DÜNDEN BUGÜNE ŞİİRLERLE YALOVA
Sitemizin kurucusu Gazeteci-Yazar Faruk Kırtay'ın "Dünden Bugüne şiirlerle Yalova" adlı Şiir kitabını buradan okuyabilirsiniz.
29 Mart 2014 Cumartesi 21:30:38

Baskı:  İstanbul-Sistem Ofset

Basım Tarihi  1998

Ön Söz Niyetine....

Elbette en iyi şiirleri şairler yazar. Şiir üzerine tartışmak kuşkusuz haddim değil. O nedenle olsa gerek, dünün ve bugünün Yalova’sını ele alırken  Şair’in ince ruhunu değil, gazetecinin bakış açısını yansıtmaya çalıştım. Bir başka deyişle bu şiir kitabımda,  şiir gibi haber yada haber gibi şiir çıktı ortaya..

Bilmiyorum?

İstanbul dışında bir başka kent var mıdır şiirlerle anlatılan. Ama biliyorum ki, her şeye rağmen adına şiirler dizilecek kadar güzel bir yer Yalova…

Neden şiir diye sorarsanız?

Şiir’in ölümsüz ve kalıcı olduğuna inanıyorum. Çünkü, yazılar gün geliyor unutuluyor, siliniyor ama şiirler hiçbir zaman yok edilemiyorlar. İşte o nedenle, bu çalışmamda dünün Yalova’sını bugün nerelere getirildiğini ve yarın nerede olabileceğimizin endişesini taşıyan bir Yalovalı olarak kaybettiğimiz değerleri de sizlerle paylaşmak istedim. Bir Zamanlar Yalova’sının güzelliklerini paylaşırken, bölgemizdeki insanlarımızın özlemi ve sıkıntılarını da dile getirmeye çalıştım. ( Ekim 1998 Faruk Kırtay)

 

BİR ZAMANLAR YALOVA 

Dün,
Yalova bahçelerinde, 
Seraları gezdim saatlerce. 
Elma bahçeleri içinde, 
Gelincikleri, Kasımpatıları, 
Papatyaları da gördüm. 
Çiçek seralarında, 
Domates, kıvırcık değil, 
Gülleri, Karanfilleri kokladım. 
  
Sonra, 
Kepenksiz dükkanlar arasında 
Yalova sokaklarını dolaştım… 
Evlerin balkonlarında, 
Yapay çiçekler değil, 
Zambaklar, sarmaşıklar sarkıyordu. 
Ve Yalova pazarında, 
Amasya değil, 
Yalova elması satılıyordu… 
  
Balaban deresinde çakıl taşları arasında, 
Oltayla değil, 
Çuval ile balık yakaladım… 
Damacanadan değil, 
Yalova deresinden içtim suyu, 
Avuç avuç. 
  
Yalova sahilinde… 
Arabaların korna sesleri değil, 
Faytona bağlı bir çift atın nal sesleri 
Duyuluyordu… 
Bir de pamuk şekerci Niyazi dedenin sesi. 
  
Bekirin gazinosunda sanat, 
Akasya parkta ise 
Halk müziği yükseliyordu. 
Sahil kolibasili değil, 
Midye doluydu 
  
Ve sonra, 
Kan ter içinde 
Uyanıyorum. 
Yüzlerce kez, 
“Keşke, keşke” diyorum. 

--------------------------------------

“YALOVA'NIN”

Yalova'nın Elması 
Çiçeği 
Üzümü 
Yeşili 
Denizi 
Kaplıcası 
  
Ama… 
Hepsinden önce 
Ekmeği bozuldu. 
Şimdi mi? 
Mantarlaştık! 

Çünkü, 
Artık 
Sadece 
Yalova mantarı var.

--------------------------------------

“SEYİRLİK”  

Evim iki kilometre uzaktaydı, 
Yalova iskelesine. 
Bahçedeki dut ağacına 
Çıktığımda, 
El sallardım, 
Arabalı vapuruna. 
  
Hacı Mehmet 
Safran köyünü görürdüm 
Evimin çatısından. 
Otobüslerin korna sesleri 
Duyulurdu, 
Cumhuriyet Meydanından. 
  
Şimdi 
Yine çıkıyorum çatıya, 
Sadece 
Güzel komşum Melahat'ı 
Görüyorum, 
Yemek pişirirken.

