerçek ise yaşamı boyunca çadır ve barınaklarda yaşayan, geçimini el yada at arabasıyla çöp toplayarak sağlayan Romenler, tüm yardım kamyonların başında ailece uzun kuyruklar oluşturdular.

Üstelik yardım kuyruklarında, gerçek depremzedelerle kavga etme pahasına gelen yardımlara el koydular. Bazıları ise daha bursa-Yalova karayolunda yol keserek kendilerini depremzede olarak tanıtıp bu yardım kamyonlarını uzun yıllardır yaşadıkları çadırların bulunduğu bölgeye götürüp bu yardımları burada yağmaladılar.

Genellikle bozulamayacak gıda maddelerini, konservelerin, yağ, un, şeker, çocuk bezlerini, peçeteleri stoklayan bu kişileri, topladıkları bu yardım kolilerini el arabaları ve at arabalarıyla depolarına taşıdılar..

Ancak, Yalova’ya rant amaçlı olarak gelen ve deprem rantının en büyük dilimini yiyen kesim ise, siyasi kimliklerini kullanarak ihaleden ihaleye koşan müteahhitler ve hasarlı binaların onarım işini üstlenen bazı pm büroları olmuştur.

DEPREMDE ÇIKAN SERVET

Arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları sonrasında ortaya çıkan tablo, hırsız ve leş kargaların hangi boyutta çalıştığın da kanıtlıyordu.

Kriz merkezinden yapılan açıklamalarda, enkazdan çıkan kayıt altına alınan para ve ziynet eşyaların miktarı şöyle.

7 Milyar 272 Milyon Türk Lirası

27 Bin 969 Abd Doları,

8 Bin 365 Alman Markı,

3 Bin Fransız Frangı ,

3 Bin Avusturya Şilini,

2 Bin Bulgar Levası

7 Bin İtalyan Lireti…

Çeklerin Ve Senetlerin Pek Fazla İşe Yaramayacağı Düşünüldüğü İçin Teslim Edilen Çek Ve Senet Miktarı İse Şöyle 450 Adet Çek, 128 Adet Senet..

Ziynet Eşyaları:

573 Parça, Bilezik, Yüzük, Kolye Ve Küpe..

Toplam 1 Kg Altın.

64 Adet Kol Saati.

4 Adet Cep Telefonu,

6 Adet Av Tüfeği,

3 Adet Tabanca .

1 Adet Kamera ,

3 Adet Fotoğraf Makinesi,

2 Adet Müzik Seti,

5 Adet Oto Teybi,

4 Adet Radyo,

3 Adet Televizyon

1 Adet Video

2 Adet Bilgisayar

 

SAHTE BELGEYLE ONARIM YARDIMI ..

Deprem sonrasında Yalova’ya rant amaçlı olarak gelenler  ve yardımları talan edenlerin yanı sıra, bide olmayan harlı evine onarım yardım alanlarda bulunuyordu.deprem sonrasında Yalova adı; rantla birlikte anılmaya başlandı. Ve rantın her türlüsü yaşanıyordu.işte bunlardan bir tanesi de olmayan eve, sahte belgeyle hasar tespit raporları..

Yapılan çalışmalar sonrasında Yalova bölgesinde evi olmadığı halde ‘hasarlı evine’kira yardımı alanlar tespit edilmişti.. Bu kişiler, sahte belgelerle depremzedelere tanınan tüm yardım ve olanaklardan faydalanıyordu. Bu kişiler tüm bu yolsuzlukları , temin ettikleri hasar tespit raporlarında bulunan bilgi ve adres bölümlerinde tarifat yaparak, bu bölümlere kendi isimleri ve adreslerini yazarak gerçekleştiriyordu.

Bir başka yöntem ise, belgelerinde tahrifat yaparak tek bir konutta oturan 3-5 kişilik ailelerin her bir ferdi ayrı ayrı başvurda bulunuyordu. Başvurular sonrasında, her bi aile ferdinine de ayrı ayrı depremzelere tanına olanaklardan faydalanıyordu..

 

SAHTE BELGEYLE PRAFABRİK..

Bayındırlık ve iskan bakanlığı tarafından 5216, özel sektör tarafından yaptırılan 448 olmak üzere toplam 5664 prefabrik konutun bulunduğu Yalova’da yüzlerce kişinin hak sahibi olmamasına karşın sahte belgelerle prefabrik konut sahibi oldu.

Resmi belgelerde tahrifat yaparak usulsüz olarak prefabrik konutlara yerleşenler, aldıkları prefabrik konutlarda bu kez yine sahte belgelerle birkaç kez aynı ev eşyası olmasına yüzsüzlüğünü de gösterdiler..

Sahte belgelerle prefabrik konutlara yerleşenler , kriz merkezinden aldıkları eşyasını gösteren belgenin fotokopilerini çekip, fotokopide belirtilen wv eşyalarının bulunduğu listeleri siliyorlarve tekrardan bu belgenin fotokopisini çekiyorlar.

Böylece hiçbir eşyanın alınmadığını gösteren boş belgeyle tekrar tekrar kriz merkezine gidenler bir kez daha aynı eşyaları alıyorlardı..

Birkaç gün içerisinde yüzlerce kişinin sahte belgelerle prefabrik konut talebinde bulunulması üzerine, yapılan araştırmalarda 21 kişilik prefabrike çetesinin izine rastlandı..

Bayındırlık ve iskan il müdürlüğü ile birlikte kriz merkezinin yaptığı incelmeler sonrasınsında yapılan uslusuzluğun büyük boyutlara ulaşması üzerine ilk etapta 350 kişinin sahte belgelerle prefabrike konutlara yerleştiği saptandı.

Kriz merkezi ve bayındırlık iskan il müdürlüğünün suç duyurusunda bulunması üzerine yakalanan bu kişilerin sahte belgelerin, Yalova’ya gelen rant şebekesinde aldıklarını itiraf etmesi üzerine şebeke üyesi 21 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Sahte belgelerle prefabrike konutlara giren 350 kişi valilikçe prefabrik konutlardan çıkartılırken, Yalova cumhuriyet başsavcılığına bu kişiler hakkında, resmi belgede tahrifat ve yalan beyan vermekten ötürü haklarında soruşturma başlattı.

İl Afet Koordinatörü Ve Vali Yardımcısı Abbasoğlu, iyi niyetli yaklaşımların bölgede suiistimal edildiğini yüzlerce kişinin sahte belgelerle bi kaç kez konut ve ev eşyası aldığının belirlendiğini belirterek şöyle konuşuyor:” Resmi belgelerde tahrifat yaparak usulsüz olarak prefabrik konutlara yerleşenler, buradada sahte belgelerle bikaçkez aynı eşyayı aldılar. Ne yazıkki, hak sahibi olupta aynı yardımı birkaç kez aynı eşyayı aldılar. Ne yazıkki, hak sahibi olupta aynı yardımı birkaç kez alanlarıda tespit ettik. Usulsuz davranan hak sahiplerin konutlarının boşaltılma kararını üzüntü duyarak aldık.”

Prefabrike konutlara usulsüz olarak girenlerin sayısının düşünüldüğünün çok üstünde olması ve bu sayının belirlenmememsi üzerine valilik, sorunu tüm hasar tespit raporların yenilenmesini isteyerek çözdü.

Tüm depremzedelerin hasar tespit raporlarının mart 2000 tahrihli olmak şartıyla yenisinin çıkartılmasını isteyen valilik, yolsuzluğun bu şekilde de gerçekleşmesi üzerine başka bir yöntem geliştirdi.bu yönteme göre yeni hazırlanan prefabrik konut barınma bilgi formunda , ev hasar durumu, depremzedenin deprem öncesindeki açık adresi, konutunun elektirik ve su sayaç numaraları ve bugüne karda alınan yardım malzemelerin listesini istemek zorunda kalıyordu.

Ancak alınan tüm bu önlemlerde bu önermelerde pek bir işe yaramıyordu.

Çünkü bu kez yeni bir usulsüz gündeme geliyordu.

Yapılan araştırmalara göre, evi hasarlı olanlar, hem prefabrik konutlarda oturduğu hemde hasarlı evini ise bir başka kişiye kiraya verdiği saptanıyordu.

Bu gerçeğinde ortaya çıkmasından sonra kriz merkezi bir başka önlem alıyordu. Alınan önlemde ise, prefabrik konutlarda kalan ailelerin deprem öncesi ve sonrasında nerede oturduklarının son tarihle belgelenmesi isteniyordu.

Prefabrik konut koordinatör valiliği, prefabrik konutlardan her depremzedenin ve hak sahiplerinin faydalanması uslusuzluğun önüne geçmek için her türlü önlemi almıştı. Ancak alınan tüm önlemlere rağmen alternatif usulsüzlükler hemen hayata geçiyordu.

Hasar tespit belgelerinde konuta ortak olan aile bireyleri deprem öncesi aynı konutta yaşamamasına karşın, ayrı ayrı konu talebinde bulunuyor ve birden fazla konut sahibi oluyordu..

Prefabrik konutların küçük ve tek odalı olması nedeniyle aynı aileden birden fazla kişi prefabrik konut talebinde bulunuyor ve elde edebiliyordu.

Gerçekte aynı  aile  tek bir prefabrik konutta kalmasına rağmen daha fazla prefabrik konut talep etmenin nedeni de kısa bire süre sonra anlaşılıyordu:erzak y a rdımları..

Çünkü yapılan yardımlar aile bireyleri nin sayısın göre değil, prefabrik konutlara göre hazırlanıyordu. Salt daha fazla gıda ve eşya yardımı almak amacıyla tüm bunlar gerçekleşiyordu.

 

ÇELİŞKİLİ HASAR TESPİT RAPORLARI

Hasar tespit raporlarında yapılan çelişkili raporlar deprem sonrasında günlerce konuşuldu ve tartışılmaya da devam ediliyor. Öyleki bu çelişkili raporlar skandal boyutuna kadar ulaştı.

5 katlı apartmanın zemin katına ağır , orta katlara az, üst katlara da orta hasar raporları verildi. Yapılan itirazlar üzerine, az hasarlılar, ağıra ağır hasarlılar ise az hasarlıya dönüşüverdi. Deprem sonrasında bayındırlık ve iskan bakanlığının yaptığı çalışmalar sonrasında bazı binalara orta ve ağır hasar verilmesi için baskı unsuru oldular. Hatta konutlarına ağır hasar verilmesi amacıyla siyasi nitelikli aracı dostlarını devreye soktular.

Çünkü binalara orta veya ağır hasar verilmesi, daha çok para yardımı ve yeni bir konut demekti. Bu işlem ve gayretler depremin üzerinden birkaç hafta geçtikten sonra afet işleri genel müdürlüğünün yaptığı açıklamasına kadar devam etti.

Afet işleri genel müdürlüğünün açıklaması her şeyi, bütün planları alt üst etmişti. Çünkü, afet işleri yönetmenliğine göre birden fazla konutu olup ta ağır hasar olan veya yıkılan konut sahibine sadece bir konut üzerinden işlem yapılacağının öğrenilmesinden sonra her şey tersine dönmeye başlamıştı.

Bu kez konularının yıkılmasını engellemek için daha önce ağır hasar verdirdikleri konutlarına bu kez orta hasara döndürmenin çalışmaları başlamıştı.

Aracı bulanlar amaçlarına ulaşırken, bulamayanlar ise mahkemeye başvurarak verilen tespit kararını bozmaya başlamışlardı.

Ancak Yalova bölgesinde başlatılan tersine hasar tespit raporları büyük bit ölçüde hayata geçmişti. Ve böylece Yalova bölgesi yıkılması gereken binaların orta hasarlıya dönüşmesi ile birlikte şimdiden mezar evlere dönüşüverdi.

Orta hasarı binalara verilen isim :”satılık mezar”

17 Ağustos depreminde büyük hasar alan ancak , az ve orta hasar raporu verilen binalar, artçı depremler , 12 kasım 7,2 düzce depremi ve son olarak hendek 5,8 depreminden sonra daha da büyük yaralar aldı. Bu binalar bugüne karda çökmemesi için önce kalaslar sonrada kolon ve kirişlere çelik kolonlar takviye edilerek yıkılmaması engellendi.

Orta hasarlı binalar Yalova’da bugüne kadar halkın can güvenliğini açık bir şekilde tehdit ederken olası bir depremde bu binaların tamamen yıkılacağına dair inanan konut sahipleri ise, Rüstempaşa ve Bahçelievler mahallesindeki bu binaların camlarına ve duvarlarına “satılık mezar” yazarak tepki göstermeye başladılar.

8 bin 953 orta, 14 bin 566 konut ve işyerinin az hasarlı olduğu Yalova bölgesinde, tüm bunlar yaşanırken çınarcık ilçesinde ise çok daha vahim gelişmeler yaşanıyordu.

Çınarcık belediye başkanı ahmet birinciye ait 6 katlu ve 20 daireli birinci apartmanı, depremin hemen ardından yıkılma tehlikesi bulunduğundan güvenlik şeridi çekildi. Binaya giriş ve kolonlarının ağır hasar görmesinde rağmen, az ve orta hasarlı rapor verildi. Bina 17 Ağustos depreminden hemen sonra tamamen boşaltıldı.

Çınarcık belediye meclis üyesi seçilen Ali Coşkun’a ait apartman işyeri de ağır hasar gördü depremin hemen ardından binanın çökmemesi için kolon ve krişlere, çelik kolonlarla takviyede bulunarak binanın çökmesi engellendi.

Bir başka siyasetçi Beledeye başkanı adayı olan Metin Aykul’a ait Aykul apartmanının kolonları kırıldı. Apartmanın ayakta kalıp çökmemesi için ağaç parçaları ile takviye yapıldı.Bu binaya da orata hasarlı rapor verildi.

Tüm bu gelişmelere tanık olan ve tutanaklara geçiren Çınarcık CHP İlçe  başkanı Halit Durmaz, az hasarlı gözüken binalarda hiç kimsenin kalmadığını öncelikle bina sahiplerinin terk ettiğini söylüyor.

Durmaz, 17 Ağustostan birkaç gün sonra yaşanan gelişmeleri şöyle anlatıyor:”depremin ilk günlerinde bu binalar çınarcıkta bulunan vatandaşlarımızın can  güvenliğini tehdit ediyordu. O nedenle her an yıkılacağı endişesiyle binaların önüne kriz merkezi tarafından güvenlik şeridi çekildi. Ancak, daha sonra nasıl olduysa bu binalara az hasarlı rapor verildi. Bu binalar aynı yede olmasına rağmen ayrı ayrı kişiler tarafından 5.9 1999 günü, az hasarlı raporlar düzenlendi. 14,9,1999 günü ise afet işleri genel müdürlüğü tarafından bu karar onaylandı.”

Durmaz, hasar tespit raporlarının değiştirilmesinin gerekçesini şöyle vurguluyor: “bu apartmanlarda aynı kişilere dair onlarca daire bulunuyor. Binaların yıkılmasın halinde apartman sahiplerine bayındırlık ve iskan bakanlığı tarafından tek bir konut verileceğinden dolayı, az hasarlı rapor alındı. Binalar bu şekliyle küçük bir onarımdan, makyajdan geçtikten sonra, bir başkasına devredilecek.”

Bayındırlık ve iskan bakanlığı deprem sonrasında yaptığı hasar tespit çalışmalarında, binalarda hasar oranı %13’e kadar olan binalara az hasarlı raporu verildi. Hasar oranı %13’ten ,%44’e kadar olan binalara ise orta hasar raporu verildi.

Bakanlık yetkilileri, duvarları çatlamış yıkılmış kolonlarında ufak çatlaklar meydana gelmiş binalarla taşıyıcı elemanlarda hasar olmayan tüm binalara az hasar raporu verirken kolon krişleri tamamen yıkılmış binalarada orta hasar raporu  düzenlendi.

Yalova’nın bir çok bölgesinde binalarda hasar oranı %60 civarında olmasına ve acil olarak yıkılması gereken binalar da orta hasar statüsünde değerlendirildi.

Hasarlı binaların onarım işini üstlenen pm büroları..

17 Ağustos depremi sonrasında deprem bölgesinde başlayan rant paylaşımı , bu kez de hasarlı binaların onarım işini üstlenen mühendislik ve müşavirlik firmalarıyla gündeme geldi. İzmit adapazarı  ve Yalova bölgesinde hasar gören binaların onarım, proje kontrol ve mühendislik, müşavirlik hizmeti vermek amacıyla bayındırlık iskan bakanlığına müracaat eden 1600 mühendislik, müşavirlik bürosundan, sadece 600 ünün müracaatları kabul edildi.

8 bin 953 orta, 14 bin 566 konut ve işyerinin az hasarlı olduğu Yalova bölgesinde bu binaların onarım ve güçlendirme çalışmalarını üstlenen  PM büroları yetkilileri, anakarada Bayındırlık ve iskan bakanlığınca 3 gün devam eden eğitim ve yeterlilik sınavına katıldılar. Yeterlilik sınavını kazanan ve hasarlı binaların onarım işinde görevlendirilenlerin arasında yaptığı binaları çöken müteahhit ve mühendislerde bulunuyor.

Deprem bölgesinde hasarlı binaların onarım, proje kontrol ve mühendislik, müşavirlik hizmeti vermek amacıyla bayındırlık iskan bakanlığına müracaat edenlerin büyük bir bölümü, bayındırlık ve iskan bakanlığı bünyesinde seçici kurul tarafından dosyaları yeterli görülmeyen firmaların müracaatları kabul edilmedi.bayındırlık ve iskan bakanlığı tarafından yeterlilik sınavını aşanların arasında ise, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığın açtığı soruşturma üzerine TCK 455/2 maddesi gereğince ‘ dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu birden fazla insanın ölümüne sebebiyet verme ‘ suçundan hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartılan ve firarda olan inaşşat mühendisleri yer aldı.

Üstelik bu kişiler Türkiye’nin her tarafında aranırken, yurt dışı çıkma yasağı bulunurken Ankara’da bakanlıkta 3 gün eğitime tabi tutularak sertifika ve yeterlilik belgesi verildi.bakanlık bünyesinde oluşturulan seçici kurul tarafından hakkında yeterlilik kararı verilen diğer müşavirlik büroları ise, Türkiye’nin dört bir yanından gelerek deprem bölgelerinde banka açar gibi temsilcilik açmaya başladılar…

 

ORTA HASARLI BİNALAR MAHKEMELİK OLDU

Yalova bölgesinde,PM belgeli bürolarca sürdürülen takviye, onarım güçlendirme çalışmalarının projelere aykırı ve usulsüz bir şekilde yapıldığını belirleyen TMMOB Yalova temsilciliği, orta hasalı binalarda sürdürülen onarım çalışmalarının durdurulması için bölge idari mahkemesine başvurdu.

TMMOB başvuru dilekçesinde, hasarlı binaların onarım işini üstlenen pm bürolarına , hem uygulama hem denetleme yetkisi verildiğini, hazırlanan projelerin ise uygulamada farklı olduğunu öne sürdü. TMMOB ayrıca, bayındırlık bakanlığının yetki verdiği pm bürolarının 12 yıllık deneyim şartının , 15 yıl öncesinden mezun olan mühendislerin adına alınan yetki belgeleriyle delindiği, proje ve onarım çalışmalarının genç ve deneyimsiz mühendislerin uyguladıklarını öne sürdü.

17 Ağustos sonrasında deprem bölgesinde, deprem sektörünün oluştu. Pm belgeli büroların deprem bölgelerinde banka şubesi açar gibi irtibat büroları açtı. İnsanlarımızın acıları kazanç kapısı haline geldi.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi  deprem bölgesinde işsiz kalan bazı emlakçiler komisyon karşılığında pm bürolarına orta hasarlı bina bularak bu işin pazarlığını yapmaya başladılar.  Deprem bölgesinde orta hasarlı binaların nasıl onarıldığını tartışmak bir yana , bu binalara verilen orta hasar tespitlerin doğruluğu tartışılır durumdayken, orta hasar diye gösterilen binalar ayakta zor duruyordu.

