ARAPLAR BİZİM EVE NE ZAMAN GELECEK
Sitemizin kurucusu Gazeteci-Yazar Faruk Kırtay'ın yazdığı " Araplar Bizim Eve Ne zaman Gelecek" adlı kitabını buradan okuyabilirsiniz.
29 Mart 2014 Cumartesi 21:43:58

Baskı : İstanbul-Topkapı

Basım Tarihi: Temmuz 1999

ISBN: 975 96881-0-7

Sunuş

Hiç Düşündünüz Mü?

1980 Darbesiyle Birlikte, Rabıtanın ve Müslüman Kardeşler Örgütünün Kurucu Merkez Yöneticisi Muhammet Es Savvaf’ın Türkiye’ye Neden Geldiğini…?

Hiç Düşündünüz Mü?

Türkiye’ye Gelen Rabıta Kurucusu Muhammet Es Savvafın Yalovada Yaşamayı Neden Tercih Ettiğini..?

Hüç Düşündünüzmü?

Muhammet Es Savvaf’ın Türkiye’ye Gelmesiyle Birlikte, Arap Turistlerin Neden Ülkemize Akın Ettiğini..?

Hiç Düşündünüz Mü?

“Yalova Benim Kentimdir” Diyen Atatürk’ün Kentinin 1980 Darbesi İle Birlikte Neden “Arapkent” Olarak Anıldığını..?

Hiç Düşündünüz Mü?

12 Eylül Darbesi İle Birlikte Kurulan Hükümetin, Din Görevlilerin Maaşlarının 1981 Yılından İtibaren, Rabıta Tarafından Ödenmesinin Milli Güvenlik Konseyi (MGK) Tarafından Neden Kabul Edildiğini..?

Hiç Düşündünüz Mü?

Milli Güvenlik Konseyi (MGK) nın 1982 Yılından İtibaren, Arap Ülkelerinin Türkiye’deki Yatırım Anlaşmalarının Gizli Tutulmasını Neden İstediğini?

Hiç Düşündünüz Mü?

Türkiye’ye Gelen Arap Turistlerin, Dönemin En Görkemli Oteli Olan, Büyük Termal Otelde Kalırken, Bu Otelin Atatürk Tarafından Yaptırıldığının Öğrenilmesinden Sonra Bu Otelden Neden Kaçarcasına Ayrıldıklarını?

Hiç Düşündünüz Mü?

Atatürk’ün Emriyle Yapılan Ve Açılışında Atatürk’ün Yaptığı Termal otelin Arap Turistlerin Yoğun Olduğu 1982 Yılında Neden Onarıma Alındığı..?

Hiç Düşündünüz Mü?

Atatürk’ün Özel Odası Bulunan Termal Otelin 44 Yıllık Eski Bir Bina Olduğu Gerekçe Gösterilerek 1984 Yılında Neden Yıkıldığını..?

Hiç Düşündünüz Mü?

Atatürk’ün İsteği Üzerine Vasiyet Olarak Kabul Edilen ve Ölümünden Sonra TBMM’ce 26 Haziran 1939 Çıkartılan 3653 Sayılı Yasanın 20 Maddesiyle Koruma Altına Alınan Tarihi Binaların Arasında Bulunan Termal Otelin Mevcut Yasanın Çiğnenerek Nasıl Yıkıldığını..?

Hiç Düşündünüz Mü?

Termalde Bulunan Diğer 1500 Yıllık Binaların Halen Neden Sapasağlam Olduğunu Ve Hizmet Verdiğini..?

Hiç Düşündünüz Mü?

Araplara Getirilen Mülk Edinme Yasağının, Kurulan Şirketler ve İmamlarla Nasıl Delindiğini..?

Hiç Düşündünüz Mü?

1200 Nüfuslu, Termal/Gökçedere’nin Kısa Bir Süre İçinde 10.250 Yatak Kapasiteli Bir Yere Dönüşüp, Burada Ev Pansiyonculuğunun Nasıl Başladığını..?

Hiç Düşündünüz Mü?