--------------------------------------

“YALOVA'LISIN DEMEK” 
  
“Yalova'lısın demek ki” dediler. 
Sonrada eklediler: 
“Sizin oralarda ne güzel elma bahçeleri var.” 
Bizim buralarda ne elma bahçeleri vardı! 
Önce ağaçlar kesildi, 
Sonra da araziler… 
Şimdi ne elması kaldı, 
Ne de bahçesi… 
  
“Yalova'lısın demek ki” dediler. 
Sonra da eklediler: 
“Sizin orada her tür çiçek yetişir.  “Seralarınız bir başka…” 
Bizim buralarda çiçek seraları ne güzeldi! 
Önce çiçek seraları, 
Sonra da yeşil alanlar yok oldu. 
  
“Yalovalısın demek ki” dediler. 
Sonra da eklediler: 
"Sizin Termal Kaplıcalarınız ne kadar güzel” 
Bizim tarihi eserlerle çevrili 
Termal'imiz vardı!.. 
Önce Çınar ağaçlarını, 
Sonra da, 
Tarihi kalıntıları temizledik. 
  
“Yalova'lısın demekki” dediler 
Sonra da eklediler: 
“Demek Atatürk'ün Kentindesin” 
Tam üç köşk bırakmıştı, 
Bizlere, 
Gelecek kuşaklara… 
Önce Yürüyen Köşkü kapattılar, 
Sonra da bir diğerini… 
  
“Yalovalısın demek ki dediler: "
Sonra da eklediler: 
Sizin oralarda 
Ne çok uyuşturucu çiftliği varmış? 
“Çetelerde cirit atıyormuş” 

--------------------------------------

YALOVA'YI ANLATMAK 
  
Yalova'da doğacaktın 
Çamurlu yollarda 
Düşüp kalkacaktın 
Karanlık sokaklarda, 
Korkmadan dolaşacaktın. 
  
Sonra, 
Buğday tarlalarında, 
Elma bahçelerinde, 
Yorgunluk atıp 
Tütün saracaktın. 
Ihlamur kokusu arasında 
Çekecektin 
Nefes nefes 
  
En keyiflisi de… 
Akşamları 
Kuş sesleri arasında 
Berrak akan 
Safran deresi kenarında 
Gizlice şarap içmek… 
  
Hele birde paran olacaktı. 
Dört kez turlayacaktın faytonla 
Sahili… 
Bak nasıl sarhoş olacaktın. 
Elbette iki bardak içtiğin 
Ucuz Marmara şarabından 
Değil, 
Denizdeki yakamozlar 
Yosun kokusu 
Sarhoş ederdi adamı… 
  
Sözün özü 
Anlat bana diyorsun burayı 
Erzurumlu Kemal, 
Nasıl anlatayım ki, 
Yalova 
Anlatılmaz… 
Anlamak için 
Yalova'da yaşayacaksın..

--------------------------------------

SÖYLE 
  
Söyle! 
Neden 
Soğuk taş duvarlar. 
Duvarlar insan, 
İnsanlar duvar. 
  
Söyle! 
Niye Yalova'da 
Esmiyor 
Çınar ağaçları… 
  
Söyle! 
Nerede Yalova'da 
Buğday tarlaları 
Deniz mavisi 
Toprak kokusu 
  
Söyle! 
Nerede 
Kardelen çiçeği. 
  
Söyle! 
Nerede o Atatürk'ün Kenti 
Orada yaşamak istiyorum. 
Eğer diyorsan 
İşte burası 
Hayır! 
Çünkü 
Tanıktır şimdiki zaman. 
  
Söyle!.. 
Nerede o Atatürk'ün kenti 
Orada ölmek istiyorum.

--------------------------------------

YALOVA KÜÇÜK BİR KASABAYDI 
  
Takvimler, 1960'lı yılları gösteriyor, 
Gazeteler başlık atıyordu. 
“2 bin kişiye bir sinema düşüyor” diye. 
4'ü yazlık olmak üzere 7 sinema salonu. 
Kervan'da “Zavallılar” 
Özen'de "Vurun Kahpeye.” 
Park sinemasında da yabancı bir film… 
Gazeteler başlık atıyordu. 
“ Yeşilçam, Gala Gecelerini yine Yalova'da yapıyor ”diye. 
  
Yalova küçük bir kasabaydı… 
Ayda bir değil, her akşam izlerdik, 
Sanatçıları. 
Her zaman bir adım önde olanlar, 
İlk şarkılarını bizlerle birlikte söylerdi, 
Akasya Park'ta. 
Mecmualar başlık atardı. 
“Akasya, yine bir sanatçı çıkardı” diye. 
  