Bu binaların onarımları son derece sağlıksız ve deneyimsiz kişiler tarafından gerçekleştiği gibi, onlarım çalışmalarında orta hasarlı binalarda hazırlanan projenin başka uygulanan projenin başka olduğu da saptanarak ortaya çıktı.

Deprem bölgesindeki hasarlı binaların onarım işini üstlenecek pm   bürolarına yetki veren bayındırlık ve iskan bakanlığının getirdiği 12 yıllık deneyim şartı da delindi.

Çünkü, 10 yıl öncesine karda okulundan mezun olanlar bakanlıktan pm yetki belgesi alamadılar. Ama bununda formülünü bulanlar oldu. Eski mezunların üzerine yetki belgesi alan genç mühendisler, deprem bölgesinde proje uygulama ve onarım çalışmalarına başladılar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bakanlık , onarım ve proje işini üstlenen pm bürolarına denetleme yetkisi verdi.

Yani pm bürosu kendi yaptığı onarımı yine kendisi denetledi. Hal böyle olunca da proje aykır onarım çalışmaları yapan pm büroları hakkında da suç duyuruları peş peşe gelmeye başladı.Yalova bölgesinde binaların onarımı için temellerinin iş makineleriyle kazıldı. Hasarlı binalar bu şekilde daha da hasarlı konuma geldi.

Deprem bölgesinde hazır beton tüketiminin çok fazla olması nedeniyle betonlar seri bir şekilde temellere döküldü.temellerin altında neler olduğu hangi ölçüde demirlerin kullanıldığının saptanması mümkün olamadı.

Yaşanan tüm bu olumsuz faktörler üst üste binince, insanların can güvenliğini tehdit eden orta hasarlı binaların onarım kararının iptali için tmmob bölge idari mahkemesine dava açtı. Mahkeme başvuruyu haklı bularak dosyayı Danıştay’a gönderdi.

 

USULSÜZ İHALELER..

Depremin daha ilk haftasında sabahları yatağından rant etme hayaliyle uyanıp, akşam bu rantı elde etmenin rahatıyla yatağa girenlerin sayısı deprem sonrasında bir hayli artmıştır..

İnsanlarımız henüz deprem enkazlarının altında iken..

Düne kadar siyasi olarak birbirlerine rakip olanlar, deprem sonrasında el ele omuz omuza vererek kendilerini kalkındırmak için büyük gayretler gösterdiler.

Deprem sonrasında halkımız henüz barınacak bir çadır bulamazken, farklı siyasi yapılarda bulunanlar nasıl olduysa bir çırpıda bir araya gelerek “ ihale ortaklığı” kurdular..

 

TELEFONLA İHALE!

Depremin ardından henüz 10 gün geçmişti.

Deprem bölgesinde ilk ihale paylaşımı gerçekleşiyordu.

Yalova’da yıkılan ve hasar gören toplam 40 okulun bakım, onarım ihalesi afet işleri yönetmenliği

Ve ihale kanunun 81/1. Maddesinde dayandırılarak uyarlanıyordu. Toplam 300 milyar lira keşif bedeli belirlenen 40 okulun onarım ihalesi 20 inşaat firması verildi. Çünkü ihaleler alınmıştı. Milli eğitim müdürlüğü bünyesinde oluşturulan komisyon, 40 okulun onarım işini yapabilecek inşaat firmalarını kağıt üstünde belirlemiş ve telefonlar açılarak “ siz şu okulun onarım ihalesini şu bedele verdik hayırlısı olsun” denilmiştir.

Tüm bu işlemler yapılırken her şey afet işleri yönetmenliğinin 81. Maddesine dayandırılıyordu. Yönetmenliğe göre ihaleyi alacak olan inşaat firmalarını belirleme yetkisi ihaleyi verecek olan kurumlara bırakıyordu. Milli eğitim müdürlüğü bu inisiyatifini kullanırken daha önce yaptıkları inşaatların kalitesi ve yeterlilik konumu da yasa gereği göz önünde bulundurulması gerekiyordu.

Ancak, milli eğitim müdürlüğünün telefonla ihale verdiği inşaat sahipleri partilerin il başkanları, il yöneticileri, belediye meclis üyeleri olması daha da ötesi bugüne kadar yaptıkları binaların depremde yıkıldığının ortaya çıkması ülke çapında ve Yalova’da yeni bir deprem yaratmıştı.

Tepkiler üzerine ihale iptal ediliyor ve bu kez telefonla değil, inşaat sahiplerinin de katılımıyla milli eğitim müdürlüğünde çekilişle gerçekleşiyordu.

Yapılan çekilişler sonrasında nasıl olduysa torbadan aynı isimler aynı ihaleleri alıyordu.

İhale paylaşımının belgelerinin ortaya çıkması ile ulusal basın bu olayı “Yalova depremi” olarak gündeme getiriyordu.

Tepkilerin büyümesi üzerine Yalova valisi Nihat Özgöl bir yazılı açıklama yaparak ihalelerin verilme gerekçesini şöyle ifade ediyordu.

“.. İlimizde 1999-2000 öğretim yılı başlangıcı 13 elül 1999 olarak tespit edildiğinden okullarımızın bir an önce öğretmen ve öğrencilerimizin psikolojik olarak etkilenmeyeceği ve huzurlu bir şekilde bulunabilecekleri mekanlar olması için ihaleler gerçekleştirildi. Devlet ihale kanunun 81/ 1. Maddesi gereğince yapılan işlemlerde yasaya aykırı herhangi bir husus bulunmamaktadır.”

Yapılan resmi açıklamalara karşın depremin ilk ihalesi skandal boyuta ulaşması üzerine konu başkalar kurulunda gündeme gelmişti. Başbakanlık, iç işleri, milli eğitim ve bayındırlık bakanlığı ayrı ayrı soruşturma açarak, Yalova’ya ihale paylaşımını araştırmak üzere müfettişler göndermek orunda kalmıştı.

Başbakanlık teftiş kurulunu, üç ayrı bakanlıkta kendi bünyesinde oluşturduğu araştırma komisyonu Yalova’da yapacağı inceleme sonrasında hazırlayacağı raporlar sonrasında soruşturma açılıp açılmayacağına karar verecekti. Yalova’ya gelen ve incelemelerde bulunan ‘araştırma komisyonu’ doğrudan ihaleyi veren kuruluşları ziyaret ederek araştırmalara başladılar.

Oysa, rant paylaşımı belgesini ele geçiren ve bunu kamuoyuna yaptığım haberlerde ilk duyuran olmama karşın, günlerce Yalova’da incelemeler, araştırmalar yapan komisyon üyelerinin hiç birisi görüşüme veya bilgilerimi ihtiyaç duymamışlardı.

Ve sonuçta beklenen de olmuştu. Yalova’ya gelen araştırma komisyonu üyeleri geldikleri gibi gitmiş, yaptıkları araştırma sonuçlarına dayanarak konunun araştırılmasına gerek görmemişlerdi..

 

RANT PAYLAŞIMI PREFABRİK KONUTLARDA..

Bayındırlık ve iskan bakanlığı tarafından yaptırılacak 5216 prefabrik konut yapımı için ihaleye giren batık ve iflas etmiş şirketlere ihaleler verildi. Bunun en somut örneğide Yalova bölgesinde prefabrik konut ihalesini alan kızılkanat inşaat şirketi.

Merkezi İzmir de bulunan kızılkanat inşaat, depremden sadece 1 ay önce temmuz 1999 tarihinde iflas istemiş ve konkordato ilan etmişti. Konkordato ilan etmiş şirketin Trilyonlarca ifade edilen bir ihale alması ve bayındırlık ve iskan bakanlığının bu şirketi göz ardı etmesi kafaları karıştırmıştı.

Yalova’nın birçok bölgesine, özellikle çınarcık yolu üzerindeki prefabrik konutların yapımını üstlenen kızılkanat inşaat firmasının yetersiz malzeme kullandığı, alt yapı çalışmalarına ağırlık vermediği şikayetlere neden olmuştu. Bu şikayetlerin yerinde incelemek için şirketin çınarcık yolundaki ofisine yöneldiğimde, şirketin üst düzey yöneticisi ve bayındırlık iskan il müdürü bülent kantarcı ile birlikte bölgede inceleme yaparken görüyorum.

Halktan gelen şikayetleri ve talepleri bayındırlık ve iskan il müdürü bülent beye ve kızılkanat firmasının teknik sorumlusu uğur beye aktarıyorum. İl müdürü, eksikliklerin kızılkanat şirketi yetkilisi “ bizler ihale şartnamesine göre iş yapıyoruz şartnamede belirtilmediği için alt yapıda ve elektrik tesisatlarında ve diğer sorunlara karışmayız” yanıtını veriyor.

Şirket yetkilisi “ burada il müdürü varken sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun?”Diyor. Gazeteci olduğumu söylüyorum..

Şirket yetkilisine bu kez, kızılkanat firmasının iki ay önce konkordato ilan ettiklerini, bunun doruluk derecesini öğrenmek istediğimi soruyorum. Aldığım yanıt ise tüyler ürperticiydi.” Evet bu doğru, ama bizler Marmara depremi ile birlikte yeniden dirildik. Eğer bu deprem olmasaydı, binlerce işçimiz işsiz kalacak ve bizlerde yok olacaktık.”

“ Depremle Dirildik.. Depremle Dirildik.. Depremle Dirildik.., Depremle Dirildik..”

İşte bu sözler o günden bu yana hep kulaklarımı çınlatır..

Ne yazık ki, deprem enkazları üzerine leş kargaları gibi üşüşenlerin sayısı sanıldığı kadar az değildi.

Her taşın, her enkazın altında ölülerimiz bir bir çıkarken ..

Enkazların altında yeniden hayat bulmak için kurtarılmayı bekleyen onlarca insanımız yaşam savaşı verirken..

Depremle dirilenlerin beklemeye tahammülü yoktu..

Onlar, depremde rant elde etme savaşı veriyordu..

Ve dedikleri gibi birlikte dirilmişti…

 

RANT PAYLAŞIMI DEVAM EDİYOR…

Ülke genelinde bir çok batık şirketler, deprem bölgelerinde ihaleler olarak yeniden dirildiği gibi, bir çok paravan şirketler aracılığıyla deprem bölgesinde yeni işadamları ve sektörler türedi..

İngiltere ve Türkiye arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmek amacıyla 17 Ağustos depreminden sonra Türkiye’ye gelen ve Yalova’da incelemede bulunan İngiltere devlet bakanı Bicky Raynsford’un düzenlediği rapor sonrasında İngiltere deprem konsersiyomu Yalova’nın yeniden yapılanması için Bayındırlık ve iskan bakanlığı ile 50 milyon dolarlık yatırım anlaşması imzaladı. Anlaşmanın imzalanması en çok yeni ihaleler bekleyen ve sektör değiştirerek inşaat sektörüne atılanları sevindirdi. Bu anlaşmanın ardından dünya bankası, ulusal ve uluslar arası kuruşluşraın Yalova’ya aktardığı yardımlarla Yalova’ya yeniden yapılandırılacaktı.

Ancak yeniden yapılandırma çalışmalarına el atanların kimlikleri tartışma yaratmaya başlamıştı

İhaleler artık gizli bir şekilde değil açık bir şekilde paylaşılıyordu.

Daha düne kadar Nalburiye dükkanında çimento satanlar, çöp toplama işinden, prefabrik konutların çevresine çit çekme işlemine kadar her türlü ihaleye girerek amaçlarına ulaştılar..

Büyük ihalelere gücü yetmeyenler ise, enkazların kaldırıldığı açık alana çiçek dikme, yeşillendirme işine soyunmuşlardı..

Hiçbir ihaleye gücü yetmeyenler ise 17 Ağustos depreminde yaşamını yitirenlerin gömüldüğü mezarlık bölümünün parke taşı döşemesine ve mezarlığın yeşillendirilmesine talep etmişti.

İhale işi öyle bir boyuta ulaştı ki, yaşamı boyunca hiçbir ihaleye giremeyenler” ihale işinden anlayan uzman sekreterler aranıyor.” İlanı verebilecek kadar ileri gitmişlerdi..

 

DÜNYA BANKASI PROJESİ NASIL HAYATA GEÇTİ…

Deprem sonrasında ekonomik ve psikolojik dengesi bozulan depremzedelerin geçici istihdamına yönelik proje kapsamında asgari ücretle 6 ay süre çalışacak 100 yakın işsize iş bulma umudu umut verici bir gelişmeydi..

Yapılan duyurular üzerine binlerce kişi Yalova İİBK başvuruda bulundu..

Ancak bu yanlış bir adresti…

Yanlış adrese gidenler hayal kırıklığına uğradılar..!

Çünkü doğru adres referansla gidenlerin eli boş dönmesi neredeyse mümkün değildi..

Böylece yüzlerce, kişi dünya bankası projesi kapsamında iş imkanına sahip oldular..

İş bulanların önemli bir bölümü işe gitmese de, maaşları düzenli olarak ATM kartlarına yatırıyordu..

Çalışanların diğer bir önemli bölümü belediye hizmetlerinde ve siyasi açılış ve toplantılarında aksesuar olarak kullanılıyordu..

Açılış mı olacak!

Derhal dünya bankası projesi kapsamında çalışan görevliler hazırlanıp yola çıkıyordu..

Hatta siyasi bir partinin genel başkanını karşılamak için şehirler arası yolculuk yapacaklar, burada kuru kalabalık oluşturacak tim olarak hazır bir vaziyette bekletiliyordu..

Elbette yapılan tün hizmetin karşılığı olduğu gibi, dünya bankası çalışmaları! Bu hizmetlere kayıtsız kalamazdı..

Ve nihayet 17 Ağustos 2000 tarihinde Başbakan Yardımcısı Anap Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ı karşılayarak ortaya çıkmışlardı..

Üstelik büyük bir pankartla.

Deprem anıtını açılışında pankartlarıyla gele ekip taşıdıkları pankartı herkeisn görebileceği yere asarak duygularını pankarta şöyle yansıtıyordu:”  Bizlere İş İmkanı Sağlayan Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ,İş ve İşçi Bulma kurumuna Teşekkür Ederiz”

İmza:” Dünya Bankası Projesi Çalışanları…”

 

UNİCEF’İN 1 ABD DOLARI NASIL 50 CENTE DÜŞTÜ!

Unicef, deprem sonrasında Yalova bölgesinde eğitim gören deprem çocuklarının daha iyi beslenmesi için bir ay boyunca her öğrenciye 1 Abd doları karşılığında gıda yardımı talebinde bulundu.

Her öğrenciye 1 dolar tutarındaki gıda yardımları ise bir süre sonra neredeyse 40 cente kadar düştü. 20 bine yakın öğrencinin eğitim gördüğü Yalova’da dünya bankasının her öğrenciye, 1 abd dolarlık yardımı da ihale edilerek öğrencilere sandviç olarak ödendi.

Unicef’in nakit olarak verdiği yardımlar, milli eğitim müdürlüğünün organize ettiği ihalelerle, öğrencilere her gün kumanya olarak ödendi.

Gıda sektöründe bugüne kadar hizmet etmemiş kişilere verilen ihaleler sonrasında 1 adet sandviç ve bir meyve suyundan ibaret kumanyaların her gün kalitesi bozulmaya başlamıştı.

Birkaç gün sonra ise kalite gitmiş, kumanyaların kendileri bozulmaya başlamıştı.

Her öğrenciye der arasında verilmesi gereken ve 1 dolar değerinin altında olmaması gereken kumanyaların denetiminin olmaması, sağlıksız koşullarda paketlenmesi bir çok sorunu ve şikayetleri de gündeme getirmişti.

Bir gün beyaz peynirli , bir diğer gün ise yumurtalı olarak hazırlanan sandviçlerin ve bir kutu meyve suyunun değeri ise ancak 50 cent civarındaydı.

Tüketimin çok fazla olması ve ihaleyi alan kişilerin branşın uzman olmaması nedeniyle günler öncesinden haşlanan yumurtalar, kesilen peynirlerin, salamların soğuk hava depolarıd a muhafaza edilmemesi üzerine, kumanyalar okula gelmeden bozulmaya başlıyordu.

Çocuklar kumanyaları çöpe atarak sadece kendilerine verilen bir kutu meyve suyu ile yetiniyordu.

Yoğun şikayetler üzerine harekete geçen Yalova il tarım müdürlüğü, sandviçler üzerinde yaptığı incelemelerde insan sağlığına zararlı maddelerin bulunduğuna dair rapor veriyordu.

Tepkiler üzerine nihayet milli eğitim müdürlüğü unucef’in yardımı keserek, faturayı depremzede çocuklara gıda yardımı vermeyerek ödettirme çabasına girmiştir..

Unicef’in deprem çocuklarına göstermiş olduğu yardım ve duyarlılık, beceriksiz yöneticilerin ve bölgedeki deprem rantının kurbanı olmuştu..

 

YARDIMLAR NEREDE ?

17 Ağustos depreminden sonra Yalova’ya gelen yardımlar halen tartışılmakta.

Yalova’da yaşayan herkesin dile getirdiği ve birbirine sorduğu soruların başında “yapılan yardımlar nerede?” Oluyordu. Deprem sonrasında her siyasi partinin kendi tabanına sahip çıkması, gelen yardımları siyasi partilerin amblemlerin bulunduğu poşetlerde dağıtılması tepkilere neden oluyordu.

Özellikle siyasi konumdaki vakıfların yaptığı yardımlar bu vakfa yakın olan siyasi partilerin ileri gelenlerinden alınan referanslarla, yazılı notlarla gerçekleştirilmesi ise ayrı bir tartışma konusuydu.

Siyasi partilerin bu ayrıcalıklı tutumu sonucunda bir çok depremzedenin bu yardımlardan yoksun kaldığı görüldü. Böylesi bir afet ortamında dahi siyasi davranılması siyasi rant el etme grişimlerine yönelik tepkiler giderek büyüyordu..

Siyasi rantın giderek katmerleşmesi üzerine depremzedeler çadır kentler de bir araya gelere tepkilerini şöyle dile getiriyorlardı:

“Bölgede yapılan yardımların yerine ulaştırılması konusunda kamuoyu nezdinde şüpheler oluşturmaktı. Bölgeye yapılan yardılar arsında bulunan mini buzdolapları, jeneratörler gibi pahalı ihtiyaç maddeleri ve beyaz eşyalar nerede? Deprem yardımları siyasiler tarafından yandaşlara dağıtılan bu yadımların halkta oluşan şüphelerin giderilmesi için kime verildiğinin açıklanmasını istiyoruz”.

 

SİYASİLERE  ÖFKE..

Deprem sonrasında yapılan yardımların siyasi parti ve gruplar tarafından yanlı olarak gerçekleşmesinden sonra, bu kez de bir başka soru gündeme geliyordu.siyasi partilerin üst düzey yöneticiliğini yapan ve aynı zamandan depremde birçok konutun yıkımından sorumlu tutulan kişilerin, müteahhitlerin, siyasi parti yöneticilerin, eski ve yeni belediye meclis üyelerinin evlerinin hasar görmediği halde kamu kuruluşlarına ait dinlenme tesislerinde kalıyorlardı.

Evleri yıkılan ve yakınlarını kaybeden gerçek depremzedelerin ise çadır kentlerde barınmak için yoğun bir uğraş veriyordu.

Evleri yıkılan bir çok aile açıkta kalırken, sahil şeridinde bulunan kamu kuruluşlarına ait tarım orman bakanlığına bağlı tarım işletmeleri genel müdürlüğü, bahçe kültürleri araştırma enstütisü, milli eğitim bakanlığına bağlı, öğretmenler dinlenme tesisi, zirai donatım kampı dinlenme tesisi Yalova’da ileri gelen kamu görevlileri ve siyasi partilerin il ve ilçe yöneticileri tarafından parselleniyordu.