Yerli Turizm İşletmecilerinin Arap Turistlere, Arap Turistlerin Yerli Turizmcilere Bakış Açısını..?

Hiç Düşündünüz Mü?

1980 Darbesiyle Başlayan Arap Turist Akınının Daha Sonra Neden Kesildiğini..?

Tüm Bu Sorunların Yanıtını Eğer Merak Ediyorsanız, Gelin  Birlikte Bir Dönemin Arkasını Aralayıp, Gün Işığına Çıkartalım..

Evet, Sizleri Bu Kitabı Okurken Geçmişi Sorgulamaya, Düşünmeye ve Yakın Bir Tarihe Birlikte Tanıklık Etmeye Davet Ediyorum..

 

“BİR DÖNEM VE PERDE ARKASI”

Türkiye son yılların en gürültüsüz dönemini yaşıyordu.

Çünkü, konuşan ve düşünen insanlar cezaevlerine gönderilmiş Türkiye, konuşmayan, düşünmeyen ve duymayan uysal bir topluluğa dönüşmüştü. Bu dönemde düşüncelerini ifade edenler, sadece ülke yönetimine el koyanlardı.

İşte o günlerde; “ Türkiye ‘ye niye turist gelmiyor?”diye düşünülüyordu.

Bunu bir çok kez düşündüler!

Üstelik 12 Eylül’den hemen sonra, Avrupa ülkelerine Türkiye’nin güllük, gülistanlıkve sorunsuz bir ülke olduğunu kanıtlamak için büyük bir gayret gösterilmişti.

Bu gayretler arasında, büyük gazetelere verilen çarşaf çarşaf ilanlar ve Türkiye’nin muhtelif turistik yerlerinden çekilmiş fotoğrafların yer aldığı özel haberlerin Avrupa basınında yer almasına, Türkiye’nin çok güvenli bir ülke olduğunu gösterilmesine rağmen, avrupadan turist gelmiyordu.

Avrupalılar, yapılan tüm girişimlere neden itibar etmiyordu? İşte bu sorunun yanıtı Avrupa basında şöyle yer alıyordu:

“.. Askeri bir darbeyle demokrasinin askıya alındığı bir ülkede, güven ortamı bulunmaz..”

ve söylendiği gibi oldu.

12 Eylül darbesinin üstünden bir süre geçmesine rağmen, Avrupa’dan turist gelmiyor yada çok az geliyordu.

İşte yeni bir yaz sezonuna daha giriliyordu. Bu dönem kollar sıvanmış, büyük hazırlıklar yapılmıştı. Türkiye’nin her tarafına “ turistlere gösterilecek ilgi, ülkemize döviz olarak geri dönülecektir”gibi pankartlar asılmaya başlandı.

Hatta, gemi ile gelen küçük bir turist topluluğuna bile özen gösteriliyordu. Devletin önemli rkanları bu küçük grupların arasına birkaç fotoğrafçı ile katılıyor, ertesi günde bu görüntüler, bazı gazetelere “ işte turistler geldi..” diye yansıyordu. 12 eylül darbesinin ardından neredeyse bir yıl geçmişti. Ancak, avrupadan beklenilen oranda turist yine gelmiyordu.

Hasbelkader gelenler ise el üstünde tutuluyor, bunlar da bursa kılıç kalkan ekibi ile karşılanıp, belediye bandosu ile uğurlanıyordu..

Yapılan tüm bu karşılama ve uğurlama törenlerine rağmen gelenlerin sayısı ancak, birkaç otelde konaklama yapabilecek kadardı. Oysa, Türkiye’ye turist gelmesi için neler yapılmamıştı.

Günlük gezeteler bile darbeci generaller tarafından denetleniyor, Türkiye’ye  Avrupa’da güç durumda bırakacak haberler daha baskı aşamasında sansürleniyordu.

Ne yapıldıysa da olmadı.