Yalova küçük bir kasabaydı. 
Yılda bir değil, hafta da 2 kez, 
Tiyatroları izlerdik salonlarda. 
Öğrenciler, yasaksızca oyun oynar, 
Öğretmenler alkış tutardı. 
Gazeteler yine başlık atardı. 
“403.kilometre, sekizinci kez sergileniyor” diye. 
  
Yalova küçük bir kasabaydı. 
Şiirler dinlerdik, 
Okul bahçesinde, 
Bir ağacın altında. 
Kurtuluş savaşı kahramanlarını, 
Bıkmadan defalarca izlerdik, 
Halk Eğitim Merkezinde. 
  
Yalova küçük bir kasabaydı… 
Kitaplar okurduk 
Atatürk Okulu Kütüphanesinde. 
Yaşar Kemal'in, Fakir Baykurt'un, 
Kemal Tahir'in romanlarını, 
Orhan Veli'nin, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, 
Şiirlerini okurduk, 
Korkmadan, özgürce. 
  
Yalova küçük bir kasabaydı… 
Tiyatrolar, ilk oyununu burada sergiler, 
Yeni filmler ilk kez burada oynar, 
Gala geceleri burada yapılırdı. 
Sançtılar, ilk şarkılarını burada söylerdi. 
Yeni baskı kitaplar, 
İlk kez burada okunurdu. 
  
Ve Yalova büyük bir il. 
Takvimler,1999'u gösteriyor, 
Yüz bini aşkın nüfusa, 
1 cep sineması… 

--------------------------------------

TOPRAK 
Topraktan korktuk, 
Betona boğulduk 
Topraktan yüksek 
Kurduk evlerimizi. 
  
Şimdi! 
Aşağıda kaldı 
Kavak ağacı. 
  
Aşağıda kaldı 
Bakkal Mehmet efendinin dükkanı. 
El sıkmıyor 
İp, sarkıtıyoruz yukarılardan 
Çünkü! 
Aşağıda kaldı dostluklar… 
  
Şimdi iyi bak yukarıdan 
Gördüğün bir karış toprağa. 
Kimbilir 
Neler saklıyor bağrında. 
  
Korktuk topraktan, 
Yükseklere kurduk evlerimizi 
Şimdi uzaklarda kaldı 
Dostlar,dostluklar… 

--------------------------------------

KORKU 
  
Siz 
Fidanlardan 
Korktunuz 
Koca bir çınar 
Olmasın diye… 
  
Siz 
Tarihten 
Korktunuz 
Yıktınız 
Örnek olmasın diye… 
  
Siz 
Karanfillerden 
Korktunuz 
Yakalara 
Takılmasın diye… 
  
Siz 
Üzümden 
Korktunuz 
Şarap olmasın diye… 
  
Siz 
Dikenden 
Korktunuz. 
Dikensiz 
Bir gül bahçesi 
Yaratmak için 
Dikenli 
Tüm çiçekleri 
Kopardınız 
Elinize 
Batmasın diye… 
Ben, 
Son beyaz gülü de 
Koparmıştım zaten 
Lekelenmesin diye… 

--------------------------------------

SORMA 
  
Sorma! 
Sularımızı kimin bulandırdığını 
Elmayı dalından kimin kopardığını 
  
Sorma! 
Denizin neden mavi olmadığını 
Gökyüzünün neden gri olduğunu. 
  
Sorma! 
Bizim kentimizin üzerinden, 
Kuşların artık 
Neden topluca geçmediğini. 
  
Sorma! 
Nerede çam ağaçları 
Buğday tarlaları, 
Üzüm bağları… 
  
Yıkıldım deme, 
Bak! 
Hatıralar ayakta tutuyor beni…

-------------------------------------- 

DEFİNE 
  
Taşı toprağı altın dediler, 
Hep birlikte geldiler. 
Bir gecede 
Emir Bayıra 
Kondu diktiler. 
Kondu reisi Ahmet, 
Konduya kaçak elektrik çekerken, 
Halime ana iş kazasında cam silerken, 
Ayşe, kanalizasyon çukuruna düşerek, 
Ahmet'de, 
Bir kamyonun altına girerek, 
Bebek Zeliha ise veremden ölerek, 
Defnedildiler. 
  
Onlar buraya, 
Taşı toprağı altın, 
Diye geldiler. 
Define aradılar 
Köylerine, 
Defnedilerek 
Gittiler… 

--------------------------------------

GEÇ KALMADAN 
  
Yolun düşerse bir ara 
Uğra safran ormanına 
Uzanıver 
Bir kavak ağacının gölgesine. 
Dinle! 
Kuş seslerini 
Yaprak hışırtısını. 
Şimdilik 
Kirli de olsa 
Akan Safran Deresi'ni. 
  