Depremzedeler, Depremden hemen sonra kampların parsellendiğini. Akşamları bun kamplarda , siyasilerim hiçbir şey olmamışçasına, çilingir sofraları kurduğunu, depremzedelere yapılan tüm yardımlardan da bu kişilerin faydalandıklarını yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardı.

Ve artık tepki kitlesel bir eyleme dönüşüyordu.

Kamu kuruluşlarına ait kamplarda depremzede olmayanlar barındırılması, yapılan yardımların dağıtımında siyasi partilerin kendi yandaşlarını kayırması üzerine tepki gösteren depremzedeler, her türlü denetimin TSK’y e devredilmesi ve kalıcı konutların yapımına kadar, askerin deprem bölgesini terk etmemesi için imza kampanyası başlatıyordu.

İlk olarak Atatürk ağaç müzesi Mehmetçik çadır kentinde barınan depremzedelerin başlattığı imza kampanyasında ilk gün 20 bin imza toplanmıştı. 2. Gün ise imza kampanyası Tigem çadır kentine sıçramış ve burada da toplam 6 bin imza toplanmıştı.

İmzaların sayısı her geçen gün artıyordu…

Depremzede halkın neredeyse ikiye bölünmesi TSKmensuplarında da rahatsızlık yaratmaya başlamıştı…

Askerler, deprem bölgesini terk etmeyeceklerini birkaç kez dile getirse de depremzedeler ısarlı bir şekilde TSK’nin kendilerinin yanında ve gelen yardımların tsk denetiminde gerçekleşmesini istiyorlardı.

Tsk mensuplarının, çadırkentlerde yaptığı konuşmalarda deprem bölgesini depremzedelerin talep ettiği sürece, askerin burayı terk etmeyeceğini söylemesi, depremzedeleri yeniden harekete geçirmişti.

Depremzedeler bu kez toplanan imzalara bir üst yazı yazarak bu imzaları Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmaya gönderiyorlardı.

Depremzedeler İmza Toplama Gerekçesini İse Üst Yazıyla Şöyle İfade Ediyorlardı:

“.. TSK mensuplarının denetiminde bulunan çadırkentlerde bizlere yapılan yardımlar, depremzedelerin siyasi kimliklerine göre değil, insani amaçla yapılıyor.

TSK herkese eşit birim şeklinde kucak açıyor. Tsk’nin burayı terk edeceğini öğrendik. Askerin kışlasına dönmesi ile birlikte, çadırkentlerin denetimini siyasilere devredilecektir. Buda yanlı ve siyasi ayrıcalığı gündeme getirecektir biz aşağıda imzası olan depremzedeler , çadırkentlerin yönetimlerinin tsk ‘de olmasını istiyoruz..”

 

SORGULAYAN VE SORGULANANLAR…

17 Ağustos depreminden sonra toplum ikiye ayrılmıştı: Sorgulayan ve sorgulananlar.

Bir zamanların elma ve çiçek bahçeleri ile ünlü Yalova’da deprem anında, sağlam çıktıkları evlerinden kaçacak yeşil alan bulmadıkları için başka bir binanın altında kalarak yaşamını yitiriyorlardı. Deprem enkaz adlında kalmaktan kurtulanlar, bir araya geldiklerinde sürekli geçmişi ve gelecekleri sorgulamaya başlamışlardı.

 

SORGULAYANLAR..

17 Ağustos depremin ardından geçen 1 yılı aşkın bir süre sonrasında da Yalovalılar, 45 saniyenin getirdiği korkunç bilançonun olumsuz etkilerini üzerinden atamamıştı.

Çadır kentlerde. Prefabrik konutlarda bir araya gelen deprem zedeler geçmişide sorgulamaya başlamışlardı. Deprem sonrası ortaya çıkan deprem vurgunları , hasar tespit ve ihale yolsuzlukların yanı sıra her bir çadırda barakada , prefabrik konutlarda ayrı ayrı dile getirilen ancak en çok vurgulanan konulardan biri çarpık kentleşmenin getirdiği acı fatura oldu.

Sorgulanan ise Yalova’nın 1. Derece deprem bölgesi olmasına karşın bataklıkların, tarım alanlarının sorumsuzca imara açılarak buralara çok katlı binalara izin verilmesi.

Birkaç yıl öncesinde adı elma ve çiçek bahçeleri ile anılan Yalova’da yaşamını kaybedenlerin bir bölümü deprem sırasında yıkılmayan evinden sağ kaçan, ancak çevresindeki çok katlı binaların üzerine çökmesi sonrası yaşamını yitirenler oluşturdu. Yalovalılar “45 saniyenin bu kadar uzun bir süre olduğunu ve Yalova’nın beton yığınına dönüştüğünü biliyorduk “ diyerek söze başlıyorlar ve şöyle devam ediyorlardı:” bir çok kişi panik halinde iki üç katlı evlerinden sağ çıktılar, ancak çevresindeki çok katlı binaların çökmesiyle birlikte bu binaların enkazı altında kaldılar.

Kaçacak yeşil alan bulamadık. Yalova’nın beton yığınına dönüştüğünü ilk kez o an anladık”

Çarpık kentleşmenin hangi boyuta ulaştığını 17 Ağustos depremi ile kanıtlayan Yalovalılar, Yalova’nın Adapazarı gibi birkaç kez yıkılmaması için tarım alanlarının imara açılmasına, çok katlı binalara imar izin verilmesini talep ediyrlar artık.

Yalova’nın akciğerlerini oluşturan tarım alanlarının bilinçsizce talan edildiğini, bölgede inşaat halindeki binalrın de depremle birlikte yıkıldığını belirterek, depremin birkaç yıl olması halinde can kaybının çok daha fazla olacağını vurguluyor.lar

 

SOSYAL DEVLET SORGULANIYOR…

17 Ağustos sonrası çadırkentlerde, prefabrik konutlarda dile getirilen ve önemi anlaşılan diğer bir konu ise sosyal devlet.

Deprem sonrasnda 20 bin kişinin tarım bakanlığına ait arazilerde 3 bin kişinin kamu kuruluşlarına ait sosyal ve eğitim tesisler bünyesinde, 2 bin kişinin ise deniz yolarına ait vapurlarda, bin kişin ise, turban’a ait tesislerde barındığı Yalova’da sosyal devletin önemi ancak deprem sonrasında kavrandı.

Deprem sonrasıda ssk ve devlet hastanelerinin ücretsiz sağlık hizmeti vermesi, tür telekomun ve deniz yollarının bir sürede olsa depremzedelere ücretsiz hizmet vermesi bir toplum için sosyal devletin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkardı.

Depremzedeler, bugüne kadar özelleştirme kavramını tartışmasalar da özelleştirme politikalarının ne kadar hayati bir konu olduğunu yaşayarak öğrenmişlerdi. Yalovalı depremzedeler “ tüm bu kamu kuruluşları bugünlerde özelleştirilmek isteniyor. Deprem sonrasında bir süre de olsa iletişim ve devlete ait ulaşım araçları, hastaneler ücretsiz hizmet verdi. Eğer bu kamu kuruluşları özelleştirilmiş olsaydı bizler ne yapacaktık” diyor.

Prefabrik konutların ve çadır kentlerin özelleştirilmek istenen kamu arazileri üzerinde kurulduğunu, bu kamu kuruluşların daha önceleri özelleştirilmesi halinde, Yalova halkının ne çadır nede prefabrik konu yapımı için yeşil alan bulamayacaklarını vurgulayan depremzedeler “ artık önce sosyal devlet “ diyorlar..

 

ÖRGÜTLÜ TOPLUMUN ÖNEMİ DEPREMLE BİRLİKTE KAVRANDI.

17 Ağustos devreminde evleri yıkılanların ilk etapta yardımlarına ulaşan sivil toplum örgütlerinin arama ve kurtarma çalışmalarına organize bir şekilde katılması Yalovalı bireyleri örgütlü topluma dönüştürdü.

Toplumun çok daha örgütlü olmasıyla çok daha fazla insanın yaşamının kurtarabileceğini deprem sonrasında kavraya Yalovalı depremzedeler öncelikli olarak kendi bünyelerinde örgütlenerek Yalova depremzede derneğini kurdular.

Dep- der ‘in kurulmasından bir süre sonra doktorlar, eczazılari mimarlar, mühendisler, avukatlar ve muhasebeciler’den oluşan Yalova akademik meslek odaları birliği kuruldu. Bu örgütlenmeyi Yalova çağdaş yaşamı destekleme derneği, inşaat işçileri derneği ve Yalova belediyesi arama kurtarma birliği takip etti.

Örgütlü toplumun eksikliğinin Yalova bölgesinde deprem anında çok daha fazla kavrandı.

Sendikalı işçilerin Yalova bölgesinde pek fazla etkin olmaması üzerine, Yalova dışındaki bursa ve Orhangazili işçiler iş makineleri ile gelen kurtarma çalışmalarına başladılar.

Asilçelik işçilerinin yoğun olarak arama ve kurtarma çalışmalarına katıldığı gözlenirken aynı zamanda fabrikalardan taşındıkları yemekleri deprem zedelere dağıttılar.

Yalova dışındaki sivil toplum örgütleri ve sendikalar ile konfederasyonlar, sıcak yemek servisi ve arama kurtarma ekipleri oluşturdular.

KIZILAY ENKAZDA

17 Ağustos depreminden sonra kurtarma çalışmalarına aktif bir şekilde katılan ilk ekip israil oldu. Bugüne kadar saygın bir konumda olan Kızılay ise adeta enkaz altında kaldı. 17 Ağustos depremi bir Kızılay gerçeğini de ortaya çıkardı. Kızılay’ın ilk günlerde Yalova’da yaraların sarılmasına yönelik çalışma yapması beklenirken, enkaz altında kalanlara para karşılığı kefen sarıyordu.

Üstelik her şeyini yitirmiş insanlarımızdan para karşılığında kefen bezi satıyor, defin edilecek cesetlerin yakınlarından tüm bu hizmetler için kendilerin bir bedel ödenmesini talep ediyordu..

Kızıl’ın trilyonluk bütçesinin olmasına karşın, 19. Yüzyılda kullanılan yırtık ve su alan çadırları ise ayrı bir tartışma konusuydu.

 

KIZILAY KAÇAK İŞÇİ ÇALIŞTIRDI..

17 Ağustos depreminden sonra Kızılay’a ait çadırkentlerde ve değişik hizmet alanlarında çalıştırılmak üzere kızılay tarafından işe alınan depremzede işçilerin asgari ücretle, sigortasız ve kaçak olarak çalıştıkları ortaya çıktı.

Fazla mesai yapan işçilere ise Kızılay, mesai ücreti yerine, bölgeye gönderilen yardım paketlerinden erzak dağıttı.Yalova merkez ve ilçeler olmak üzere kızılay’ın deprem sonrasında Yalova’da işe alınan işçilerin sayısının 200 olduğu ancak deoprem bölgesinde deprem bölgesinde görev yapan ve ankaradan gelen kadrolu 30 kızılay görevlisinin dışında çalışanların ssk’ya bildirimlerin yapılmadığı ve kaçak işçi statüsünde çalıştıkları belirlendi.

17 Ağustos depremi sonrasında Kızılayın kayıt dışı ekonomiyle çalıştıkları Yalova, Çiftlikköy ve Çınarcık ilçelerinde kurulan kızılaya ait çadırkentlerin alt yapı, mutfak ve depolarında çalıştırılan işçilerin , işe giriş bildirgelerinin kızılay tarafından ssk  Yalova bölge müdürlüğüne verilmedi.

 

ÇELİK KAPILAR ÖLÜ SAYISINI YÜKSELTTİ.

İmara açılmasıyla birlikte çok  katlı binaların ortaya çıktığı ve “ zemin mahallesi’ olarak anılan Hacımehmet ovasında çelik kapıların kullanılması, ölü sayısının artırmasına neden oldu.

Bine yakın kişinin yaşamını yitirdiği bölgede, deprem sırasında üst katlardan aşağıya inen ancak çıkış kapısının toprak altında kalması nedeniyle binalardan çıkamayanlar merdivenl boşluklarında ölüme yakalandılar.

Yukarı çıkmak isteyenler ise merdivenlerin çökmesi ve çelik kapıların sıkışması üzerine, giriş katının bir üst katına tırmanarak çıkmalarına rağmen kapılarının çelik olmasından ötürü kapıları açamadılar.

Bazı binaların giriş katları, giriş kapılarıyla birlikte toğrağa gömüldü. Üst katlara çıkmak isteyenler, panik nedeniyle kapıların anahtarlarını alamadıkları için çelik kapılarını açamadılar.

Merdivenlerde yada giriş kapıları önünde bekleşenler daha sonra meydana gelen sarsıntılarla binalarının enkazları altında kaldılar.

Deprem anında bazı konutların yıkılmamasına rağmen hasar görmesi, yan yatması üzerine bazı çelik kapıların yamulmasıyla kapıların açılmadığı ortaya çıktı.

Çelik kapıların sağlamlığı ve birçoğunun sıkışması nedeniyle kapılarını açamayanlar artçı depremlerle birlikte binalarının altında kalarak yaşamını yitirdiler.

Arama kurtarma çalışmalarında bir çok kişinin giriş kapıları önünde üst üste yığılmış cesetleri bulundu. Enkazdan günler sonra kurtulanlar şöyle konuşuyordu:

“çelik ve demir kapıları bir türlü açamadık. O nedenle depremden hemen sonra dışarı çıkamadık. Bina deprem esnasında değil daha sonra yıkıldı. Çelik ve demir kapılar, depremde ölü sayısının artmasına neden oldu.”

 

LPG TÜPLERİNİN HORTUMLARI KOPTU..

Yalova’da bir çok binanın enkzaı altında yara almamasına ve üstünde beton olmamasına karşın, bazılarının devrilen ocaklara bağlı tülerinin vanadan kapatılmaması nedeniyle çevreye yayılan gazdan ötürü zehirlendiği belirtildi.Enkaz kurtarma çalışmalarına katılan doktorlar, zehirlenerek ölen insan  sayısının bir hayli fazla olduğunu da doğruladılar.

 

SORGULANANLAR..

17 Ağustos sonrasında, konutları yıkılan, yakınlarını kaybedenlerinin başvurusu üzerine açılan kamu davası ile onlarca kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Yalova cumhuriyet başsavcılığına TCK’nın 455/2. Maddesi gereğince haklarında ‘tedbirsizlik, dikkatsizlik sonu birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme” suçundan yaklaşık 200 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Yalova’da görev yapan, müteahhit, mühendis, mimar ve teknik elemanlar ile binaların tus sorumlulukları bulunanların hemen hemen büyük bir bölümü  hakkında soruşturma başlatılarak haklarında gıyabi tutuklama kararları çıkartıldı.

Haklarında soruşturma açılan, yapılan duruşmalar sonrasında tutuklama kararları çıkanların bir bölümü Yalova’yı terk ederken, bir bölümü de teslim olarak cezaevine gönderildi.

Haklarında açılan soruşturma üzerine tutuklama kararı çıkması nedeniyle Yalova’yı terk edenlerin arasında, belediye başkanları, belediye başkan yardımcıları, belediye meclisinin eski ve yeni üyeleri ile siyasi partilerin, müteahhit, mühendis il başkanları, yöneticileri de bulunuyordu..

Ancak, açılan soruşturmaların en önemli davaları, deprem bölgesinde yıkımın en çok gerçekleştiği, Veli Göçer, Yüksel İnşaat, Aydın Kent Ve Ceylan Kent Yazlık Siteleri Yordu.

Ülke çapında infial yaratan yazlık sitelerin sahiplerinin siyasi kimlik taşıması tartışması konusu olurken, site sahiplerinin deprem öncesinde yaşamını yitirmesi davanın da seyrini değiştiriyordu.

Sonuçta yapılan bu ilk duruşmalar sonrasında bir tek Veli Göçer tutuklanarak cezaevine gönderiliyordu..

17 Ağustos Marmara depreminde, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine yaklaşık 700 kişinin yaşamını yitirdiği ceylan inşaata bağlı ceylan kent,yüksel inşaata bağlı yüksel sitesi  ve aydın inşaata bağlı aydın kent sitesinin sahiplerinin önceki yıllarda yaşamını yitirmesi üzerine site sahiplerinin varislerine ve inşaatta görevli tüm teknik sorumlular hakkında, tck’nun 455/2. Maddesi gereğince ‘tedbirsizlik dikkatsizlik sonucu birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme’ nedeniyle deprem sonrasında 26 eylül 1999 günü dava açtı.

Çiftlikköyde yazlık sitelerinin bulunduğu bölgede 173 çok katlı bina çökmüş, 700 ‘ü aşkın kişi yaşamını yitirirken yaklaşık 1500 kişide çeşitli yerlerinden yaralandı.

Yalova Cumhuriyet Başsavcısı Metin Fadıllıoğlu, depremin hemen ardından hukuk sürecinin başlatıldığını, adliyede görev yapan hakim, savcı ve bütün görevlilerinin özveriyle görevini yerine getiridğini ancak kamuoyunda sıkça tartışılan ve ölüm olayının en fazla olduğu yazlık sitelerle ilgili, görevli savcıların çok titiz bir soruşturma gerçekleştirdiğini, yıllar önce yapılan sitelerin sorumluların ve teknik kişilerin bulunmasında bazı zorluklarla karşılaşmasına rağmen söz konusu inşaat firmaları hakkında dava açıldığını söylüyordu.

Ve nihayet ilk kamu davasının duruşması ceylan kent yöneticileri hakkında gerçekleşiyordu.

Duruşmada müdahil avukatlar, engin cimen ve bülent utku , sanıkların tutuklanmasını ve yurt dışına çıkma yasağı konulması talebini sanık avukatı müvekkilinin T.C. tarihinin yurt dışında en büyük ihalesini aldığını, Cumhurbaşkanı ile birlikte inşaatların temelinin atılacağını bu nedenle tutuklanma talebinin red edilmesi istemesi ve mahkemenin bu talebi kabul etmesi üzerine ceylan kent mağdurlarının tepkilerine neden oldu..

Ceylankent depremzedeleri mahkemede” yargıya siyaset karışmıştır. Yurt dışında ihale alanlar, bizlere mezar yapa hakkına mı sahip olacaklar. Bizlerin çocuklarını tasarlayarak öldüreni  tutuklayamazsınız, çünkü yargının gücü ceylan holdinge yetmez. Burada bir kez daha  enkaz altında kaldık. Ama yargıda enkaz altında kaldı’ diye bağırarak kararı protesto ediyordu.

Ceylankent tatil sitesinde yakınlarını kaybeden çok sayıda kişinin hazır bulunduğu duruşmada, müdahil avukatlardan Avukat Ergin Cinmen, Cumhuriyet Başsavcılığın açtığı soruşturma sonucunda, bilirkişiler tarafından yapılan incelemelere, tanzim edilen raporda ceylankent yöneticileri ve inşaat mühendislerini  suçlu bulunduğunu, 455/2 maddesi gereğince dava açıldığını, ancak aynı suç kapsamında bulunan ceylankent yöneticileri tutuksuz yargılanırken teknik sorunlar hakkında gıyabı tutuklama kararı çıkartıldığını, bununda büyük bir çelişki olduğunu savunuyordu.

Aydınkent, Yüksel İnşaat Ve Ceylankent Yazlık Sitelerinde Yüclerce İnsanın yaşamını yitirdiği bir davanın 5 metrekarelik bi odada yapılması, hem hem depremde yakınlarının kaybedenlerin hem de müdahil avukatların yoğun tepkilerine neden oldu.

Duruşmalarda, İTÜ. inşaat fakültesi öğretim üyelerinin yazlık sitelerde yaptıkları araştırmalarda, binalarda gerek proje gerek donatım malzemesi ve işçiliği açısından önemli hatalar bulunduğunu belirten müdahil avukatlar, yaptıkları savunmalarda “ çok daha fazla kar elde etmek amacıyla, inşaatlarda yeteri kadar malzeme kullanılmamıştır. Bunun sonucunda da yüzlerce insanımız bu binalarda yaşamını yitirmiş, yüzlerceside yaralanmıştır’ görüşünü savunuyorlardı.