Artık, Avrupadan gelecek turistlerden ümidini yitirenler, çareyi demokrasi ile yönetilen Avrupa ülkelerinde değil, demokrasi dışı sistemlerle yönetilen Arap ülkelerinde aramaya başladılar. İlk akla gelen ülkelerin başında da Suudi Arabistan ve Kuveyt oluyordu.

 

Vakit kaybetmeden harekete geçildi..

Turizm Potansiyeli, Artık Avrupalılardan Değil, Suuidi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri Kuveyt, Suriye , Irak, Lübnan, Ürdün Gibi (Arap) Turistlerden Sağlanmasının Yoları Aranmaya Başlandı.

İşte o yıllarda. MGK (MİİLİ GÜVENLİK KONSEYİ)Türkiye’nin Müslüman bir ülke olduğunu vurgulayıp açık hava mitinglerinde de bunu sık sık dile getirmeye başladı. Topluma ve Arap ülkelerine verilmek istenen mesajlar, özellikle turizm bölgelerinde gerçekleşiyordu.

Buralarda yapılan konuşmalarda da özellikle;” bu ülkede ezan sesini kesmeye kimsenin gücü yetmeyecektir” sözleri her konuşma metninde birkaç defa yer alıyordu..

Cumhurbaşkanı Kenan Evren, yaptığı konuşmalarda bu deyimi birkaç kez kullanmaya özen gösterirken bu tür toplantılarda “ Müslüman’ın,  Müslüman’dan başka dostu olamayacağı” vurgusu da özenle yapılıyordu.

Yapılan bu tür konuşmalar sonrasında, Arap ülkelerinin güveni kazanılmaya başlanılmıştır bile.

Sıra arap ülkeleri ile sıkı bir dostluk ve ticari bağlantıların kurulmasına gelmişti.bu dönem arap ülkeleri ile ticari ve turizm ilişkilerinin daha da güçlenmesi için somut adımlar atılmaya başlandı. Bu somut adımların başında da imam hatip liseleri ve kuran kursları bulunuyordu. İşte bu yıllar, imam hatip okullarının ve kuran kurslarının ülke çapında yaygınlık kazandığı günlere denk düşüyordu.

Sadece söylemde değil, pratikte de artık bir şeylerinin yapılmasının zamanı geldi diye düşünenler, Türkiye’nin dört bir yanına imam hatip liseleri ve kuran kurslarının açılması için yoğun bir çaba içersindeydiler.Bu yoğun çabalar bir süre sonra sonuç vermişti.

Çünkü Türkiye , arap ülkeleri tarafından tatil ülkesi olarak keşfedilmişti. Arap turistlerimizi ülkemize çekmek için her türlü çalışmanın yapıldığı bu dönemde, ülkemize sayısı çokaz olsa da arp gruplar gelmye başlamıştı.

 

“TÜRKİYE’YE ÖNCE, RABITA’NIN KURUCUSU GELİYOR.”

Gelen arap turist toplulukları yeşil ve ormanlık alanları ile deniz kenarlarını tercih etmesi nedeniyle bu arap turist akınından öncelikle Yalova ve Sarıyer bölgesi faydalandı.

Türkiye’ye ilk gelenler arsında da, Müslüman kardeşler örgütünün ve rabıtanın kurucusu, merkez yönetim kurul üyesi ve arap aleminin gelmiş geçmiş en ünlü şeyhi, prof. Muhammet Mahmut es savvaf bulunuyordu.

İşte zaten ne olduysa prof. Muhammet Mahmut Es Savvaf’ın Türkiye’ye gelmesiyle oldu.

Rabıtanın ve Müslüman kardeşler örgütünün kurucusu din profesörünün 1981 yılında, Yalova Termale gelmesi ve bir süre sonra da burada kendisine 3 katlı villa satın almasıyla, Yalova-Termal bir anda tüm arap ülkelerinde tanınmaya başlandı.

Rabıtanın ve Müslüman kardeşler örgütünün kurucusu Muhammet Mahmut es Savvaf’ın Termal’e yerleşmesi ile ülkemize, özellikle Termal’e arap turistler küçük gruplar halinde gelmeye başladılar..