Dinle! 
Dinlerken 
Dinleneceksin. 
  
Çok geç kalmadan 
Yolun düşerse bir ara 
Uğra Safran ormanına.

--------------------------------------
DELİKANLI 
  
Evet, 
Çok haklısın delikanlı… 
Gençliğimizde, 
Amerikan traşı olup, 
Bad Godesberk parkında, 
Kay kay yapamadık. 
Fransız parfümünü 
Üstümüzde boca edip, 
Cd dinleyemedik 
Mendirekte… 
  
Ama!.. 
Sizlerde, 
Yalova'da, 
Buğdal tarlalarında 
Harmana binemediniz. 
Komşunun bahçesindeki 
Ağaca çıkıp 
Erik çalamadınız… 
Ay çiçeği, tarlalarında 
Gelincik şurubu içemediniz… 

--------------------------------------

YILLAR ÖNCE GELDİLER…. 

Yirmi yıl önce gitmişlerdi 
Bizim mahalleden 
En iyi binada oturur 
En güzel elbiseleri giyerdi Corc Wende 
Babası Yüzbaşıydı Karamürsel'de 
Görev yapıyordu Amerikan üssünde 
Sabah gider,akşam gelirdi 
ABD bayraklı mavi otobüsle 
  
Hafta sonlarıTermal'de 
Akşamları sahilde 
Dolaşırdı Wolksvaganle 
Giderken dedi ki Corc Wende 
“ Bir Gün Yine Geleceğiz Bekle” 
  
Sonra,yıllar sonra 
Yine geldiler 
Yeni Dünya'dan 
Yeni Dünya Düzeni ile 
  
Her şeyi satacaksınız 
Özelleştireceksiniz dediler… 
Ve sonra… 
Parça,parça 
Toprak,toprak 
Fabrika, fabrika 
Satıldık,satılıyoruz…

--------------------------------------

SU ŞEHRİ 

Su şehri Yalova'dan 
On yılönce 
Su satılırdı tankerlerle 
Şimdi! 
Su şehrinde 
Su satılıyor pet şişelerde 

--------------------------------------

TONAMİ 

Kardeşim Tonami 
Seninle kardeş şehir olalı 
Tam On yıl oldu 
O gün, 
Yani on yıl önce 
Bana gönderdiğin soğanlar 
Nedense! 
Bir türlü lale olmadı 
Birde bizim burdakiler 
Onca yıldan sonra 
Bir türlü adam olamadı! 

--------------------------------------

“SEYİR” 

Akdenizi seyrediyorum bir akşam üstü 
Durgunluğu,sessizliği 
Yalova'yı hatırlatıyor bana 
Martılar… 
O'nu anlatıyor 
Dalgalar O'nu getiriyor bana..

--------------------------------------
  
“ GECELER” 
Yalova'da 
Birtek sen değişmedin 
Çünkü 
Sana ulaşamadılar 
Karanlık Geceler 
  
Yeşilin 
Mavinin 
Rengini değiştirdiler ama… 
Sana ulaşamadılılar 
Sen hepkara kaldın 
Karanlık geceler 
İşte o yüzden seni seviyorum 
Karanlık geceler

-------------------------------------- 

"DÖRTLÜK ” 

Kırık pencere camından esen 
Rüzgardan korunmak için 
Sarılmışım bir sevgili gibi 
Hatıralara… 

--------------------------------------

“ŞAŞIRMA” 

Dayko! 
Az sonra Termal'de olacaksın 
Termal Oteli,Mavi çamları 
Stelleri,Sütunları 
Ve diğer tarihi eserleri 
Göremeyeceksin 
Sakın şaşırma! 

--------------------------------------

“BÜYÜK TERMAL OTEL” 

Bindokuzyüzotuzaltı'da.. 
Mimar Sedat HakkıEldem tarafından yapıldı. 
  
Dört katlı doksan odalı 
Büyük Termal otel 
Bindokuzyüz otuzsekiz 
Yirmi iki ocak günü açıldı. 
  
“Cumhuriyet Türkiyesi'nin en büyük toteli. 
Demokrasimiz yaşadıkça yaşayacak” dedi 
Atatürk. 
  
Bin dokuzyüz otuzsekiz'de 
Hasta yatağında 
Termal otel'deki 
Ceviz karyolasını istedi. 
  