 

MAHKEMEDE SKANDAL…

17 Ağustos depreminde yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği Sazak’lara ait Yüksel Sitesi varisleri hakkında Yalova Cumhuriyet Başsavcılığına TCK 455/2 maddesince “dikkatsizlik ve tedbirliksiz nedeniyle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan açılan soruşturmanın duruşmasında bir adli skandal yaşanıyordu.

Yalova adliye hukuk mahkemesinin 15.09.1999 tarihinde yüksel sitesi ile ilgili olarak res’en atadığı bilirkişi Prof. Dr. Çetin Yılmaz’ın, 1994-1995 yılları arasında yüksel inşaatın proje danışmanı olduğu ortaya çıkıyordu. Mahkemenin res’en atadığı bilirkişinin yaptığı araştırma ve raporlar  üzerine açılan duruşma mahkemenin seyrini de değiştiriyordu.

ODTÜ inşaat bölümü öğretim üyesi prof. Dr. Çetin Yılmaz’ın, yüksel inşaatın proje danışmanlığını yaptığını, ODTÜ araştırma, geliştirme ve uygulama müdür vekili Ömer Güner, mahkemeye sunduğu açıklamayla doğruluyordu.

Mudahil Avukat Turgut Kazan, bugüne kadar yapılan duruşmalarda bilirkişi raporlarının gerçeği yansıtmadığını defalarca mahkemeyi sunulduğunu, hazırlanan raporlarında düzmece olduğunu ileri sürüyordu.

Ve Bu Belge İle Turgut Kazanın İleri Sürdüğü Savların Ne Kadar Doğru Olduğu Ortaya Çıkıyordu. Müdahil Avukat Turgut Kazan, Mahkemede Yaptığı Savunmasında “Yalova’da yaşanan facia , ankarada çözümlenmek istiyor. İtü. Yalova’ya yakınken odtü’den bilirkişi talep edilmesi zaten yanlıştı. Bu yanlış , hukuk ayıbını da ortaya çıkardı.”Diyordu..

 

DURUŞMALARDA TMMOB, MÜDAHİL TARAF OLDU.

Aydınkent, Ceylankent Ve Yüksel İnşaat Sitelerinde, Tmmob Başvuran Depremzedeler , Duruşmalara TMMOB’nin Müdahil Taraf Olarak Katılmasını Talep ettiler. Başvuru Üzerine TMMOB, Duruşmalara Müdahil Olarak Katılma Kararı Aldı. TMMOB Merkez Yöneticilerinden Celal Beşiktepe Yapılan Araştırmalar Sonucunda Çöken Yazlık Sitelerde, Gerek Proje Gerek Donatım Malzemesi Ve İşçiliği Açısından Önemli Hatalar Bulunduğunu Öne Sürüyordu.

TMMOB yaptığı açıklamada şu görüşlere yer veriyordu:

‘Çok daha fazla kar elde etmek amacıyla, inşaatlarda yeteri kadar malzeme kullanılmadığı oratya bilirkişi raporları ile kesinlik kazanmıştır. Sorumsuzluk ve rant elde etme sonucunda da yüzlerce insanımız bu binalarda yaşamını yitirmiştir. Ne yazıkki rant çevreleri deprem sonrasında her tarafı kuşatma altına almıştır. Bazı meslek taşlarımızın rant çetelerine alet olması ise utanç vericidir.”

 

CEYLANKENT'E TRİLYONLUK TEDBİR..

Aydınkent Ceylankent Ve Yüksel İnşaat Siteleri Yöneticileri Hakkında, Yaloca Cumhuriyet Başsavcılığınca Tck 455/2 maddesince “ dikkatsizlik ve tedbirsizlik nedeniyle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan açılan soruşturmaların ardından, deprem zedelerde tazminat davarlı açmaya başladılar.

Ceylankent Tatil Stesinde Yakınlarını Kaybedenlerinin Açtığı Maddi Ve Manevi Tazminat Davsında Depremde Hayatını Kaybeden Her Kişi İçin Ortalama 240 Milyar Lira Tazminat Talebinde Bulundular.

Ceylankent Sitesinin Yanında Bulunan Ceylan İnşaata Bağlı 108 Dönümlük Araziye Tedbir Konulmasını Talep Eden Müdahil Avukatların Bu Talebini, Yalova Asliye Hukuk Hakimi Yusuf Cantepe Yerinde Bularak kabul etti.

 

ÇINARCIK, VELİ GÖÇERLE GÖÇTÜ..

17 Ağustos öncesi gazetelere verdiği büyük reklamlarla birlikte “gelin sizin yuvanızı yapalım” sloganıyla ünlenen Veli Göçer arsa ofisi sahibi veli göçere ait çınarcık ve Kocadere’deki sitelerin yıkılması üzerine yüzlerce kişi yaşamını yitirdi.

Yalova Cumhuriyet Başsavcılığının hakkında açılan dava sonrasında tutuklama kararı çıkan veli göçer, İstanbul’da saklandığı evinde yakalandı. Tutuklanarak Yalova adliyesine getirilen Göçer, linç edilme tehlikesi yaşaması üzerine duruşmaları Konya’da devam etti

Veli Göçer, yaptığı savunmalarda, kendisinin müteahhit değil, pazarlamacı olduğunu ancak depremin büyük ve şiddetli olması nedeniyle binaların yıkıldığını öne sürdü. Göçerin öne sürdüğü bu iddialar üzerine galeyana gelen depremzedeler, Çınarcık’ta bulunan Veli Göçer arsa ofisi bürolarını yağmalayarak camlarını kırdılar.

17 Ağustos depreminde Çınarcıkta Veli Göçerin dışında birkaç tane binanın yıkıldığını, ancak göçerin kamuoyununda tanınması ve binalarının çürük çıkması üzerine çınarcıkta turizmin öldüğünü, yazlıkçıların bir daha gelmemek üzere bölgeyi terk ettiğini öne süren Çınarlıklılar göçere ait boş konutların camlarını kırarak tepkilerini gösterdiler.

 

VELİ GÖÇER BEŞ PARASIZ ÇIKTI…

Veli Göçer’in tutuklanması ve 5 ay sonra tahliye dilmesi ile birlikte bu kez, Veli Göçer aleyhinde tazminat davaları açılmaya başlandı.

240 depremzedenin kişi başına 10 milyar olarak açtığı tazminat davasının hiçbir duruşmasına katılmayan Veli Göçer, cezaevinden çıktıktan sonra tüm mal varlığını da elden çıkardığı ortaya çıktı. Veli Göçer’in gıyabında yapılan tazminat davası duruşmalarında, veli göçerin mahkemeden mal varlıklarına ve bankalardaki hesaplarına ihtiyadi tedbir koydurma talebini uygun bulan mahkeme heyeti yaptıkları araştırmalarda veli göçere ait bir gayri menkul bulamadı. Veli  Göçer hakkında açılan tazminat davarlın tüm duruşmaları bugüne kadar sanıksız gerçekleşirken, müdahil Avukat Fedai Doğruyol, açılan soruşturmalarda tam bir adli skandal yaşandığına dikkat çekiyor.

Veli Göçeri’n Konya cezaevinden çıktıktan sonra kayıplara karıştığını, açılan tazminat davalarının duruşmalarına katılmadığını vurgulayan av. Fedai Doğruyol yapmış olduğu açıklamada davanın seyrini şöyle özetliyordu.

“ Veli Göçer arsa ofisinden konut alan mağdurların konutlarının bazıları tamamen yıkıldı. Büyük bir bölümünün de  ev eşyalarının kullanılmayacak duruma geldi. Mağdurlarımız can kaybının yanında önemli bir mal varlığını da kaybetti. Mahkemeden veli göçer arsa ofisine ait mal varlıklarına ve bankadaki hesaplarına ihtiyati tedbir koyduracak hiç bir şey bulamadık. Üstelik yüzlerce konutu olduğu bilinen göçere ait tek bir konut bulmadık”

 

SORGULANANLAR SORGUSU..

17 Ağustos sonrasında mimarlar, müteahhitler, inşaat mühendisleri ve teknik sorumlular mahkemede verdikleri ifadelerde ise yapı yönetmenliğini değil, depremi, doğayı ve yumuşak zemini suçladılar.

Müteahhitler, 17 Ağustos depreminin yüzyılın bir afeti olduğunu, depremin şiddetinin çok yüksek ve konutların altından fay hattı geçtiğinden ötürü yıkımların gerçekleştiğini iddia ettiler.

Yazlık site sahip ve yöneticileri yaptıkları savunmalarda, Yalovanın 1. Derece deprem bölgesi içerisinde olmadığını bu bilgilerinde bilirkişi rapolarında mevcut olduğunu ifade ettiler.

Müteahhitler, Yalova’nın 1. Derece deprem bölgesi kuşağı altında olduklarını ilk 1970 ‘li yılların sonunda öğrendiklerini bu süre içinde de yazlık sitelerin inşasının başladığını ileri sürdüler…

Müteahhitler savunmalarını şöyle gerçekleştirdiler:

Yalova Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliğine

Dosya no: 1999/1036

“Bizler bilim adına ve toplum yararına doğru bildiğimiz ilkelerden taviz vermeden, bu yönde mücadele verirken, bizleri yasa boğan yüzyılın afeti olarak adlandırılan deprem sonrasında, inşaatlarımızla ilgili kalitesiz , eksik malzeme, uygulama hatası, kontrolsüzlük ile ihmalkarlık gibi suçlamaları kabul etmemiz mümkün değildir.

İnşaat müteahhidi ve kontrol mühendisleri olarak, ihtisaslaşmış ve sorumlulukları olması gereken mühendislerin hazırlıkları belediye onaylı rapor ve tatbikat statik projelerini verilmiş olan ruhsat’a dayanarak, inşaat yapımında uygulamasını ve kontrollerini en iyi şekilde yaptık..

Yapılacak yargılamada, inşaatların fenni sorumlusu ve müteahhidi olarak kusurumuz olmadığı ortaya çıkacaktır.

İnşaat yaptığımız alanlarda zayıf zeminin (killi tabaka)  mevcudiyeti büyük felaketin ana sebebi olduğu bilim adamalarınca da kabul edilmiştir. İmar durumuna ve imar yönetmeliklerine uygun yaptığımız binalarımızın hatalı veya olmayan toprak ile zemin raporları neticesinde yıkılmasından sorumluluk kabul etmememiz  gerektirmektedir.

İnşaatlarımızda kesinlikle yıkanmış Adapazarı çakılı, yumuşak Karabük demir çelik demiri ile portland çimento projesinde belirtilen ölçülerde kullanılmıştır. Beton dozuna ve sulanmasına azami duyarlı davranılmıştır.

Bizler hiç hak etmediğimiz suçlamalar karşısında kaybettiğim itibarımızı yüce türk adaleti karşısında tekrar kazanmak istiyoruz…”

 

OYSA GERÇEK ÇOK FARKLIYDI.

Çünkü ülkemizde ilk kez 1945 yılında bakanlar kurulu kararı ile yürürlüğe giren deprem haritasında Yalova 1. Derece deprem bölgesi içerinde yer almaktadır.

Bakanlar kurulu, depremin haritasını belirledikten sonra 12 temmuz 1945 gün 3/ 2854 kararıyla ilk deprem haritasında 1. Derece deprem bölgesi görülün Yalova’yı “büyük hasara uğrayacak bölge” ilan etmiştir.

20 aralık 1947 yılında ise bayındırlık bakanlığı “ Türkiye yer sarsıntısı bölgeleri yapı yönetmenliğinde” Yalova başta olmak üzere; bucak, kasaba ve köyleri kapsayacak şekilde bu bölgeleri günümüze kadar çıkardığı ve dönem dönem yenilediği deprem haritalarında 1. Derece yıkıma uğrayacak bölge ilan etmiş ve deprem haritalarında bunu açık bir şekilde belirtmişti..

1945 yılında bakanlar kurulunun kararı ile, büyük hasara uğrayacak bölge ilan edilen Yalova’nın yapı yönetmenliği de 1947 yılında bayındırlık bakanlığının genelgesi ile belirlenmiştir.

Bu genelgeye göre; Yalova da yapılacak olan binalarda aranan ve yapılması gereken koşullar açık bir şekilde ifade edilmiş ve bakanlığın yapı yönetmenliği gereği “ Yalova bölgesinde yapılacak binaların temel altında en az 10 cm. kalınlık ve 150 doz. Tesviye betonu yapılacaktır” denilmesine rağmen, yıkılan binaların enkazlarında yapılan bilirkişi raporlarında bu yönetmenliğe uyulmadığı orataya çıkmıştır.

Bakanlık “ depreme karşı koruyucu betonarme perde duvarı ve bu duvarın 20 cm. Kalınlığında, 16’lık çubuk demir kullanılma zorunluluğu” getirmiştir.

Ancak, deprem sonrasında yapılan araştırma sonuçlarına ve bilirkişi raporlarına göre, Yalova bölgesinde yapılan ve yıkıma neden olan binalarda, yukarıda sözü edilen deprem perdesinin yapılmadığı tespit edilmiştir.

 

SAKAT VE EVSİZ KALANLAR..

Sakat Kalanlar:

17 Ağustos depreminde ölü ve kayıpların sayısı tam olarak bilinmediği gibi sakat kalan insanlarımızın sayısı da bilinmemekte. Çünkü, deprem sonrasında konutları yıkılan, yakınlarını kaybeden veya sakat kalanlar, yıllar önce geldikleri Yalova ya, ailesinden eksik bireylerle bir daha gelmemek üzere Yalova yı terkettiler.

Depremde sakat kalanlar gerekli iş olanakları yeteri kadar sağlanamadı. Dünya bankasının geçici istihdama yönelik projelendirdiği çalışmalarda sakat kalanlar göz ardı edilirken bazı kişilere ise ayrıcalıklı davranıldı.

17 Ağustos un ardından resmi rakamlara göre 58 sakat depremzede, çarpık kentleşmenin bir sonucu olarak Yalova ya miras kaldı. Ancak bu konuda da resmi rakamlar çelişkilerle dolu.

Çünkü resmi veriler, iş ve işçi bulma kurumuna  iş bulmak için başvuran depremzede sakatlardan oluşuyor.

Peki ya diğerleri?

İşte bu konuda da kesin ve somut bir sayı bilinmiyor.

 

EVSİZ KALANLAR..

Acılar paylaştıkça azalır dediler.Ve o gün karar aldılar depremde yakınlarını kaybedenler.

Birbirlerine destek olacaklar, acılarını paylaştıkça azaltacaklardı.

Deprem çadırlarında bir araya geldiler.

Ama acılar paylaştıkça çoğaldı deprem çadırlarında. Gözyaşları sel oldu çadır kentlerde  her bir çadırda hıçkırık ve ağıtlar yükseliyordu. Gecenin sessizliğini yırtıyordu Tigem çadır kentinde yükselen bir çocuğun feryadı. Depremin üzerinde birkaç gün geçmesine karşın çocuklar halen geceleri yataklarından sıçrayarak uyanıyor ve ağlıyorlardı.

Çünkü, deprem binlerce kişiyi evsiz bıraktı.

Binlerce kişi, çünkü evsiz kalanların sayısıda kesin olarak bilinmiyor. Yalova’da inşaat sektörünün birkaç kişinin elinde olması, bir kişin en fazla birkaç konutunun olması, bu konutlarda kiracı olarak oturanların sayısının tespitini de zorlaştırıyordu.

O nedenle, Yalova’da yaşayanların önemli bir bölümü kiracı olduklarından ötürü hak sahibi olamadı. Bir bölümü ise yıkılan evlerde kiracı olduğunu dahi kanıtlamakta zorluk çekti.

Bunun en önemli kanıtıda; 17 Ağustos depreminde Yalova bölgesinde 10 bin 201 konut tamamen yıkılırken, toplam 5058 kalıcı konutun yapılması, açıkta kaln ailelerin sayısını da gözler önüne seriyor.

Yalova ya bağlı Soğucak köyünde 35 hektarlık arazi üzerine , 504, Çınarcık ilçesinin Çalıca köyüne 50 hektarlık arazi üzerine 1602 Altınova ilçesine bağlı Çavuşçiftliği ve Geyikdere köylerinde 130 hektarlık alana 2952 bin olmak üzere toplam 5058 kalıcı konut yapılıyor. 1300 kişinin kalıcı konu yerine 6 milyar parayı tercih etmesiyle yaklaşık, 4 bin ailenin evsiz kaldığını ortaya koyuyor.

BÖLÜM-2 DEPREM ÖYKÜLERİ

 

KÖPEĞİN TÜKÜRÜKLERİ BİR AİLEYİ ÖLÜMDEN KURTARDI.

38 Yaşındaki Selami Ateş Bağlarbaşı Mahallesi  Safranyolunda Bulunan 4 Katlı Evinde Oturuyordu. Deprem anında Yalovafm radyosunda canlı yayında telefonla bağlantı kurmuş ve radyoda kendi sorunlarını , siyasi liderlerin taklidini yaparak dile getiriyordu.

Selami Ateş, deprem öncesinde sık sık radyo ile bağlantı kurup, siyasi liderlerin dışında çeşitli hayvanların seslerini de taklidini gerçekleştiriyordu.

İşte deprem öncesi de bu gecelerden biriydi.

Deprem anında da bu taklitlerinden birini gerçekleştiriyordu.

Birdenbire sarsıntıyı hissedince canlı yayında “galiba deprem oluyor” dedikten sonra elektrik , sonrada telefon hatları kesiliyordu. Elinde telefonu bıraktığı gibi eşi ve çocukların yanında soluklandı. Evleri depremin ardondan yan yatmış ancak yıkılmamıştı..

Çocuklarını eşiyle birlikte 4. Kattan yan yatmış olan binadan güçlükle aşağıya indi.

Aşağıda gördüğü manzara korkunçtu.

Çevresindeki binalar yıkılmış ve kulakları sağı eden insan çığlıkları her tarafı kaplamıştı. Ailesine sarılarak çok şükür bizim ev yan yattı ama yıkılmadı hepimiz kurtulduk dediği anda 4 çocuğundan birinin yanlarında olmadığını fark etti…

Köksal, köksal diye bağırmaya başladı.

Eşi, “köksal yukarda evde kaldı” diye ağlamaya başladığı anda, baba selami ateşte oğlunun yan yatmış binadan seslerini duyuyordu.

Karar verdi tekrar evine gidip oğlunu kurtaracak ve aşağıya inecekti..

Kapının önüne geldiğinde binanın tüm merdivenlerinin çöktüğünü gördü..

Komşusundan aldığı bir fenerle, merdivenleri olmayan ancak merdiven kenarlarında bulunan demir korkuluklara tırmanarak 4 kata çıkmaya başladı..4 kattan aşağıya inmeyi başardıkları anda bina yeniden sallanmaya başladı

Uzun bir uğraştan sonra 4. Kata çıkmayı başardı.

12 aşındaki oğlu Köksal ile kucaklaşarak “şimdi bu demirlere sımsıkı sarılarak, kayarak aşağıya birlikte ineceğiz sakın korkma ellerini demirlerden bırakma” diye tembihledi.

4 kattan aşağıya inmeyi başardıkları anda bina yeniden sallanmaya başlamıştı. Ve birkaç saniye içinde 4 katlı bina tek kat haline gelip, Selami Ateş ve oğlu Köksal enkaz altında kalmıştı..

İşte bundan sonrasını Selami Ateşin Ağzından Dinleyelim:

“Evin tamemen çökmesi üzerine oğlumla birlikte yan yana kolonların arasında sıkışmıştık. Oğlum köksalın kafası bacaklarımın arasına sıkışmıştı.saatlerce her ikimze ağlayarak simsizi duyurmaya çalıştık. Biliyordum ki kardeşlerim ve eşim ile çocuklarımın dışarıda olması onların yaşadığını biliyor olmam umudumu yitirmememe neden oldu..”