Gelenler ilk önce ünlü şeyhi ziyaret ederek ona yakın bir yerde konaklamaya özen gösteriyordu.

Rabıta yöneticisi Muhammet Mahmut es Savvaf’ın Termal’e yerleşmesi kısa bir süre içinde önce, Arap ülkelerindeki yaygın organlarına sonrada, Türkiye’deki gazetelere de yansıdı.

 

“Muhammet Es Savvaf'ın Ziyaretçileri Kuyrukta..”

Arap Ülkelerindeki Gazeteler, Es Savvafın Türkiyede Tatil Yaptığını, Termal Kaplıcalarında Villa Aldığını Zamanının Büyük Bir Bölümünü Burada Geçireceğini Sık Sık İşlemesi Üzerine Türkiye’ye Özellikle Termal Kaplıcaları Bünyesinde Bulunan Termal/Gökçedere Kasabasına Gelenlerin Sayısı Artmaya Başladı.

Termal’de Es Savvafın Ziyaretçilerinin Kapısının Önünde Uzun Kuyruklar Oluşuyordu. İlk Kez Köylerinde Böyle Bir Kalabalığa Tanık Olan Gökçedereliler Ne Olup Bittiğini Anlamaya Çalışıyorlardı.

Anlayacaklardı Ama, Anlayamadıkları, Köylerine Gelen Suudili Konuğu, Ziyaret Edenlerin Çoğunun Arapa Benzameyen Ama Arap Gibi Giyinen Sakallı  ve Sarıklı Oluşuydu.. Bunların En BÜyük Özelliği İse, Türkçe Konuşmalarıydı.

Tüm Bunlar, Gökçedereli Köylülerinin Kafasını Karıştırıyordu.

Bu Kafa Karışıklığı Da Uzun Sürmedi. Birkaç Gün Sonra Gökçedereliler, Kendi Köylerinde Ville Alan Kişinin Arap Aleminin En Ünlü Din Profösörü Olduğunu, Arap Ülkelerinin Resmi Temsilcilerinin Köye Büyük Ve Gösterişli Araçlarla Girmesinden Sonra Anlıyorlardı.

Köye Gelen Önemli Konuk Es Savvaf, Termal/Gökçedereyi Birkaç Gün İçin De Tüm Arap Ülkelerine Tanıtmaya Yetmişti.

Es Savvafın Gelip Buraya Yerleşmesinin Üzerinden Kısa Bir Süre Geçmiş Olmasına Rağmen, Köy Sanki Ablukaya Alınmıştı.

Her Gelen Önemli Ziyaretçi, Yanında Birkaç Koruma Getirmesi, Köy Halkını Endişelendirmeye Başlamıştı. Köyün Toprak Yolu da Böylece Son Model Geniş Lüks Ve Resmi Araçlarla Bu Şekilde Tanıştı.

Ziyaretçilerini, Villasındaki Geniş Bahçede Ağırlayan Es Savvaf, Önemli Konuklarını İse Villasının Salonunda Özel Olarak Konuk Edip Görüşüyordu.

 

“RABITA MGK’DA..”

Rabıtanın Ve Müslüman Kardeşler Örgütünün Kurucusu Din Profosörünün 1981 Yılında Yalova Termale Gelmesi Rabıta Tartışmalarınıda Ülke Gündemine Getirmişti.

12 Eylül Derbesi İle Birlikte Kurulan Ve Turgut Özalın Başbakan Yardımcılığı Görevinde Bulunduğu Bülend Ulusu Hükümeti, 28.04.1981 Gün Ve 8/2838 Sayılı(Resmi Gazetede Yayınlanmayan ) Kararıyla Yurt Dışındaki İmamların Ve Diğer Din Görevlilerin Maaşlarının Rabıta Tarafından Ödenmesi Milli Güvenlik Konseyi (MGK) Tarafından Kabu Edilmişti.

Milli Güvenlik Konseyi (MGK) Bu Kararı Aldıktan Tam Bir Yıl Sonrada 05.04.1982 Tarih Ve Yür. Orga İİ.-D:06071282/5 Sayılı Yazısı İle Arap Ülkelerinin Türkiyedeki Yatırım Anlaşmalarının Gizli Tutulmasını İstedi.