On Kasım bin dokuzyüz otuz sekiz'de 
Ceviz Karyolada.. 
Termal'i solukladı. 
Son kez 
Nefes nefes… 
“Termal Otel, 
Demokrasimiz yaşadıkça yaşayacak” 
Dedi 
Atatürk. 
  
Bin Dokuzyüz Seksen de 
Demokrasi, 
Askıya alındı. 
  
Bin dokuzyüz seksen dört'te 
Büyük Termal Otel, 
Bir gecede yıkıldı. 

--------------------------------------

“YÜRÜYEN KÖŞK” 

Yürüyen Köşk, 
Bir tek çınar ağacının 
Dalları için, 
1930'da 
Kızaklarla yürütüldü… 
  
1980'de 
İçindekiler… 
  
1931'de 
Halka bağışlandı. 
  
1980'de 
Halka ziyarete kapatıldı… 
  
1930'da 
Çınar ağacının dalları korundu… 
  
1990'da 
Çınar ağaçları kesildi. 
  
1998'de 
Halen kapalı. 

--------------------------------------

TERMAL'DE BİR ŞAFAK VAKTİ 
  
Oraya da girdiler bir şafak vakti. 
Termal, Atatürk Köşkü'ne. 
Önce tarihi binaları yıktılar, 
Sonra da ağaçları, 
Körpe fidanları kestiler, 
Hiç acımadan. 
  
Neden? Niçin? diye soruldu. 
“Emir büyük yerden” dediler. 
Sonra öğrendik ki, 
Emri verenler 
Lojman yapacaklarmış, 
Kendilerine. 

 

Ve sonra,emri verenler, 
Bu lojmanda, 
Bacaklarını uzatacak yattığı yerden. 
Atatürk Köşkünü seyredecek, 
Kahvesini içerken. 
Hiç yüreği sızlamadan, 
Tarihle hiç hesaplaşmadan, 
Purosunu tüttürecek. 
Viskisini içerken, 
“Bu Termal nekadar güzelmiş be…!” diyecek

--------------------------------------

''TERMAL BIZIMDIR.” 

Eşleriyle, çocuklariyla,
Hep birlikte gelmisler.
Yan yana, omuz omuza.
Haykırıyorlar
''Termal Bizimdir, Bizim kalacak.'

Yalovalilar,
Yürüyorlar hep birlikte,
Termal Atatürk Kösküne.
Tek bir ses duyuluyor,
''Termal Bizimdir, Bizim kalacak.''

Küçük bir çocuk,
Atatürk'ün büstüne sarılıyor.
Sonra da annesi ve babasi.
Agliyarak bagiriyor,
''Termal Bizimdir, Bizim kalacak.''

Ihtiyar bir köylü,
Yasli gözlerle seyrediyor,
Tüm olan biteni.
Aglamak istiyor,
Yapamıyor,
Önce yumruğunu sıkıyor
Sonra da dişlerini.
Mırıldanıyor
'' Güçlü olmanin tam zamanıdır simdi.'' 

--------------------------------------

'' PANDELI ''

Termal otel'inin
Ilk bahçevaniymis
Pandeli.
Ilk kez 1935' te tanımış
Mustafa Kemal'i.
Mavi çamlara
Ortancalara
Can suyu vermis
Yillarca.
1969'da ise
Pandeli
Can vermis.
Eğer ki;
Bir onbes yil daha
Yasasaydi
Pandeli,
Görecekti
Termal oteli
Emin olun ki,
Olacaktı
Tamdeli.

-------------------------------------- 

''NETEKEM -II -''

Bu Termal Otel
Selçuklar' dan mi
Yoksa
Osmanlilar' dan mi
Bize kaldi?
Netekem.
Yıkın bu
Termal oteli.
Çünkü!
Atatürkçü'yüm
Netekem..

--------------------------------------

''HERSEYE RAGMEN'' 

Yasamak!
Elbet güzel
Ama Yalova'da
Bir baska güzel
Üstelik
Her seye ragmen
Yalova
Bir baska güzel. 

--------------------------------------

'' SESLENMIS '' 

Sana anlatmak istedim
Yazdıklarımın
Her kalimesinde,
Dünü, bugünü.
Her cümlesinde
Özlemimi dile getirdim
Mutlugu düsledim
Satirlarimda.
Bir dünya yarattim
Kalemimle
Gözyaslarindan yagmur,
Rüzgarlarindan,
Özgürlük türküsü esiyordu.
Ve sanki sen
Karabulutlar arasinda
Göremiyordun
Gökyüzünü. 