Enkaz altında kaldığı sürece en çok oğlunun bacaklarının arsına sıkışması nedeniyle nefes almasını engellediği için vicdan azabı çekmeye başladığını, sağ kolunda vücudunun altında kaldığını ve üzerindeki betonlar nedeniyle kolunu kımıldatamadığını ve saatlerce hiç hareket edemeden öylece kaldığını sözlerine ekleyen Selami Ateş, enkaz altında yaşadıklarını anlatmaya şöyle devam ediyor:

“İlk 24 saat yardım istemek ve beklemekle geçti. Dışarıdaki sesleri bağırtıları biz duyuyorduk ama onlar bizim sesimizi duyamıyordu. Çocuğum bağırıyor ve artık neredeyse ölmek için dua ediyordu. Canı çok yanıyordu. Hiç hareket edemiyordu. Ben ise sadece kafamı biraz oynatıyordum.

Sağ kolum ise altımda kalmıştı. O kolumu hiç hareket ettiremedim . Bir süre sonrada altık o kolumun olmadığını hissetmeye başladım.. Ancak başımın üstene betonun düşmemesi bizim tek şansımızdı. Betonla yüzüm arasında sadece birkaç santim vardı. Diğer enkazlar üzerimizdeydi. Sol kolumu oynatabiliyordum. Ama oğlum Koksal’ın hareket etmesi mümkün değildi. Bacaklarım ve betonların arasında sıkışıp kalmıştı. İkinci gün üzerimize düşen kolunun altında ezilmemizi engelleyen şeyin banyonun termosifonu olduğunu anladım. Oysa bütün dairelerin banyolarında şofben bulunuyordu. Bir tek 1. Katta bulunan kiracının banyosunda termosifon vardı. İşte o zaman durumumuzun çok daha vahim olduğunu ilk defa o an anladım. Bizler kendimizi halen 4. Katta olduğumuzu zannediyorduk. O an anladıkki, evimiz altüst olmuş. Umudumuzu işte o an yitirdik ve ölmek üzere olduğumuzu kendimizi inandırdık. Nefes almakta artık zorluk çekiyorduk. Binanın enkazlarından çıkan tozlar burun deliklerimizi, ağzımızı her tarafımızı kaplamıştı. Konuşmakta dahi zorluk çekmeye başladık. Oğlumun zaman zaman bayılması sesini çıkartmaması beni zaten öldürüyordu. Ölmekten değilde oğlumun acı çeke çeke ölmesine tanık olmaktan korkuyordum.”

Selami Ateş, enkazın altında ikinci gün, oğlunun şuurunu ve bilincini kaybetmesinden korktuğunu, o yüzden sık sık oğluyla çeşitli konularda konuştuğunu , ancak bir ara umudunu yitirerek oğluyla birlikte ölümü kabullendiğini söylüyor.

Depremden sonra dışarıda üç beş dakika kaldığını, gördükleri manzaranın etkisiyle, depremin değil bir kıyametin koptuğuna inandığını belirten Selami Ateş “ gördüklerimi enkazın altında bir kez daha yaşadım. Ben ana kadar depremin sadece Yalova’da değil, bütün dünyada olduğunu biliyordum.” Diyor…

Enkazın 2. Günü oğluyla artık vedalaşmaya başladığını, oğlunun bir ara evlerinin neden yıkıldığını sorması üzerine bütün dünyada kıyametin koptuğunu binaların yıkıldığını oğluna anlatan Selami Ateş “ oğlum Köksal, depremin ne olduğunu dahi bilmiyor. İlk yaşadığı bir deprem bu. Bana, baba ne oldu diye sorunca deprem değil kıyamet koptu oğlum. Bütün binalar yıkıldı.. Ama koskoca bu dünyada birkaç kişi kaldı, bunların arasında annen ve kardeşlerinde var .. “ diye konuşuyor..

Oğlu koksal’ın annesinin ve kardeşlerinin yaşamasına çok sevindiğini, kendisinin ne zaman öleceğini sorması üzerine , ağlamaya başladığını söyleyen Selami Ateş, enkaz altındaki 2. Gününü şöyle anlatıyor.” O kadar çok toz yutmuştuk ki, artık çok zor nefes alıyorduk. İş makinelerin seslerini duyuyordum . Bir ara çok umutlandım bizi kurtarmaya geldiler diye, ama gelmediler. Sonra önce oğlum sonra ben bayılmışım. Neler oldu, kaç saat kaç gün bayıldım o an hiç anlamadım. Bir ara öldüğüme ve ruhumun yaşadığına inandım. Oğlumun hiç sesinin çıkmaması ve hareket etmemesi bir an önce ölme duygusunu hissettirdi bende, ama öyle bir şey ki ölmek istesen de bunu gerçekleştirmek mümkün değil. Hareket edemiyorsun. Oturup ölümü bekledik, nasılsa açlık ve susuzluktan ölecektik.. Bari bir an önce acı çekmeden ölelim diye çok yalvardım.. Ama neden açlığı hiç hissetmedik, bir tek toz yutmamız su ihtiyacımızı çok daha fazla bize hissettiriyordu…” Oğlunun öldüğüne tam inanmışken, bacaklarını arasında hareket etmesi ve konuşmaya başlamasıyla umutlandığını, oğlunun su su diye yakarışlarının halen kulağında çınladığını anlatan Selami Ateş, enkaz altındaki 3. Günün ve kurtarılış hikayesini gözleri parıldayarak şöyle anlatıyordu:

“ Oğlum ve ben birbirimizle helalleşmiştik, bizler için  hayat artık bu kadarmış deyip adeta son duamızı yapmıştık.. Bir süre sonra oğlum Köksal’ın  sesi soluğu kesilmişti. Benim bilincim yerindeydi. Yavaş yavaş uykum gelmeye başlamıştı. Gözlerim kapanmak üzereydi. Biliyordum ki gözlerimi kapattığım anda ölecektim ve ölmek için gözlerimi kapattım.. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum bir köpek sesiyle uyandım. Köpek bacaklarımın arasında oğlumu kokluyordu. Sonra bana geldi. Hayatımda köpekten korktuğum kadar hiçbir hayvandan korkmuyordum. Ama artık her şey değişmişti. Çünkü zaten ölmek üzereydim. Ölümü bekleyen bir insanın hiçbir şeyden korkmasına gerek yok.hatta köpeğin yanıma gelmesine çok sevindim. O ana her yer zifiri karanlıktı ve köpeğin tüyleri yüzüme temas ediyordu. O an  o kadar çok sevindim ki anlatamam ama tüm bunları sanki hayal görür gidi yaşıyordum. Taki. Köpeğin dilini ağzımda hissedinceye kadar. Köpek diliyle ağzımı burnumu temizliyordu. İşte o köpeğin tükürükleri beni susuzluktan ölmekten kurtarmıştı. Köpek tüm bunları yaptıktan sonra başımızda bekleyip havlamaya başladı. İşte o an hayata dönüşün umudu yaşadım.. Biraz rahatlamıştım. Hem daha rahat nefes alıyordum, hem de susuzluğum giderilmişti. O köpeğe sarılmayı o kadar çok istemiştim ki ama kımıldayamıyordum.. Oğlum Köksalın sesini duymam, onun nefesini bacaklarımın arasında hissetmem beni adeta yeniden hayata döndürmüştü. Bir yandan köpek havlıyor, bir yandan da ben imdat diye bağırıyordum.. Birkaç saat sonra Türkçe konuşmayan bir kişinin sesini duydum . Ve o ana köpek yanımdan ayrıldı ve o sesin geldiği yere yöneldi. Birkaç saat sonra aynı köpek ve iki kişi yanımıza geldiler. Oğlumu bacaklarımın arasından sıyırıp kurtardılar… bir süre sonra bir kez daha gelip beni de enkaz altından kurtardılar. Tüm bu olanlara inanamamıştım. İşte bir mucizevi gerçekleştiriyorduk. Artık yaşıyorduk. Bir sedye ile ambulansa konularak sahra hastanesine götürüldüm. O an kurtarıcımla göz göze geldik. Onlar benden çok daha fazla seviniyordu. Kolumun hareket etmediğini bir kez daha ambulansta hissettim kolum umurumda dahi değildi. Ben ve oğlum o enkazdan sağ olarak kurtulmuştuk ya artık hiçbir şey umurumda değildi..”

Selami Ateş, çocuklarını eşini yakınlarını bir kez daha görmenin onların sıcaklığını hissetmenin dünyanın en güzel şeyi olduğunu üç gün boyunca vücudunun altında kalan sağ kolunun uyuşukluktan ötürü ne acısını nede kolunu hissettiğini belirterek “ bir görevli yanıma geldi kanayan koluma bakarak kangren olabilir deyince kolumu hatırladım. Kolumu unutmuştum” diyor..

Selami Ateş ve oğlu ambulansla birlikte sahra hastanesine yönelirken bir mucize daha gerçekleşiyordu. Kendisini sahra hastanesine geldiği anda çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yalova Vekili Yaşar Okuyan ile göz göze geldi. Sedye üzerindeyken Bakanın kendisine doğru gelerek stadyumda  kurulan sahra hastanesine inen askeri bir helikopteri, kendisi gibi yaralılarla birlikte bursa devlet hastanesine götürmek üzere talimat verdiğini belirten Ateş “ Ağır yaralı hastalar ölmekten ve bizlerde sakat kalmaktan kurtulduk. Bursa da 2 ay boyunca tedavi gördüm. Kolum iyileşti, psikolojik ve fizik tedavi gördükten sonra yaşama yeniden merhaba dedim..”

Selami Ateş’in depremden buyana unutmadığı olay ise kurtarıcılarıyla ilgili.

Selami Ateş bu olayı şöyle anlatıyor:” Köpeği bir insan gibi eğitmişler. Köpek önce bizlerin nefes almamızı sağlamak için ağzımızı ve burnumuzu diliyle temizledi. Sonra tükürükle bizim su ihtiyacımızı karşıladı. Eğer bu köpekler olmasaydı, bizler bugün hayatta olamayacaktık. O günden bu yana gördüğüm her köpeği sevmek, sarılmak istiyorum” .Selami Ateşi’n unutamadığı diğer bir an ise, hayatında hiç görmediği ve bir daha göremeyeceği kurtarıcıları. Selami Ateş” Fransız ve Alman kurtarıcılarımızın bizi kurtardığı anın mutluluğu gözlerinden belliydi. Sanki onlar enkazdan kurtulmuştu. Bir insanı kurtarmak onları en az kurtarılan kadar mutlu etti. Onların sevgi dolu bakışlarını hiç ama hiç unutmayacağım..” diyor.

 

MEMİŞ YILDIRIM ŞİMDİ DEPREM ANITININ KADROLU BEKÇİSİ..

Memiş Yıldırım, 36 yaşında. Hacımehmet ovasında Müge Sokak Nil apartmanındaki evi 5 saniye içinde yerle bir oldu. Enkazdan 9 saat sonra komşuları tarafından çıkartıldı. Enkazdan çıkar çıkmaz eşi, Dilek , Oğlu Ulaş Ve Kızı Dilara’yı kurtarmak için, bölgeye gelen iş makinesini çevirip yardım istedi.

Ancak kendisinden 100 milyon lira para istenmesi üzerine iş makinesinin operatörü ile tartıştı.

Vakit kaybetmemek için bulduğu bir balyoz ve birkaç kişiyle birlikte yeniden enkazın olduğu yere geldi.Saatlerce enkazı kazarak eşi ve çocuklarını cesetlerine ulaştı. Hepsini tek tek çıkartıp Yalova mezarlığında toprağa verdikten sonra kendine de , bir mezar kazarak yeniden enkaz halinde gelen evinin önüne gelerek kendisine bir çadır kurdu.

24 saatini evinin enkazının içerisinde ailesine ait küçük birkaç hatıra ve resim aradı, bulamadı. Her şeyini yitiren yıldırım o an kararını verdi.

Yok olan ailesinin yanına kazdığı mezara bir an önce girip, çocuklarıyla beraber yan yana yatmak..

Enkaz haline gelen evinin yüz metre ilerisinde kurulan Yalova kriz merkezi bünyesinde bulunan seyyar eczaneden temin ettiği değişik ilaçları alıp, yakın arkadaşına giderek, kendisine bir şey olması halinde çocuklarının ve eşinin yanına gömülmesini istedi.

Arkadaşıyla görüştükten 4 saat sonra evinin yanındaki stadyum çevresinde baygın bir vaziyette bulundu.

Tedavi edildikten sonra yeniden evinin enkazı önünde bulunan çadırına yöneldi.

Gece yarısı ise kendisi gibi evinin enkazının önünü terk etmeyen komşusunun sesi ile irkildi.

Komşusu , mahallede bulunan bir enkazın altından sesler geldiğini ve enkazda canlı olacağını belirterek çevreden yardım talep ediyordu. Memiş Yıldırım o an bir kez daha karar verdi.

Çocukları ve eşi ile aynı acıyı ve duyguyu yaşayarak ölmek ve onların yanına bir an önce gitmek için doğruca enkaz haline gelen 5 katlı binanın enkazlarına girdi.

İntihar etmek amacıyla enkazlara giren yıldırım, saatlerce arama kurtarma çalışmalarına katıldı.

Bir canlı kurtarmak enkazlardan insanları yaralı olarak kurtarmak için defalarca kendi canını tehlikeye attı..

Memiş Yıldırım, müteahhitlerden hesap sormak için yaşamaya ve mücadele etmeye karar verdi.

9. Prefabrik konutlarda tek başına yaşayan Memiş Yıldırım, kendisi gibi depremde yakınlarını kaybetmiş depremzedelerle acıları birlikte paylaşıp, gelecek kuşakların bir daha böylesi bir felaketi yaşamamak için çevresini çarpık kentleşmeye karşı duyarlı olmaya çaba sarfediyordu..

Memiş Yıldırım’ın başından geçen sadece bunlar değil..

Deprem sonrasında evi yıkıldığı için kalıcı konut hak sahibi olan Memiş Yıldırım, hak sahipliğini belgelemek için tapu müdürlüğüne ve bayındırlık il müdürlüğüne gittiğinde acı bir gerçeği daha öğreniyordu.

Depremde hayatını kaybeden eşi depremden birkaç ay önce kendi üzerine gözüken konutun, eşi Memiş Yıldırım’a haber vermeden annesinin üzerine devrettiğini öğreniyordu..

Memiş yıldırım, eşinin, neden böyle bir şey yaptığını ise hiçbir zaman öğrenemeyecekti..

Şimdi Memiş Yıldırım, her şeye rağmen acılarını yüreğine gömüp, günün büyük bir bölümünü, eşinin ve çocuklarının gömülü olduğu Yalova mezarlığında ve isimlerinin yer aldığı deprem anıtında geçiriyor..

Zamanın büyük bir bölümünü deprem anıtında geçiren, ve buraya atılan çöplükleri temizlemeye özen gösteren memiş yıldırımın bu tavırlarını uzaktan izleyen Yalova belediye başkan yardımcısı Numan Özkan, Memiş Yıldırımı bu deprem anıtına kadrolu bekçi olarak göreve başlattı..

Şimdi, Memiş Yıldırım Deprem Anıtının Kadrolu Bir Bekçisi…

 

 

YÜKSEL ER YALOVA DİRENCİN SEMBOLÜ OLDU…

Yalova’da muhasebecilik yapan komşum, arkadaşım yüksel er oturduğu Malazgirt caddesindeki, öğretmen Yusuf ziya ilköğretim okulunun bitişindeki 5 katlı bina tamamen yıkılmıştı.

Binanın deprem anında tamamen yıkılmasıyla birlikte er ailesi enkaz altında kaldı. Apartmanda yaşayanların büyük bir bölümü yaşamını yitirmişti.

Yüksel Er’in eşi Işık Er, kızı Ayşe Ecem er deprem anında yaşamını yitirenlerin arasındaydı.

14 yaşındaki, oğlu Eser Er ise babası ile birlikte enkaz altında yaşama mücadelesi veriyordu. Malazgirt caddesindeki binalar yan yana yatmış ve enkaz haline gelmişti. Enkaz haline gelmiş binanın çevresinde arkadaşları ve yakın çevresin enkazın önünde çaresiz bir şekilde kurtarma çalışmalarına başladılar.

Binanın görüntüsü umutların tükendiğinin göstergesi gidiydi.

Ancak umutlar yitirilmemişti.

Depremin ilk günü beklenen umut gerçek oluyordu. Eser er, enkaz altından sağ bir şekilde kurtarılmıştı. Eserin kurtarılması enkazdan diğer insanların kurtarılması için bir umut ışığı olmuştu.

Bu umudu en çok taşıyanda enkazdan kısa bir süre önce çıkan eser er taşıyordu.

Depremin üzerinden artık 3 gün geçmişti.

Umutlar tükenmeye başlamıştı.

Enkazlar, iş makineleriyle kaldırılmaya başlanmıştı..

Üstelik depremin 3. Günü enkazın başına gelen Avustralyalı ve Japon kurtarma ekipleri enkazda yaptıkları incelemede, enkazdan bu süreden sonra sağ çıkmanın mümkün olmadığını dile getirerek bölgeyi terk ediyordu.  Enkazı terk etmeyenlerin başında ise, enkazdan çıkan Eser Er, ve Yüksel Er’in arkadaşları bulunuyordu.

Arkadaşları umudunu yitirmiş, ancak Eser babasının yaşadığını ısrarla vurgulayarak yardım talep ediyordu.

Saatler gece yarınsı gösteriyordu.

Yalova sessizliğe bürünmüştü.

İte o an Malazgirt caddesinde duyulan bir çığlık aynı zaman da umudunda habercisiydi.

Eser günlerce ayrılmadığı enkazın başına nihayet enkaz altında kalan babasından bir ses almıştı.

Babası yaşıyordu.

Doğruca Yalova stadyumunda bulunan kriz merkezinde soluklandı..

Babasının yaşadığını gözleri parıldayarak anlatmaya başladı. Yabancı kurtarma ekipleri umudunu yitirdiği için bölgede kalan izmir emniyet müdürlüğüne bağlı kurtarma ekipleri beş dakika sonra enkazın bulunduğu binaya yöneldiler..

Eser, babasının bulunduğu yere giderek, kurtarma ekibine yön vermeye çaba sarf ediyordu.

Bir süre sonra eserin ve kurtarma çalışmalarının seslerini duyan Yüksel Er, can havliyle bir kez daha bağırarak bulunduğu yeri tarif etmeye çalıştı.

Kurtarma çalışmaları saatlerce sürdü.

Nihayet gün ağarmak üzereyken yüksel er enkaz altından tam 98 saat sonra sağ çıkıyordu.

Yüksel Er yaşadığı o anları şöyle anlatıyor:

Gecenin geç bir saatiydi. Sabah 6.15 gemisi ile İstanbul'a geçecektim. Uyku tutmamıştı. Oğlum Eser, bilgisayarla oyun oynuyordu.Ona geç olduğunu ve uyumasını söylemiş, hatta bu nedenle de biraz tartışmıştım. O gece bir huzursuzluk vardı üzerimde. Deprem anına kadar da uyku tutmamıştı. O anda birden büyük bir sarsıntı oldu. Ardından bir ateş topu ve havada uçuşan kolonlar.Tutunduğum kapı ile nasıl ve nereye savrulduğumu kestiremiyordum. İlk anda nükleer bir saldırı veya büyük bir patlama diye düşündüm. Ama göçük altında üst üste artçı sarsıntılar gelmeye başlayınca 'bu bir deprem, bir kıyamet' dedim. Artçı sarsıntılar başladığında hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Sıkıştığım yerin yanından gelen serinlikten apartman havalandırmasına düştüğümü anladım. Çaresizliği, karanlığı ve ölümü hiç bu kadar yakından görmemiştim.Yorumlamaya çalışıyor, ailemin ve arkadaşlarımın akıbetini düşünüyordum. Eğer benim düştüğüm gibi bir yaşam alanında ister, yaşıyor olabilirlerdi. Sonra Mesa'larda, Öncü ekmek fırınının binasında oturan arkadaşlarımın hepsinin ölmüş olabileceğini düşündüm. Çünkü ilk imara açıldığı yıllarda Mesa'nın bölgeye 2,5 kat imar verildiğini ve oraların bina yapılarını iyi biliyordum.

Evimiz enkaz haline geldikten bir süre sonra eşim ve çocuklarıma seslendim. Ancak eşim ve kızımın bir süre sonra sesi kesilince umutsuzluğa kapıldım. Ben o an, iki kolonun çapraz bir şekilde  devrilmesiyle o iki kolonun boşluğunda kaldım. Hareket edebiliyordum. Sürekli ıslık çalıyordum. Benim ıslığım Yalova’nın bir ucundan duyulur. Oğlum Eser’i sesini duyuyordum ama, dışarıdaki iş makinelerin sesi, kalabalığın gürültüsü benim sesimin duyulmasını engelliyordu. Oğlumla birkaç saat önce bilgisayarda geç saatlere kadar oynadığı için de tartışmıştım. Oğlumla küs ölmek istemiyordum.

Enkazın tozu, her tarafımı kaplamıştı. Nefes almaya çalışıyordum.Boğazım toz toprak içindeydi. O gece Hayatımda ilk defa bu kadar çok yoğurt yediğimi hatırlıyorum. Sevgili Rahmetli eşim, çok iyi yoğurt mayalardı. O gece neredeyse bir tencere yoğurt yemiştim. Yediğim yoğurt benim su ihtiyacımı saatlerce karşılaşmıştı.

İlk andan itibaren zaman kavramını hiç yitirmedim. Karanlık korkunçtu ve zaman, nesne ayrımını zorlaştırıyordu. Fakat, makine ve insan sesleri bana zamanı bildiriyordu. İlk günde zaten hiçbir çalışma sesi yoktu. Sessizlik hakimdi. İkinci gün makine sesleri gelmeye başladı. Bireysel çalışma sesleri de geliyordu. Makineler susunca gece olduğunu anlıyor, kurtuluşum için gelecek yeni sabahı bekliyordum. Sonra bir ara acı bir soğuk bastırıyordu. Bu sabaha karşı yağan kırağı soğuğuydu ve artık sabah oluyor diyordum.

İkinci günümde susuzluğum had safhadaydı. Daha önceden seyrettiğim bir savaş filminden sahneler geldi aklıma.. Bir Vietnam askeri susuzluğuna karşı kaskına idrarını yapıyor ve kullanıyordu. Yaşamak istiyordum ve yaşamam için gerekeni yapmalıydım.. Yatak odamızda eşimin havlularımızı koyduğu bir şifonyerimiz vardı. Sıkıştığım yerde de başucumda olduğunu fark ettim. Parmaklarımla çekmecesini açmaya çalışarak, bir havlu çekmeye uğraştım. Rahmetli eşim, çamaşırların arasına sabun koyardı güzel koksunlar diye. Fakat sabunlar havluyu çekmemi engelliyordu. Sanıyorum, 1 saati aşkın bir süre bu işle uğraştım. Havluyu yırtmak istedim. Yarısını betondan korunmak için altıma yerleştirecek, yarısını da idrarımı tedarikli kullanmak için saklayacaktım. Bunu çok zor gerçekleştirdim. Ağzımı ve yüzümü bu havluyla ıslattıktan sonra karanlıkta kaybetmemek için bileğime bağladım.

 

Beynim şaşılacak bir hızla çözüm üretiyordu. Adana depreminden sonra televizyonda sadece birkaç dakika seyrettiğim kare hiç aklımdan gitmiyordu. Bu, o depremde 9 gün enkaz altında kaldıktan sonra kurtulan Nurcan hemşirenin sesiydi. Onunla 98 saat hep konuştum. Sanki transa geçmiştim "Ben kadın halimle 9 gün dayandım. Bakalım sen ne kadar dayanacaksın" diyordu. Nurcan hemşire benim için müthiş bir dayanak oldu, O'ndan güç aldım. Enkazdan çıktıktan sonra hastanede konuştuğum hemşire anlattıklarımdan sonra ağlıyordu. Sonra öğrendim ki, Nurcan hemşirenin yakın arkadaşıymış..

Zaman geçiyordu. Hiç kaybetmediğim umudumun ve direncimin sonuna gelmeye başlamıştım. Kurtarma ekibi bulunduğum yere yaklaşmıştı. Ayak ucuma kadar geliyorlar ama beni bulamıyorlardı. Umudum ile umutsuzluğum birine karışmıştı. Köpekler yanımdan geçiyor, şiddetli kokuya rağmen beni fark edemiyorlardı. Bağırıyordum, ıslık çalıyordum, duymuyorlardı. Yukarıdan yağmur gibi yağan tozlar terimle karışmış, maske halini almıştı. Artık bağırmakta da zorlanıyordum. Açlık ve susuzluğum son haddindeydi. Bağırsaklarımdan korkunç sesler, geliyordu hayatta kalmam için uyumamalıydım.  Diye düşünüyordum ve uyumamaya çaba sarfediyordum.

Bir ara, yattığım yere giren bir sinek bütün direncimi altüst etti. Bir an, sineğin kokuya, pisliğe ve ölüme geldiğini düşündüm ve "artık bu iş bitti" dedim, ölüyorum.Tükendiğimi hissettiğim anda yaşama son vermeyi düşündüm. Sonra yine düşündüm ki, insanın ölümü bile bir mesaj verebilmeli.. İnsanlara mücadele gücünü aktarabilmeliydim. "Adam gibi yaşadı, adam gibi öldü" diyebilmeliydiler.Gücümü topladım. Beynim kayıt yapan bir teyp gibiydi. Hiç düşünmediğim şeyleri beynimde sürekli hareket ediyordu. Daha önceleri birlikte çalıştığım bir arkadaşım vardı, Müfit.. İşi gereği çok dolaşırdı. Sonrasında nerde yaşadığını bilmiyordum. Kafamdaki teyp, devamlı Müfit'in beni buradan çıkaracağını, bana sesleneceğini ve benim bu sesi yakalayacağımı tekrarlıyordu. Ve gerçekten kurtarma ekibi bana ulaştığında Müfit'in sesini yakaladım, benim, beni yanıtlamıştı.

Makine sesleri bana yaklaştığında düşündüğüm en kötü şey ölümün şekliydi.. Bunca günden sonra başımıza giren bir aletle ölebilirdiniz. Korktuğum onlardı ama benim artık çıkmaz hale gelen sesime ilk yanıtı aldığımda müthiş bir sarsıntıya kapıldım. Her tarafım yüksek volt elektriğe tutulmuş gibi titriyordu. Çünkü artık yaşadığımı, yaşayacağımı fark etmiştim.O ilk sesi duyduğum saniyelerin tarifi yapamam çok zor.. Artık onları görmüyor, onlarla konuşuyordum.

Kurtulduktan sonra, kızım ve eşimi toprağa verirken Kızılay’ın kefen parası talep etmesi beni bu  kez gerçekten öldürmüştü. Enkaz altında olduğu günlerde karıma, kızıma Kızılay tarafından kefen parası alınmış. Dünyanın neresinde görülmüş enkazdan çıkan cesetlere para alındığı. Kaldı ki; Kombassan kefenleri yardım olarak göndermiş, Kızılay da deprem mağdurlarına parayla satıyor. Üzerinde yalnızca iç çamaşırlarıyla evden fırlayan yeğenim borç para toplayarak kefen paralarını ödüyor. 4,5 yaşındaki kızımın kefen parası için "hadi, o da bizden olsun" diyorlar. Geri kalan borcu da üzerinden hesaplayarak 2 gün içinde getirmesini istiyorlar, kayıtlarını tamamlamak için.

 

ENKAZDA EZİLErEK DEĞİL, LPG’DEN ZEHİRLENEREK ÖLDÜLER..

Çınarcık’ta Veli Göçer’e ait çamlık sitesinde oturan 5 kişilik Yanık ailesi , depremle birlikte sitenin tamamen çökmesi ��zerine 6 katlı binanın enkazı altında kaldı. 3 gün enkaz altında kalan Yanık ailesinden 3 kişi yaşamını yitirdi. Selma Yanık ve oğlu ise bir tesadüf sonrası kurtuldu.

İki kolonun çapraz bir şekilde devrilmesi üzerine hareket edebilecek kadar bir yerde yaşan mücadelesi veren yanık ailesinden 4 ferdi enkaz altında ezilerek değil zehirlenerek yaşamını yitirdiler. Cesetlerinde hiçbir ezik ve çarpma olmayan yanık ailesinin fertlerinden anne Selma Yanık depremle birlikte ailenin bütün fertlerinin dört bir tarafa savrulduğunu, enkaz altında kaldıkları sürece, enkazda kalan onlarca insanla sürekli konuştukları ancak kiminle konuştuklarını bilmediğini söyledi.

Enkaz altında lpg tüplerinin devrilmesi ile birlikte havagazının her tarafa yayıldığını, birçok kişinin de zehirleniyoruz diye bağıra bağıra öldüğünü anlatan Selma Yanık, yan tarafta enkaz altında kalan eşi, kızı ve babaannesinin diğer insanlar gibi lpg tüplerinin yaydığı havagazından zehirlendiğini anlatıyor.

Enkaz altında 3 metrekarelik bir alanda sürünerek hareket edebildiklerini, vücutlarında herhangi bir eziklik olmamasına karşın zehirlenme tehlikesi atlattıklarını ailesinin diğer fertlerin ise kendisinden çok daha uzak bir bölgede kaldıkları için zehirlendiğini belirten Selma Yanık, kurtulmasını ise şöyle anlatıyor:

“ Yanımızdaki duvarın ardından bir kaç kişinin sesini duyuyorduk. Bağırmaya başladık zehirleniyoruz diye.. Sonra elimize büyük bir taş alıp duvara vurmaya başladık. Karşı taraftan yardım istedik. Onlarda duvara vurmaya başladılar. Bir süre sonra küçük bir delik açtık. Ve nefes almaya başladık. Karanlıkta 6 kişiydik, enkaz altında kalanlarla birlikte duvardaki küçük deliği büyüterek oğlumun karşı tarafa geçebilecek kadar kırdık. Önce oğlumu içeri uzattım. Burası daha havadardı. Sonrada ben karşı tarafa geçtim. Bir gün sonra ise bizleri gelip kurtardılar.Eğer o duvarı kırmasaydım şimdi bizlerde ölmüş olacaktık..”

 

ÇOCUKLARININ ISRARI, AİLEYİ ÖLÜME GÖTÜRDÜ..

Depremde en çok yıkımın gerçekleştiği Hacımehmet ovasındaki topraklarında, çocukluğundan bu yana, şeftali, elma fındık yetiştiren 75 yaşındaki Kemalettin Korkmaz, yıllarca Hacımehmet ovasına sadece 3 kilometre uzaklıkta bulun Safran Köyündeki tek katlı bahçeli evinde oturuyordu.

Hacımehmet ovasının imara açılmasıyla birlikte, çocukları ısrarla babasına ait arsanın müteahhite kat karşılığı verilmesini ve bundan sonraki yaşantılarını köy evinde değil, apartmanda yaşamalarını istiyorlardı.

Çocuklarının yoğun ısrarı üzerine Hacımehmet ovasındaki arsasını kat karşılığı müteahhite veren 75 yaşındaki Kemalettin Korkmaz, isteyerek taşındığını yeni evinin tamamen çökmesi üzerine 9 kişilik ailesinden bir tek kendisi yaralı olarak kurtuldu. Ailesinin bütün fertleri enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi.

Kemalettin Korkmaz deprem anını ve kurtuluşunu şöyle anlatıyor. “ Arsanın kat karşılığı müteahhide verilmesini istemiyordum. Depremden bir yıl önce müteahhitler sonra da çocuklarım arsanın kat karşılığı verilmesini çok ısrar etti. 5 katlı apartmanı birkaç ayda diktiler. Müteahhit kendisine buradan daire almadı. 3 daireyi bizler aldık. Müteahhit diğerlerini de başkalarına sattı. Yaşlı olduğum için birinci katta ben ve eşim oturuyorduk. Çocuklarımda en üst katta. O gece çok huzursuzdum. Namaz kılmak için biraz erken kalkmışım . Ayağa kalktığımda ev sallanmaya başladı. Eşim bağırmaya başladı. Sonra bu sesler giderek yükseldi. Nasıl oldu bilmiyorum 5 katlı bina üzerimize çöktü. O an eşim öldü. Çocuklarım Mustafa ve Yusuf, gelinlerim torunlarım bağıra bağıra öldü. Sesleri kulaklarımdan hiç çıkmıyor.”

Yıkıldığı evinin enkazından bir gün sonra yaralı olarak kurtulan ve bir ayağı felç olan Kemalettin Korkmaz, deprem anını ve kurtulmasını şöyle anlatıyor:” Deprem anında uyanıktım. Şiddetli sarsıntı beni duvardan duvara attı. Nasıl oldu bilmiyorum, pencere kenarında oturduğumdan enkazın kenarlarda kalmışım ayaklarımın üste binanın kolonları düşmüştü. Hareket edemiyordum. Eşim, çocuklarım, gelinlerim, torunlarım bağırtıları saatlerce sürdü. Bende bağırıyordum ama sesimizi kimseye duyuramadık. Bir gün sonra beni kurtardılar. Ailemin sesleri birkaç saat sonra kesilmişti. Demek ki onlar çok kötü bir şekilde ezilerek öldüler. Hep dua ettim bende öleyim diye. Sonra bayılmışım. Sesler duyunca ayıldım ve bağırdım. Beni buldular. Çocuklarımın ve elli yıllık eşimin seslerini, bağırtıları hep kulaklarımda böyle yaşamak çok zor.halen yalvarıyorum ölmek için ama olmadı yaşıyorum işte”

 

RUH ÇAĞIRDI, ANCAK DEPREM GELDİ.

Yalova Bağlarbaşı mahallesi yasemin sokakta tek katlı evinde ağabeyi ile birlikte oturan Orhan Mamuşa, 16 Ağustos gecesi bir grup arkadaşıyla birlikte ‘ruh çağırma’ seansı düzenler.

Saatler 22’yi gösterdiğinde büyük bir masa etrafında toplanırlar.

Ve evin tüm ışıkları söndürülerek ruh çağrılmaya başlanır.. Önce tok bir ses duyulur. “ ey ruh geldiysen masaya üç kez vur.”

Sonra bir daha..

Olmadı birdaha..

Orhan Mamuşa ruhun mutlaka geleceğini birkaç kez çevresindeki arkadaşlarına vurgulayarak şöyle konuşur:

“ey ruh geldiysen masaya üç kez vur”.

Ancak masadan hiç ses çıkmaz. Aradan saatler geçer ancak ruh bir türlü gelmez.

Çağırdıkları ruhun gelmemesi üzerine gece yarısında pes eden Mamuşa, büyük bir mahcubiyetle düzenlediği seansın bir  başka gece tekrar edilmesini ister.

Aynı gece saatler 03.02 ‘yi gösterdiğinde 7.4 şiddetindeki sarsıntıyı birlikte uyanan Orhan Mamuşa, ayağa kalkmak ister, ancak sarsıntının şiddeti ile birlikte yere düşer.

O an elektriklerin de kesilmesi ile birlikte yer altından gelen o korkunç uğultuyla korkarak bağırmaya başlar.

Ağzından çıkan ilk söz ise, “ eyvah ruhlar geldi. Evi yıkıyorlar” olur.

Sonra duvarlara tutunarak yan odadaki ağabeyinin yanına doğru giderken, odadan bir ışığın yanıp söndüğünü görür ve daha çok korkarak ağabeyine tekrardan bağırır.:” Abi ruhlar evi yıkıyorlar gel kaçalım”.

Ağabeyinden ise tek bir ses çıkar:

“ Git ruh ben masumum”.

Orhan, odaya girdiğinde ise ağabeyin yastığı suratına kapatmış bir şekilde, elindeki bir çakmağı yakıp söndürür bir vaziyette “ git , git” diye bağıran ağabeyini görür.Orhan tekrardan seslenir:

“ Haydi kalk ruhlar evi yıkmadan kaçalım”.

Ağabeyi bu kez Orhan’a küfür ederek seslenir:

“Ben sana kaç defa dedim burada ruh çağırma diye, işte geldiler evi sallıyorlar..”

Orhan, ağabeyine “ bir daha çağırmayacağım söz veriyorum” der …

Evde eşyaların devrilmesi ve sarsıntının bitmesi üzerine dışarı çıkan kardeşler çevresindeki yıkılan binaları görüp, insan çığlılarını duyduktan sonra bunun büyük bir deprem olduğunu anlarlar…

İ

SRAİLLİ ŞİRAN FRANCO’YU İSRAİLLİLER. 7. GÜN ENKAZDAN KURTARDI.

17 Ağustos depreminde ülkemize ilk gelen yabancı yabancı kurtarma ekibi israil olmuştu. Çünkü Veli Göçer, İsrail de bir büro açmış ve bir çok israilliye konut satmıştı. İsraililer depremede bu yazlık konutlarında yakalanmış bir çok israilli yaşamını yitirmişti.

Depremin 7 günü ise Şiran Franco adlı küçük bir israilli kız İsrailli kurtarma ekipleri tarafından sağ olarak kurtarılmıştı.

Kurtarılma hikayesi ise oldukça ilginç. İşte anlatacağım bu kurtarma hikayesi, aynı zamanda bir insana verilen önem ve organize bir devletin ne kadar önemli olduğunun da hikayesidir.

17 Ağustos saat 03.02’de Veli Göçer ait çamlık sitesindeki yazlık konutunda oturan 6 kişilik franco ailesinin evi depremle birlikte çöker. Deprem anında elinde cep telefonu olan 12 yaşındaki Şiran Franco israildeki bir arkadaşını ara ve sadece “ evimiz yıkıldı ölüyoruz” der Şiran, telefondaki arkadaşına nerde olduğunu anlatamadan telefon kesilir.

İsrail’deki arkadaşının ailesi 03.05 te yerel bir yöneticiyi arar ve durumu anlatır. Yerel yönetici de İstanbul hükümetini bu gelişmeden haberdar eder. İsrail hükümeti derhal arama kurtarma ekiplerinin hazırlanmasını ve Türkiye’ye gitmesini, gidecekleri bölgenin koordinatlarının yolda kendilerine ileteceği bildirilir.

Saat 04.15 te kurtarma ekibi hazırlanır. İsrail hükümeti derhal Türkiye’deki Büyükelçiliğini arayarak Franco ailesinin nerde olabileceğini sorar. Ve kısa bir süre sonra kayıtlarda Franco ailesinin Veli Göçer ait çamlık mevkinde yazlık satın aldığını öğrenir ve bölgenin krokisini ilgililere aktarır. İsrail yetkilileri bölge ile ilgili bilgileri yola çıkan arama kurtarma çalışmalarına aktarırlar.

Gün ağardığında doğruca Çınarcıka gelen israili kurtarma ekipleri enkaz haline gelmiş konutları eliyle koymuş gibi bulur. Kurtarma çalışmaları derhal başlar.

Önce seslerin geldiği bölgede kurtarma çalışmalarına başlayan İsrailliler 6 Türk’ü sağ olarak kurtarırlar. Daha sonra ise Franco ailesinin 4 ferdinin cesedini çıkartırlar.

Kurtarma çalışmaları günlerce devam eder..

Ses dinlenme cihazlarıyla enkazda sağ insanların olduğunu kavrayan İsrailliler, depremin 3.4.5.6. Günlerde dahi onlarca kişiye yardım eli uzatırlar ve enkazdan insanlarımızı sağ olarak çıkartmayı başarırlar.