--------------------------------------

'' BIYOGRAFI '' 
1960'da Yalova'da
Dogmusum.
Tam yirmibir gün sonra da
Darbe olmus.

Ilkokulum Müfettis Hamdi Girgin
Ilk ögretmenim ise artist Mümin..

Ilk kez on yasında duydum
Hasan Mutlucan'in gür sesini..

Ilk dogum günümü
11 yasinda kutladim,
Babamin tatlici Arnavut Hamza' dan
Aldigi tulumba tatlısiyla.

Bir yil sonra yine bekledim
Dogum günümü..
O gün ne tulumba tatlisi geldi..
Ne de çamlica gazozu..
Surat yapinca, geldi cevabi.
"Bugün gençler asildi
Daragacinda."

Yani anlayacaginiz
Ilk dogum günüm,
Son olmustu. 

Sonra, gençlik devri.
Ilk aşk ve
Ilk hüsran.. 

Ilk yazımı
17 yasinda yazdim
Arabacilar sokaginda
Bir duvara
“Bagımsiz Türkiye"


Ilk copu kafamda
Gece bekçisi Niyazi kirdi.
Ilk ifademi
Komiser Hulusi amca aldı. 

Sonra bir sabah yine uyandim
Hasan Mutlucan'in gür sesiyle. 

Bes yil sonra
Boyun egdim,
Simdi ki esime.
Suskun ve duru bir denize
Benzeyen toplumun
'Çagla'masi için
Çagla adini verdim.
Ayni yil dogan kızıma

Bir bes yil sonra
Darbe olmadi!
Ama!
Hiç bir sey de degismedi.
Bir seylerin degismesi için
Çagri adini verdim
O Yıl dogan kızıma

Simdi ise
Yine yazıyorum.
Duvarlara degil,
Bilgisayara..

--------------------------------------


“HALIL IBRAHIM “

Yalova'da
Her gün,
Sokak ortasinda
'Acisiz sıcak lahmacun'
Diye bagirdi
Güleç yüzlü Halil İbrahim.. 
Bir gün..
'Çocuk düsüyor' diye bagirdi.
Kimse ne dedigini anlamadi.
Bes yasindaki kiz
Beşinci katin balkonunda..
Düstü düsecek..... 
Ok gibi firladi besinci kata.
Yukari çiktiginda..
Açamadi kilitli kapıyi
Buldugu bir çarsafla
Fisek gibi indi
Asağiya..
Bes yasindaki kiz
Besinci katin balkonunda..
Düstü, düsecek.. 
Çarsafin bir ucunda
Halil ibrahim.
Bir ucunda ben..
Bes yasindaki kız
Besinci katin balkonundan
Düstü
Çarsafa. 
Kucakladi çocugu
Halil ibrahim..
Çocuk agliyordu
Korkusundan
Halil ibrahim
Sevincinden.. 
Bir hafta sonra
Yine geldi yanima.
Artik, adi da çıkmıştı
Cankurtarana..
Bir anons duyuldu birden
Belediye hoparlörinden
Çinarcik'ta kaza olmus
Kana çok ihtiyaç varmis... 
Irkildi!
Halil ibrahim.
Bir korku düstü yüregine..
Elleri titredi.
Bir hafta önce,
Benim oglan burada
Ise basladi..
Diye mirildandi..
Sonra da ekledi
Içim çok sıkılıyor
Oraya bir gitsen!
Gittigimde..
Kanlar içersinde buldum
Halil ibrahim'in
Onyedi yasindaki isçi oglunu..
Döndügümde..
Cankurtaran
Halil ibrahim
Agliyordu acısından
Simdi ise,
Halil ibrahim.
Acilar içersinde
Acili lahmacun satıyor
Karamürsel caddesinde. 

--------------------------------------

“HA SANA !”

Hasan'i on yil önce görmüstüm ilk kez,
Yalova'da deniz kenarinda
Toprak yığınları arasinda,
Küçük bir naylon çadırın içinde.
Karisi Nigar, kızı Zeynep'le
Mekan edinmisti naylon çadırı.
Adana'dan geleli sekiz gün olmustu.

Korkuyordu Hasan.
Üç kez yikmislardi zabitalar evini! 
Hasan, gözü yasli,
Hasan korku dolu..
Hasan yaniklar içinde..
Hasan 35 yasinda.
Bir yün fabrikasinda çalisiyormus..
Sonra bir gün, muhasebeye çagrilmis.
Iste o gün,
Önce isini kaybetmis.. 

Sonra..
Iste hersey sonrasinda degismis..
Is aramis Hasan günlerce,
Bir gün eve döndügünde..
Tek katli ahsap evini alevler içinde bulmus..
Hasan girmis alevlere,
Kurtarmis Nigar'ini.
Kemal'ini ise,
O gün kaybetmis.
Pamuk toplamaktan gelen esi,
Bir gün sonra haberdar olmus..

Ve sonra..
Artık yapamam demis buralarda..
Acısını yüregine gömerek,
Bir azik torbasiyla düsmüs yollara.
Bir kamyon kasasinda yolculuk yaparken..
Bir tabela ilismis gözüne..
“Az sonra denizi göreceksin, sakin sasirma!” 

Ve böylece
Burada bulmus kendini..
Ve bir gün yanina gittigimde.
O ve çadiri yok olmustu..
Sonradan ögrendigim ise,
Esinin kahrindan öldügüydü..
Esinin 40'i dolmadan..
Zeynep'te düsmüs yataga..

Ve bir gece..
Zeynep için 'öldü' demisler.
Iki yil sonra karsilastigimda..
Hasan ,
En son olarak,
Aklını kaybetmisti.

--------------------------------------

BIR YAZAR “ 
Ehlikeyf
Kötümser
Suskun
Bilgisiz
Ve
Ilgisizdi. 
Üstelik
Karıştırıcı
Önyargili
Saptırıcı
Itirazci
Bir Yazardi. 
Ayni zamanda
Bir Yalakaydi!..

--------------------------------------

“BIR OKUR “ 
Girisken
Bilgili
Duyarli
Yaratici
Ve
Sabirliydi..

Üstelik
Hosgörülü
Yürekli
Gerçekçi
Samimi
Bir okurdu. 
Ayni zamanda
Bir Yalovaliydi.! 

--------------------------------------

“NETEKEM -III-” 
Hamamlar diyarina
Netekem çok gitmisim.
Önemli islerimi
Burada bitirmisim.
Amma velakin
Her seferinde de
Hamamdaki oglani görmüsüm..
Hamamin girisinde
Çizittirip duruyor
Bana ilham veriyor. 
Elinde bir firça var,
Karalayip duruyor,
Sözde resim yapiyor.

Ve nihayet
Bana ilham geliyor. 
Diyorum ki kendime
Bu oglan,
Bu karikatürü
Resim diye satiyorsa,
Bende karikatür yapar,
Resim diye satarim
Netekem.

--------------------------------------


“GÖÇMEN RECEP “ 

A be göçmen Recep,
Oldu mu simdi!
Telefon kulübesinin
Önünde
Cep'le konusmak. 

A be göçmen Recep,
Oldu mu simdi,
Elde tespih
Belde wolkman
Çengi mahallesinde
Lambada yapmak. 

A be göçmen Recep,
Dört yil önce yoktu
Çayin sekerin,
Simdi her gece dersin
Nerde benim kestane sekerim. 

A be göçmen Recep,
Komsun bulamaz,
Makarnanin çubugunu
Sen takarsin
Iktidar çubugini.

--------------------------------------


“KÜÇÜK YASAR “ 

Diyarbakirli Yasar
9 yasında.
5 yil önce göçmüs Yalova ya.
Sabah okula,aksam ise.
Okurken isini,
Isteyken okulunu düsünür.
Babasi,
Is bulursa çalisanlardan
Diyarbakirli Yasar,
9 yasinda

Ayaginda 38 numara ayakkabi..
Üstünde boyu kadar bir palto.
Altinda konserve kutusu
Önünde bir boya sandigi
Küçük yasar ayakkabi boyacisi..
Okursam,çok para kazanirsam bir gün
Kendime bir boya sandigi alacagim.
Diyor,
Diyabakirli küçük yasar.

Yani Yasar
Büyüyünce,okuyunca
Büyük boyacı olacak.
Diyabakirli Yasar.
Isini yaparken Yalova iskelesi'nde,
Kesik,kesik öksürüyor.
Öksürürken,cigerlerini tutuyor,
Diyarbakirli küçük Yasar.
Aksama sicak bir çorba içersem.
Kesilir öksürük diyor..

Oysa ben bilirim ki
Küçük Yasar.
Iyi oldugu günlerde de
Çorba içiyor.