Umutlarını yitirmeyen İsrailliler , depremin 7 günü küçük Şiran Francoyu sağ olarak çıkartmayı başarırlar. Yalova’yı terk etmeyen İsrailliler nihayet medyaya mucize İsmail olarak yansıyan küçük İsmail’i de 9. Gün enkazdan çıkartır. Bütün ailesini kaybeden Şiran francoyu İsrail hükümeti ve kurtarıcısı sahip çıkar.

Depremin 1. Yılında Yalova’ya gelen İsrailliler Şiran Fanconun belgesini çekiyorlardı. İsrail ve Alman ARD1 televizyoncularla yaklaşık 10 gün süre ile birlikte çalıştık. Onlarca insanımızı enkaz altından çıkartanlara şükran borçluyduk.

Ancak onları üzen tek bir şey vardı. Deprem anıtı:

Çünkü 5 kişilik Franco ailesinin tek bir ferdi dahi kayıtlarda ölü olarak gözükmediğinden deprem anıtında isimleri yer almıyordu. Bu İsraillileri oldukça üzmüştü.

Deprem anıtının 17 Ağustosta açılışının gerçekleşeceğini ve isimlerin yazılması için girişimde bulunacağımı söylemem üzerine televizyon yapımcıları biraz rahatlamıştı. Ancak, yaşamını yitiren Franco ailesinin fertlerinin isimlerinin bilinmemesi beni de çıkmaza sokmuştu.

Yaptığım araştırmalar üzerine Franco ailesinin tüm fertlerinin isimlerini öğrendim aynı gün Yalova belediyesine başvurdum ve isimlerin yazılmasını sağladım. Bir gün sonra, televizyon ekibinin Franco ailesinin tüm isimlerinin mermer kaideyi yazıldığında tanık olarak çekim yapması, Franco ailesinin unutulmaması onları da gözyaşlarına boğmuştu.

O an buruk bir mutluluk yaşamıştık. Çünkü, küçük Şiran Franco’nun telefonu hem kendisinin hem de onlarca yurttaşımızın kurtarılmasına neden olmuştu.

 

CEP TELEFONU HAYAT KURTARDI.

Yalova’da Milli Eğitim Bakanlığının yaptırmış olduğu okul binasının teknik sorumlusu olan, inşaat mühendisli Selçuk Asatekin 16 Ağustos günü geç saatlere kadar Yalova’da incelemelerde bulunduktan sonra Termal Karayolunda bulunan kentin en lüks oteli olan Baronet Otele yerleşti.

Depreme otel odasındaki yatağında yakalanan Selçuk Asatekin, kendisinin inşaat mühendisi olmasının getirdiği avantajla, üstüne çöken betonlardan kendini korumayı başardı.

1980 yılında 3 katlı olarak yapılan Bilik Otel olarak hizmete geçen otel, 1985 yılında büyük bir yangın yaşanmış uzun bir süre tadilata uğrayarak 1986 yılında kaçak olarak yapılan bir kat fazlasıyla yeniden hizmete girmişti.

1987 yılında el değiştirmesi ile birlikte adını Baronet Otel olarak değişen otel, yeniden tadilata uğramış çatı katına bir kat daha kaçak kat olarak yapılan burası restoran olarak kullanılmaya başlanmış ve otel 5 kata dönüşmüştü.

Bu kadar tadilata ve kaçak yapılaşmaya daha fazla dayanamayan baronet otel, deprem anında tamamen enkaz haline gelmişti. Otelin tamamen çökmesiyle nefes alabilecek bir yerde korunan Selçuk Asatekin, dışarıda insanların olabileceğini düşünerek sesini insanlara duyurmayı denedi.

Ancak duyduğu sesler kendisi gibi enkaz altında kalanların çığlığıydı.

O an enkazların arsında bir ışık gördü.

Önce bu ışığın kaçak yapan elektrik kablosu olduğunu düşünerek korktu.

Işığa doğru yönelince , bunun kendi cep telefonu olduğunu anladı.

Asatekini kurtaran ikinci mucize ise cep telefonunun o an çalışıyor olmasıydı.

Derhal Bursa’daki oğlu Cem’i aradı ve enkaz altında kaldığını söyledikten sonra telefonu kesildi. Selçuk Asatekinin şansı devam ediyordu. Depremden birkaç saat sonra kendisi gibi inşaat mühendisi olan oğlunu telefonla aramış, kaldığı otelin adını ve oda adı numarasını vermişti. Cem Asatekin otomobiline atlayarak soluğu Yalova’da aldı.

Onlarca kişinin yaşamını yitirdiği otelden bir otell personeli havuz kenarında olduğundan kurtulmuştu. Görevliyi bularak otel planını öğrenerek 303 nolu odanın 3. Katta olduğunun ve arka bölümde kaldığını öğrenerek bu tarafa arama çalışmalarına başladı.

Babasına sürekli seslenerek nerde olduğunu kavrayan oğlu, enkazların arasında babasını sekiz saat sonra canlı olarak çıkartmayı başardı.

DEPREM, MEHMET YILMAZ’I TAKİP EDİYOR..

1966 yılında Varto depreminde evi yıkılan ve enkaz altından çıkartırılan daha sonra korkarak Erzincan’a yerleşen Erzurumlu 73 yaşındaki Mehmet Yılmaz, 1992 yılında Erzincan depreminde de evinin yıkılması üzerine bu kez Yalova’ya yerleşmiş.

17 Ağustos depreminde de Yalova’daki evinde yakalanan ve evi tamamen çöken Mehmet Yılmaz 4 saat sonra enkaz altından çıkartıldıktan sonra Yalova sahra hastanesinde de tedavi gördü.

Yalova’daki tarım işletmeleri genel müdürlüğü(tigem)çadırkentine yerleşen Mehmet Yılmaz, ülkemizde son yıllarda yaşanan üç büyük depremi de üç ayrı bölgede yaşadı.

Mehmet Yılmaz “ depremin kendisinden kaynaklandığını nereye giderse gitsin depremin kendisinin peşini bırakmadığını” söylüyor.

1966 depreminde dönemin başkanı süleyman demirel’i yıkılan evinin önüne kurmuş olduğu barınakta karşılayan Mehmet Yılmaz, 33 yıl sonra bu kez Yalova da Cumhurbaşkanı Demirel’i çadırında bekledi. Ancak, karşılaşamadı.

Yalova’dan başka bir bölgeye gitmeyeceğini, ömrünün kalan son yıllarında başka bir depremle karşılaşmaktan korkan Mehmet Yılmaz, deprem olan bir yerde kısa süre içinde büyük bir depremin olmayacağını varsayarak Yalovayı terk etmeyeceğini söylüyor.

3 büyük depremde de enkaz altından yaralı olarak çıkartılan ve depremde enkaz altında ölmekten çok korktuğunu söyleyen Mehmet yılmaz “depremler beni takip ediyor. Ve artık depremde değil, ecelimle ölmek istiyorum” diyor.

 

YAĞMACI CANLI KADININ KOLUNU KESMEYE YELTENDİ..

Depremin 4 günü Yalova çiftliköyde kurulu bulunan Yüksel sitesinin enkaz altından baygın bir şekilde kalan yaşlı kadının enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmalrı sırasında kolunu yukarı çıkması üzerine yağmacı, eli  enkaz üstüne çıkan yaşlı kadının kolundaki bilezikleri almak için kadının koluna saldırdı.

Bilezikleri çıkartamayan yağmacı, kadının kolunun enkaz altında şişmesi üzerine bıçakla kadının kolunu kesmeye çalıştı. Bıçak darbesi ile canı yanan ve can havliyle ayılan baygın kadın “ Canhıraş bir şekilde” beni kurtar bunlar senin olsun diye bağırdı.

Enkaz altında yaralı kadının sesini duyan ve yüksel sitesinde kurtarma çalışmalarına katılan görevlil yağmacının üzerine atılarak tartaklamaya başladı. Kaçmaya çalışan 25 yaşındaki yağmacıyı yakalanarak güvenlik güçlerine teslim edildi.. Yağmacı, Yalova cezaevinin depremde hasar görmesi üzerine tutuklanarak Bursa Cezaevine gönderildi.

TEBLİGATA BİR TEK O UYDU AİLECE YOK OLDU

İbrahim Kızılkaya, Eşi Zeynep Kızılkaya ve İki Çocuğu İle Birlikte 1999 Haziran Ayına Kadar İki Katlı Bahçeli Evinde Oturuyordu.

Yıllarca oturduğu Bağlaraltı Caddesi 11 numaralı evi caddenin hemen kenarındaydı. Yalova belediyesi haziran 1999 tarihinde bu caddenin genişletilmesi için yol çalışması başlatmıştı.

Yolun genişletilmesi için belediye, yol projesinde tapulu binalarda anlaşma zeminini oluşturarak bu konutların istimlak edilerek tahliyesine karar verdi.

Kararın ardından da sahiplerine tebligat göndermeye başladı.

Tebligat birkaç kişiye yapılmasına karşın bu tebligat bir tek İbrahim Kızılkaya olumlu yanıt vermişti. İbrahim Kızılkaya, kendisine tebligat yapıldıktan birkaç gün sonra, kendisine kiralık ev aramaya başladı.

Ve Ağustos ayı başında, Hacımehmet ovasında bulunan Dağkent yapı kooperatifinde kendisine uygun bir kiralık ev bulmuştu.

Derhal hazırlıklara başlayan İbrahim Kızılkaya birkaç gün sonra kendisine ve eşine mezar olacak evine taşınmaya başladı.

İbrahim Kızılkaya Ve Eşi Zeynep Kızılkaya 5 Ağustos 1999 tarihinde dağkent yapı kooperatifine yerleşti. Kendisi ve eşi günlerce çalışarak evin eksiklerini giderdi.

16 Ağustos 199 günü evin bütün işleri bitmiş ve günlerin getirdiği yorgunluğu atmak için İbrahim Kızılkaya eşi ile birlikte kayınpederini ziyarete gitmişlerdi.

O gün geç saatlere kadar Yalova belediyesinin kendilerine vereceği arsaya yapacakları konutu konuştular. Sohbet uzadıkça çocuklar uykuya dalmıştı.

Zeynep ve ibrahim eve gitmek için ayağa kalktıklarında babası geç olduğunu ve o gece burada kalmasını istedi. Ancak ibrahim ve eşi karşı çıktı. Kayınpederi bu kez çocukların uyuduğun, çocukların burada kalmasını istedi.

İbrahim Kızılkaya ve eşi gece yarısına doğru, yeni taşındıkları evine yöneldiler. Ve o gece de 17 Ağustos depremine yakalanarak enkaz altında feci bir şekilde ezilerek can verdiler.

Çocukları ise o gece kayınpederinde kaldıkları için kurtulmuşlardı.

İbrahim Kızılkaya ve eşi Zeynep Kızılkayanın 15 gün önce taşındığı iki katlı bahçeli ev ise, 17 Ağustos depreminde hiç hasar görmemişti.

Onlar, belediye ile ters düşmemek için bir an önce taşınma kararı verip enkaz altın kalırken, belediyenin tebligatlarına uymayanlar ise kurtuluyorlardı.

 

ERZİNCAN DEPREMİNDEN KAÇTI, YALOVA’DA YAKALANDI..

Uğur Altındaş, daha öncede 1992 Erzincan depremini yaşamış ve evlerinin yıkılması üzerine babasını kaybetmişti. 17 Ağustos depreminde ise Yalova’daki evlerinin yıkılması üzerine tüm ailesiyle birlikte yaşamını yitirdi.

Altındaş ailesinden bir tek abla Nurdan hayatta kalmıştı.

Çünkü ablası depremin olduğu gün Erzincan da bulunuyordu.

Erzincan depreminden buyana sürekli ölüm korkusuyla yaşayan 18 yaşındaki Uğur Altındaş, okuduğu Yalova Fatih Sultan Mehmet lisesinde, aynı sınıfta bulunan bir arkadaşının hatıra defterine depremden önce 21 Haziran 1999 günü şu satırları yazıyordu:” Canım arkadaşım seni  çok özleyeceğim. Bugün pazartesi ve haftanın ilk ders günü ve sen bu satırları okurken belki ben ölmüş olacağım..”

 

 

ENKAZDAN KURTULDU, BİLİNCİNİ KAYBETTİ TEKRAR ENKAZDA KALDI…

Çınarcıkta Dinçer kent sitesindeki evi tamamen yıkılan ve enkaz altından sağ olarak çıkan 28 yaşındaki Ufuk Demirezen enkaz altından sağ olarak kurtulduktan sonra ayağı kalkarak çevresindekilerden su istedi.Daha sonra gönderildiği hastanede kısa bir tedavi gören Demirezenin şuurunu kaybettiği ve çevresinde boş boş dolaştığı ve ismini dahi hatırlamadığı görgü tanıklarınca anlatıldı.

Hastane kayıtlarında ismini hatırlayamadığı için adres bölümü bilinmiyor ibaresi yazıldı. Ailesi ve yakınları tarafından her yerde aranan Demirezen, deprem sonrasında hiçbir tarafta izine rastlanmadı. Daha sonra Ufuk Demirezenin cesedi, enkazların kaldırma çalışmaları sonrasında depremden 45 gün sonra başka bir binanın enkazı altında bulundu.

Ufuk Demirezenin ölümü halen esrarını koruyor.

Çınarcık’taki görgü tanıkları, Demirezenin enkazdan sağ çıkartıldığında tanık olduklarını, yaşadığı şok neticesinde hafızasını kaybettiğini belirtiyorlar.

Aynı görgü tanıkları Demirezenin cesedinin enkaz altından 45 gün sonra bulunmasını şöyle ifade ediyorlar:”Deprem sonrasında yaşanan birçok artçı depremde hasarlı binalar yıkıldı. Akli dengesini kaybetmiş olan Ufuk bu sakıncalı binalardan birinin yanından geçerken veya içindeyken binanaın çökmesi sonucunda enkaz altında kalmış olabilir..”

 

YUNANİSTANLILAR KURTARDI, DOĞAN KIZINA ATİNA ADINI VERDİ.

Çınarcık’taki Veli Göçere ait binaların tamamen çökmesi üzerine 250 kişinin yaşamını sitede enkaz altında eşini kaybeden 8 aylık hamile kadın, depremin 5. Günü tüm umutlarını yitirdiği anda enkaz altından canlı olarak çıkartıldı.

İsrail ve Yunanistan ‘dan gelen kurtarma ekipleri tarafından 48 saat süren aralıksız süren çalışmalar sonrasında Yunanistan ekibi tarafından kurtarılan hamile kadın kaldırıldığı sahra hastanesinde erken doğum yaptı.

Doğum sancıları enkaz altında başlayan hamile kadın, kendisini kurataran Yunanistan ekibi sayesinde yeniden yaşama döndüğünü, doğan kızının da Atina’dan gelen ekibin sayesinde yaşadığını, kızının bu olayı unutmaması içinde Atina adını verdiğini söyledi.

 

ALMANYA’DAN BİR GECELİĞİNE GELDİ, DEPREMDE  ÖLDÜ..

Yalovanın Kardeş Şehri Almayanın Badgodesberg Belediye Meclis Üyesi ve Eski Belediye Başkan Yardımcısı, Mimar, Tarihçi Ve Gezgin Gunnar Zeelaci, bir geceliğine geldiği Yalova’da kendisi gibi tarihçi olan arkadaşı Kaya zengin’in evinde konuk oluyordu.

Aynı gece gece depreme yakalanan ve oturdukları binanın tamamen çökmesi üzerine zengin ailesinin tüm fertleri enkaz altında kalıyordu.. Deprem sonrası ağabeyinin evinde soluklanan ve gördüğü manzara üzerine enkazı tırnaklarıyla kazıyan ve ağabeyi, Kaya Zengin , yengesi Nilüfer Zengin ve yeğenlerine ulaşmaya çalışan gazeteci arkadaşım Kenan Zengin’le enkazda karşılaşıyorum.

Her tarafı kan ter içinde..

Enkaz altındaki herkese ulaşmaya çalışıyor..

Ağabeyi Kaya Zengin’i ve küçük yeğenin kurtaran Kenan Zengin enkaz altında kalan diğer insanlara ulaşmaya çalışıyor..

O an bağırıyor..” Burada biri daha var, yardıma gelin..”

Kenan Zengin’in yanında soluklanıyorum. Kısa bir uğraştan sonra yaralı zannettiğimiz kişiye ulaşıyoruz. Ancak daha sonra feci bir şekilde ezildiğini görüyoruz..

Kenan Zengin’e “ bu kim diye “ soruyorum..

“ Dün misafir gelmişti. Alman tarihçi, Belediye Başkan Yardımcısı Gunnar Zeelaci” yanıtını alıyorum.

Kaybolan Ceset, Nasıl Bulundu.

Kenan Zengin, ağabeyi Kaya Zengini yaralı olarak kurtarır. Daha sonra da iki yeğenini enkazdan sağ olarak çıkartır.Ancak yengesi ve en küçük yeğenine bir türlü ulaşamaz..

Uzun uğraşlar sonrasında, yengesi Nilüfer Zengin’e ve küçük yeğeninin cesedini enkazlar arasında bulur. Yengesinin cesedini toprağa verilmek üzere Yalova Bahçe kültürleri araştırma enstütüsünün soğuk hava deposuna bırakan ve cesedin baş parmağına bir kağıt sıkıştırarak yengesinin adını yazan Kenan Zengin,, defin işlemlerinin hazırlıklarını yapmak için Yalova’ya döner…

Cenazeyi gömmek için soğuk hava deposuna geldiğinde ise yengesinin cesedini bulamaz.

Tüm cesetleri tek tek inceler..

Ancak yengesinin cesedinin izine ulaşamaz.

Yalova emniyet müdürlüğüne giderek kayıp cesetlerin görüntülerini, fotoğraflarını tek tek inceler, ancak burada da yengesinin cesedine ulaşamaz..

Günlerce bir dedektif gibi iz sürmeye başlar.

Yaptığı incelemeler sonrasında Erzincanlı bir ailenin kendi kızına benzeterek yengesinin Yalova mezarlığına toprağa verildiğini saptar.

Böylece soluğu Erzincanlı ailenin yanında alır. Mezarlığa gidilir ve sonuçta yengesinin parmağındaki alyanstan yengesinin cesedini teşhis eder..

Ancak bu kezde Erzincanlı ailenin cesedi ortada yoktur..

Kenan Zengin, bu cesedi de araştırmaya başlar…

Ve Erzincanlı kadının öldüğü evinin enkazı başında soluklanır.

İlk öğrendiğinde Erzincanlı kadının enkazdan yaralı olarak kurtulduğu ve bursa devlet hastanesine kaldırıldığını saptar.

Erzincanlı aile bu haber üzerine umutlanarak Kenan Zengin Le Birlikte Bursa Devlet Hastanesine Yönelirler..

Zengin,burada yaptığı araştırmalarda, yaralı olarak gelen kadının bir süre sonra hastanede yaşamını yitirdiğini öğrenir. Ve bursa devlet hastanesi morgunda çekilmiş fotoğrafa ulaşarak cesedin tespiti yapılır.

Kısa bir süre sonra cesedin nereye gömüldüğü de anlaşılır. Kısa bir süre de olsa umutlanan Erzincanlı ailenin umuları artık yok olmuştu. Ancak yinede çocuklarının cesedinin bulunmasına sevinmişlerdi..

 

ACELE EDİNCE YAŞAMINDAN OLDU..