--------------------------------------

DEREAGZI'NDA “ 

Dereagzi'na dogru,
Agir agir yürüyen
Su saçlari kırlasmis adam.
Ya da
Herkesin dedigi gibi
Yalova'nin Berdusu
Biliyorum.
O da sevmisti bir zamanlar.
Büyük bir umutla.
Dudaklari kenetlenmisti sanki,
Anlatamamisti sevdigini.
Duyuramamisti
Terkedilmisligin acisini
Gözleri buruk buruktu.
Haykirmak istiyordu belli.
Sitem etmisti yasama

Ince ayaklari zor tasıyordu
Yılların acı hatıralarını
En büyük dostu
Bos masalardi.
Mekan edinmisti
Dereagzi'ndaki ahsap binayı
Biliyorum. 
Yine içecek orada
Sabaha kadar.
Teselli arayacakti kadehlarde.
Yudum yudum
Silecekti anıları
Az sonra unutacakti herseyi
Yigilip kalacakti yine,
Dereagzi'ndaki
Los kaldırımlara

--------------------------------------

“O'NU TANIR MISINIZ ?” 

O, Yalova'da, bir gecekonduda dünyaya geldi.
O, hiç bir zaman doktorla karsilasamadi.
O, hiç bir zaman yünlü çocuk bezi kullanamadi.
O, hiç bir zaman elma sekerinin tadina bakamadi.
O, hiç bir zaman deniz kenarinda kumdan kaleler yapamadi.
O, hiç bir zaman renkli balonlarla kosup oynayamadi.
O, hiç bir zaman atli karincada dönemedi.
O, hiç bir zaman çarpisan araba süremedi.
O, hiç bir zaman bisiklete binemedi.
O, hiç bir zaman kokulu silgilere sahip olamadi.
O, hiç bir zaman renkli kalamlerle defterini boyayamadi.
O, ilk kez 4 yasinda bir bayram sabahi et ile tanisti.
O, ilk kez 7 yasinda pazarda limon satip para kazandi.
O, ilk kez 9 yasinda okul önlügünü giydi.
O, 11 yasinda iken,
Açliktan ve soguktan tir tir titreyerek büyüyen gözbebeklerini,
O, son kez de olsa rahat bir yatakta bile yatamadi.
O'nu iste simdi tanıdınız ..

--------------------------------------

“AYSE “ 

Ayse büyük aciıar içinde..
Ama büyük bir umutla çıkmıştı
Dere mahallesindeki evinden.
Ilk bebegi gelecekti dünyaya.
Bir komsusu
Taksi çagıralim dedi.
Ayse, hastane yakin,
Zaten para da yok
Diyerek,
Yola koyuldu. 

Ayse sancilar içinde
Yürüdü hastaneye.
Tam varacakken,
Ayse
Belediye çukuruna 
Düstü..
Sonra da bebegi.

--------------------------------------

“HALIM ILE HALIME “ 

Yillar öncesinin Yalovasi'nda.
Soguk bir kıs günü.
Tahta köprünün üstünde
Birbirlerini tanidilar.
Halim ile halime..
Halim lise sona.
Halime ise
Elma toplamaya gidiyordu.. 

Sonra..
Her sabah ayni saatte.
Tahta köprünün üstünde
Görüstüler gizlice..
Üçüncü sabah
Tanimislardi aski..
Sevmeyi sevilmeyi.
Halim ile Halime..
Üsüyordu..

Titriyordu dudaklari.
Yanibaslarindan akan
Derenin azgin sularinda
Bogulmaktan korktugu gibi. 

Yagmurlu bir sabah
Çinar agacinin altinda
Ilk kez el ele tutustular.
Birbirlerine fisildadilar.
Her yagmur tanesi
Sevgimizi yüceltecek.. 

Bir kaç yil sonra
Halim Üniversiteyi kazanip
Gitmisti Ankara'ya..
Halime ise..
Çeyiz düzmek için fabrikaya..
Halim, Büyüksehirde
Bir tek agacin olmadigi
Isikli genis caddelerde
Kaybederken geçmisini..
Halime de kaybediyordu isini.

Bir sonbahar günü
Sararan yapraklarin
Dört bir tarafa savruldugu gibi
Savrulmuslardi,
Halim ile Halime. 
Bir yil sonra da
Tahta köprü yikildi.
Büyük çinar agaci da
Çürüyüp, kurumustu

FARUK KIRTAY  1998 "DÜNDEN BUGÜNE ŞİİRLERLE YALOVA"

Haberi Sosyal Medyada Paylaş :

farkyalovada.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2007 @ Türkiyemix Şehir Portalı