Kazakistandan gelerek Bursa Uludağ üniversitesinde okuyan Ceyrani Melike okulların kapalı olduğu dönemde hem  okul masraflarını karşılamak hem de tatil yapmak için Çınarcık’ta Veli Göçer’e ait çamlık sitesinde bir yazlık daire kiralamıştı. Yalova öğretmen yusuf ziya ilköğretim okulunun kantininde çalışan tatilini ve okul masraflarını karşılamaya çalışan Kazakistanlı öğrenci, 16 Ağustos gecesi Yalova’da geç saatle kadar, Çınarcık’a gidebilmek için otobüs beklemişti.Çınarcıktaki evine gitmek için araç bulamayan öğrenci çalıştığı büfeyi işleten patronun evine giderek aracıyla kendisini çınarcıkta evine götürmeyi rica etmişti. Israrlar üzerine Çınarcık’ta ki Çamlık sitesindeki yazlığına giden öğrenci kısa bir süre sonra meydana gelen depremle birlikte enkazlar altında kalarak can vermişti.

 

FIRIN İŞÇİSİ ENKAZDAN ÇIKTI..

Yunus Pehlivan yıkımın en çok gerçekleştiği Malazgirt caddesinde öncü fırında fırın işçisi olarak çalışıyordu. Depremde kısa bir süre önce ekmek çıkartmaya hazırlanıyordu. Artık her şey hazırdı. Büyük hamur kazanını çalıştırmaya başladığı anda bir gürültü duydu. Önce hamur makinesinin çıkardığı ses olarak algıladı.o 45 saniyeyi. Sarsıntı ve çıkan gürültünün bir deprem olduğunu anladığı an ise artık geç kalmıştı. Dış kapının önüne geldiğinde 5 katlı binanın enkazları altında kaldı. Tek şansı kendisini kapı önüne atması oldu. Tam 18 saat ölümle yaşam arasında gitti geldi. Her şey tam bittiği anda enkazdan yaralı olarak kurtuldu.

 

EŞİNİ FAZLA BEKLETMEDİ..

DSP Yalova Merkez ilçe yönetim kurul üyesi 45 yaşındaki Sevgi Orhan, 16 Ağustos 1999 günü lösemi hastalığına yenik düşerek yaşamını yitirdi. Ve aynı gün sevgili eşi onu toprağa verdi. O gece evinde ilk defa eşi olmadan yalnız kalacaktı. Yakınlarına eşi olmadan yaşayamayacağını anlattı. Eşini toprağa verdikten 12 saat sonra gelen o korkunç uğultu ve sarsıntıyla Hacımehmet ovasındaki evi tamamen çöktü. Ve eşine verdiği sözü de bir şekilde tutuyor, eşini yalnız bırakmıyordu.

 

MUHABBET KUŞU, ELİF’İ KURTARDI.

İsrailli kurtarma ekibi Yalova’ya gelen ilk ekip olmuştu.

Bu ekibin neden ve hangi şartlarda nasıl süratli bir şekilde deprem bölgesine geldiğini bir önceki öyküde dile getirmiştim.

Veli Göçere ait çamlık kent sitesinde bulunun 11 dev bloktan 8 tanesi enkaz haline gelmişti. 17 kişiden oluşan israilli kurtarma ekibi burada günlerce kurtarma çalışmalarını sürdürdüler.

Depremin 5. Günü umutların yavaş yavaş tükendiği sırada enkaz haline gelmiş blokların arasından bir muhabbet kuşu, bulduğu boşluktan uçarak yaşama dönmüştü.

Bir kuşun günlerce enkaz altında kalması ve sağ olarak enkaz altından çıkması üzerine israilli ekip için umutsuzluk umut haline dönmüştü.

Uçan kuş, gündüz ailesinin kuşuydu. Gündüz ailesinin yakınları oarada bulunan israilli ekibe yönelerek yakınlarının da enkaz altından sağ çıkabileceklerini anlatıyordu.

Arama çalışmalarına tüm ekiple seri bir şekilde başladılar. 12 saat süren çalışmalar sonrasında nihayet enkaz altında kalan 11 yaşındaki elifin sesi duyulmuştu.

Adeta iğne ile kuyu kazar gibi enkazda kurtarma çalışmalarını gerçekleştiren israilli ekip bu çalışmasını 18 saat süreyle aralıksız sürdürdü.

Elif gündüz, saatlerce süren çalışmalar sonrasında vucudunun bir bölümü kolonların altında sıkışmasına karşın bedeninin hiçbir yerinde zarar  verilmeden enkazdan çıkartılarak kurtuldu.

Elif gündüzün çok sevdiği muhabbet kuşunun kurtuluşu aynı zamanda kendi kurtuluşunu da hazırlıyordu.

Elif gündüzün kurtuluşu, bir başka insanların kurtuluşlarını da beraberinde getirmişti.

Böylece 17 Ağustos depreminde enkaz altında en uzun süre kalan ve medyaya mucize ismail olarak yansıyan 14 yaşındaki küçük İsmail’de aynı binanın enkazından depremden tam 9 gün sonra israilli kurtarma ekipleri tarafından hafif yaralı olarak kurtulmuştu.

 

DEPREM GELİYORUM DEDİ

Yalova- Termal kaplıcalarında 17 Ağustos depreminden önce toprakta zemin değişikliği göze çarpmıştı. Bölge halkınında dikkatini çeken en büyük belirtiler ise toprak altından yeni kaplıca kaynak sularının ortaya çıkması ve suların giderek ısınmasıydı.

Bu gelişmeler üzerine Termal kaymakamlığına 2 Ağustos günü başvuran bölge halkı, gerekli inceleme ve araştırmaların yapılmasını talep etti. Bunun üzerine aynı gün, depremden 15 gün önce 2 Ağustos 1999 tarihinde bu belirtiler kağıda dökülerek tutanak tutuldu.

Bu Tutağanada Termal Kaymakamlığı Kasım Esen Ve Yalova Valisi Nihat Özgöl İmza Atarak Bu Tutanağı Turban Genel Müdürlüğüne Ve Sağlık Bakanlığına Aynı Gün Resmi Bir Yazı İle İletti. Bu tutanakta “ yüzeye 60 derece olarak çıkan kaynak suyu 70-80 dereceye çıkmış ve her zaman temiz akan kaynak suyu çamurlu olarak akmaya başlamış, ayrıca zemin değişikliği göze çarparak yeni kaynak suları orataya çıkmıştır” denildi. Jeolojik araştırmanın yapılmasınıda Sağlık Bakanlığından Talep Eden Termal Kaymakamı, Sağlık Bakanlığının İlgisiz Kalması Üzerine ısrarla talebini sürdürmesi üzerine sağlık bakanlığı, nihayet İTÜ’ye başvuruda bulunur. Kaymakamlığa hiçbir şekilde bilgi verilmemesi üzerine Kasım Esen  yeniden bakanlığa telefon ederek gelişmeler hakkında bilgi talep eder.

Bakanlık, İTÜ’den 17 Ağustos günü Yalova’ya geleceğini ve gerekli jeolojik aratırmanın yapılacağını iletir.

Ancak deprem , Yalova’ya daha önceden gelir.

 

YAZARIN NOTU

45 saniyenin sonrasında dışarı çıktığımda kulakları sağır eden feryatlar duyuluyordu. Gece karanlığını aydınlatan enkazdan çıkan alevlerdi.Alevlerin yanına gittiğimde yanan binaların altında fırın olanların olduğunu görüyordum. Şaşkınlık, çaresizlik, korku, acı , hüzün ve yakınlarının kurtulduğunu gören insanların mutluluğu birbirine karışmıştı.kimi kurtulduğuna kimi ise enkazda kalan yakınları için ağlıyordu.

Kaçacak yeşil alan bulmakta zorluk çekiliyordu. İnsanlar bulabildikleri küçük bir boşlukta toplanmaya ve Yalova’yı terk etmeye hazırlanıyordu. Dağlara, tepelere kaçışan insanlar bir tarafta, bir tarafta ise kurtarma çalışmaları yapmak için kent merkezine yeniden yönelen insanlar..

Evimin 15 metre uzağındaki 5-6 katlı binaların enkazlarından çıkan tozlar her tarafı sarmıştı. Kardeşimi Fevzi’nin oturduğu Malazgirt caddesine yöneldiğimde binaların yan yana çöktüğünü görüyorum. Toz bulutları arasındaki kardeşimin evinin yıkılıp yıkılmadığını göremiyorum. Birkaç adım daha attıktan sonra kardeşimin evinin yanındaki evlerin yıkıldığını görünce kardeşim ve eşinden de umudumu yitirmeye başlıyorum. Toz buluları arasında binaya yanaştığımda, bir tek kardeşimin oturduğu evinin yıkılmadığını, daha sonrada kendisini görüyorum..

Birbirimize sarılarak ağlamaya başlıyoruz..

Arkadaşlarımızı, yakınlarımızı kurtarmak için hemen orada komşularımızla bir araya gelerek kurtulabilecek insanlara ulaşmaya çalışıyoruz..

Binalar enkaz haline gelmiş olmasına rağmen, insanların sağ olduğunu, yardım çığlıklarından anlıyoruz..

5 katlı binanın enkaz haline geldiğini göremeyen ve şok geçiren bir kadının enkazın üstünde “ bizi kurtarın” feryatları üzerine enkazın üstüne çıkarak yardım elini uzatıyoruz.Kadın halen şok içerisinde , çünkü kendisi halen binanın 5. Katında oturduğunu düşünüyor. 5 katlı binanın birkaç metreye indiğini göremiyor. Önce kucağındaki çocuğu alıyor, sonra da kendisinin elinden tutarak aşağıya inmesine yardımcı oluyoruz. Kadının ağzından o an şu sözcükler çıkıyor “ biz yerde miyiz şimdi” .

Sabahın ilk ışıkları Yalova’da yaşanan faciayı gözler önüne seriyordu. Herkes birbirlerine sarılıp yardım talep ediyordu. Komşularım, arkadaşların evleri yerle bir olmuştu..

Henüz depremin merkezinin Yalova bölgesi olduğunu kavrayamamıştık. Eğer Yalova bu hale geldiyse, diğer bölgelerin durumunu düşünmek dahi korkutucuydu.

Enkazlar Yalova’nın bütün caddelerini kapatmıştı. Kriz merkezine, sahra hastanesine gidecek tek yol ise, safran yolu girişindeki evimin önünden geçen küçük dar sokak..

Çaresizlik, korku ve enkaz altında kalan insanlara pek fazla birşey yapabilmeme olanaksızlığı bizleri kahrediyor.

Malazgirt caddesinden, 1967 yılında depreme ilk yakalandığım, depremin ne olduğunu ilk kez orada yaşadığım Hacımehmet ovasına doğru yöneldiğimde, 17 Ağustosun bir deprem olmadığını, toplumsal bir cinayet olduğunu görüyorum..

İşte o an, duyduğum bir çocuğun çığlığı, bir ananın feryadı halen kulaklarımda..

Depremi yaşamak hissetmek çok farklı. Ben ise depremi görüyor ve yaşıyordum. Her şeyden öte ölüleri ve ölümü görüyor, korkuyordum.

Ölüm o an bir hayal kahramanı gibiydi.

Artık korkuların en şiddetlisini yaşamıştık ve artık ondan ötesi yok gibiydi.

Sadece bu duyguları ben değil, bir çok Yalovalı hissediyordu.

Ölümden öte hiçbir şey yok derecesine enkazların altına giriyor bir tek canın kurtulması için çaba sarf ediyorduk. Kurtarılan insanların mutluluğu, kurtarıcıları çok daha fazla mutlu ediyordu.

Kurtarma çalışmalarını sürdürürken gazeteci olduğumu, tarihe tanıklık etmek gibi bir sorumluluk taşıdığını hissettim.

Evime gidip yere düşen fotoğraf makinemin  bulunduğu çantamı elime aldığımda makinenin sağlam olduğunu, üstelik çantada 4 adet yedek filmim olduğunu görünce soluğu dışarıda aldım.

Peki! Nasıl fotoğraf çekecektim..!

Komşularım, arkadaşlarım enkaz altında can verirken benim fotoğraf çekmem ne derece doğru olurdu.

Sorumluluk ve suçluluk duygusu eşliğinde ilk kez deklanşöre bastığım binadan bir ceset çıkartılıyordu. Üstelik çıkartılan ceset benim yakın arkadaşlarımdan biriydi.

Bir kez daha , bir kez daha deklanşöre bastım..

Yardım isteyen dostlarımın feryatları üzerine fotoğraf makinemi bir kenara atarak enkaza girmeye başladım. Ancak nafile. Enkaz altında kalanlardan ses alamıyorduk..

Bir saat sonra enkaz altından çıktıktan sonra, fotoğraf makinemi bıraktığım yerde bulmuştum. Arka arkaya fotoğraf çekmeye devam ediyordum. Birkaç tane filmi bitirmiştim bile..

Neredeyse artık film bitse de bende fotoğraf çekmesem diye düşünüyordum..

O nedenle ortalıkta fotoğraf makinemle uzun bir süre boy göstermemek için sık sık fotoğraf çekmeye başladım. Yalova’nın bir çok bölgesinde fotoğraf çektikten sonra filmlerimi de bitirmiştim.

Çektiğim her bir fotoğraf karesine gözyaşlarım damladı. Feryatlar, iniltiler, çığlıklar objektifimde değil, yüreğimde hissettim. Yaşamım boyunca belki de ilk defa o an gazeteci olduğuma pişman oldum.

Şimdi, geriye dönüp baktığımda, verdiğim kararın ne kadar isabetli olduğunu daha iyi anlıyorum.

Çünkü çektiğim fotoğraflar bugün deprem anıtında sergileniyor. Kalıcı olarak sergilenecek fotoğraflarım gelecek kuşaklara da çektiğimiz acılar için buruk bir mutluluk hissediyorum..

Depremin 2. Günü de bitmek üzereydi. Depremler devam ediyordu. Bunların  artçı depremler olduğunu ve aylarca süreceğini daha sonraları öğreniyorduk.

Tuhaftır ki, depremi böyle bilmiyorduk. Zannediyorduk ki, deprem bir kez vurur ve çeker gider. Yani suratımıza bir tokat atar ve uzaklaşır giderdi.

Meğersem hiç böyle değilmiş. Sarsıntıları hissediyorduk. Önce bu sarsıntıların binalardan kaynaklandığını düşünmüştük. Sonra anladık ki; bu depremlerin bir de artçıları varmış.

Depremin 3. Günü Yalova’da keşif koku ortalığı kavuruyordu. Bizler dışarıda gölgede 45 derece sıcaklıkta nefes alma şansımız olmasına rağmen boğulmak üzereydik. Peki ya enkazların altında kalanlar..!

Bunları düşünmek bile korkunçtu..

Artık Yalova bölgesine korkunç ve ürkütücü bir koku yayılıyordu. Bu koku enkazlarda kalan insanların cesetlerinden sokaklara dalga dalga yayılıyordu. Elektriklerin halen kesik olması, işyerlerinde bulunan bozulacak gıda maddelerinin çevreye yaydığı koku ile kasap dükkanlarında bozulan etlerin kokusu cesetlerin kokusuna karışmıştı.

Kurtarma çalışmaları başlamıştı. Kriz merkezi, sahra hastanesine artık tam kapasite ile çalışıyordu. Enkaz altından çıkartılan cesetler önce Yalova devlet hastanesinin bahçesine sonra da soğuk hava depolarına taşınmaya başlanmıştı.

Cesetler birbirine karışıyordu. Emniyet fotoğrafını çektiği her bir cesedi fişliyor ve numaralandırıyordu. Soğuk hava depoları üst üste ceset doluydu. Artık cesetlere yer bulmakta zorluk çekiliyordu. Çare toplu olarak gömülmesiydi. İş makineleri büyük çukurlar açarak cesetleri toplu halde defnetmeye başlamıştı.

Depremin 5. Günü ceset kokuları artık her bölgeden hissedilmeye başlanmıştı. Maske ile dolaşmaya özen gösteriliyordu. Olası bir salgın hastalığın önüne geçebilmek için enkazların olduğu bölgelere, mezarlıklara, caddelere kireçlenme yapılmaya başlanmıştı.

17 Ağustos, benim yaşantımda önemli bir milad olmuştu. 17 Ağustosta sadece insanlarımız değil, ideolojiler de enkaz altında kalmıştı. 17 Ağustos ta tek bir şey ayakta kalmıştı: insanlık ve insani kavramlar.

Hiç tanımadığım insanlarla birlikte, hatta karşıt düşüncede olan kişilerle birlikte enkaz altına girip bir insanı kurtarma çabasına veriyoruk. Bir canı kurtardığımızda birbirimize sarılarak gözyaşı döküyorduk Yalova’da..

17 Ağustos’ta unutamadığım bir olayı Hacımehmet ovasında yaşamıştım. Güneş olabildiğince kızgındı. Enkaz altında bir yaralı çıkartma çabası verirken bir pet şişe su uzatıldı. Bir şişe suyu tam 5 kişi paylaşarak ardı ardına içmiştik.

İşte bu paylaşmanın getirdiği bir mutluluktu.

Hiç tanımadığın bir insanla kader birliği yapmak aynı kaptan su içmek, aynı acıyı çekmek ve gözyaşı dökmek..

İşte bunun adı insanlıktı..

Bizler depremle birlikte insanlığı ve paylaşmayı da öğrendik.

 

DEPREM ŞİİRLERİ

 

YALOVA AĞLIYOR

17 Ağustos’ta;

Yarı Çıplak Bir Çocuk Ağlıyor..

Enkazlarla Yığılı Malazgirt Caddesinde

Doğduğu  Ev Yıkılmış,

 

Az İlerde İse Bir Ana

İki Elini Başına Götürmüş Ağladı, Ağlayacak..

İçecek Ne Bir Suyu

Nede Akıtacak Gözyaşı Var

Kurumuş Göz Pınarlarında..

Bir Baba Ağlıyor..

Hacı Mehmet Ovasında

Tırnaklarıyla Kazıyarak Enkazı Bağırıyor..

“Boncuğum Dilara Neredesin”

 

Ağlıyor Yalova, Kan Ter İçinde..

Ve Gökyüzünde Bulutlar Ağlıyor Yalova İçin..

Güneş Olabildiğince Kızgın

Yalova’ya İhanet Edenlere..

 

 

AYHAN ALŞAN’A

Söyle Karayağız!

Neden Erken Kapattın Perdeyi?

Oysa Seninle

Şiirler Okuyacaktık,

İçinde Ayrılık Ve Hüzün Olmayan..

Mendirekte

Özgürlük Türküleri Söyleyecektik.

Gökyüzüne Mutluluğun Resmini Yapacaktık.

En Güzel Çiçeği

“Umut Çiçeğini”

Hep Birlikte Sulayacaktık

Yalova Sahillerinde..

Özlemlerimizi Dile Getirecektik

Çiçeğe Ve Umuda Dair..

 

Ve Sen!

Yine, Yeniden Toros Canavarı Olacaktın

İnsan  Sevgisi Yüreğinle

 

Olmadı Karayağız..

Perde Bu Kadar Erken Kapanmamalıydı..

Oysa!

Şimdilik Mutluluğumuz Olmasa da..

Yalova’nın Acıları Vardı.

Seninle Paylamayı Bekleyen.

 

UNUTMA!

17 Ağustos’u

“İzahı Mümkün Olmayan Afet”

Sonra da

“İnsanları, Deprem Değil, Binalar Öldürür” Dediler.

Daha Sonra Da

“Acılar, Paylaştıkça Çoğaldı

Deprem Çadırlarında..

 

“Geçmiş Unutulur” Dediler.

Yalan!

Nasıl Unutabiliriz

17 Ağustos’u..

Nasıl Unutabiliriz

Depremde Ölenleri..

 

Ve Asla Unutma !

Depremle Dirilenleri

 

 

YALOVA BİR SEVDADIR

Bir Sevdadır Yalova

Bir Yar Gibi Sever

Bir Ana Gibi  Kucaklar İnsanı

İşte Bu Yüzden

Gözyaşı Döktü Türkiye

Yediden 77 ‘ye…

FARUK KIRTAY

 

Haberi Sosyal Medyada Paylaş :

farkyalovada.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2007 @ Türkiyemix Şehir Portalı