Milli Güvenlik Konseyi (MGK) Ticaret Bakanlığı Aracılığıyla Odalar Ve Borsalar Birliğine Gönderdiği “ Gizli Ve Önemlidir” Başlığı İle Gönderdiği Yazıda Arap Ülkelerinin Türkiyedeki Yatırım Anlaşmalarının, Ülke Menfaatleri Açısından Gizli Tutulmasını İstedi.

Mgknın Ticaret Bakanlığı Aracılığıyla Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliğine (TOBB) Buradan Da Tüm Odalar Gönderilen Yazının Metni İse Şöyle:

Sayın Üyemiz

“Arap Ülkelerinin Türkiyede Yatırım Yapmak İsteyen Girişimcilerinin Çeşitli Nedenle Yatırımlarını Gizli Kalmasını İstediklerini Ve Arap Yatırımcılarının Özel Ve Kamu Sektörleri İle Yapacakları Anlaşma Ve Sözleşmelerin Gizli Tutulmasının Memleket Menfaatleri Yönünde De Faydalı Olacağının, Ticaret Bakanlığı Vasıtasıyla Birliklerine İntikal Ettirilen MGK Genel Sekreterliğinin, 05.04.1982 Tarih Ve Yür. Orga İİ:-:060717282/5 Sayılı Yazısı İle Bildirmiştir.

Keyfiyetin Gizli Kaydı da Göz Önünde Tutulmak Üzere Bilgi Edinilmesi Ve Muamelelerin Buna Göre Yürütülmesini Saygılarımızla Rica Ederiz.(26 Aralık 1992 Cumhuriyet)

 

“Küçük Gruplar Halinde Gelmeye Başlayan Arap Turistler, Atatürk’ün Yaptırdığı Termal Otelde Kalmaya Başlıyor.”

Savvaf’ın Yalova Termale Yerleşmesinin Duyulmasından Sonra, Küçük Gruplar Halinde Değişik Arap Ülkelerinden Turistler Buraya Gelmeye Başladılar..

Gelen Arap Turistler, Yörede Birkaç Küçük Pansiyonun Bir İki Küçük Otelin Dışında Konaklama Yapacak Tesis Bulunmadığından Termalde Bulunan Ve Turban Tarafından Çalıştırılan, Atatürk’ün 1936 Yılında Yaptırdığı Ve Kendisinin Bizzat 22 Ocak 1938 Günü Açılışını Yaptığı, Dönemin Ve Türkiye’nin En Lüks Oteli Olarak Görülen , Büyük Termal Otelde Kalmaya Başlamışlardı.

Termale Gelen Ve İlk Önceleri Termal Otelde Kalan Arap Toplulukları, Bu Otelin Atatürk Tarafından Yapıldığını Ve Atatürk’e Ait Bir Odanın Varlığından Haberi Olmayan Arap Turistlerimiz, Bu Oteli Öncelikle Çok Sevmişlerdi.

Gelen Arap Topluluğu Çok Sevdikleri Bu Otelin Kaplıca Sularından Oluşan Ünlü Açık Havuzunda Önce Uzun Paçalı Donlarıyla Yüzmüşler, Kaplıca Sularından Oluşan Hamamda Da Kendilerine Bolca Kese Yaptırmışlardı.

Bazı Hükümet Üyelerininde Hafta Sonları Kaldığı Turbanın İşlettiği Bu Otelin, Atatürk Tarafından Yaptırıldığını Ve Açılışının Da Bizzat Atatürk Tarafından Yapıldığını Kısa Bir süre Sonra Öğrenen Arap Turistlerimiz, Ertesi Günü Nedense Bu Otelden Kaçarcasına Ayrılarak, Konaklama Yapacak Başka Bir Yer Arama Derdine Düşmüşlerdi.

Buldukları İlk Yerlerde Dinine Son Derece Bağlı Ailelerin Dayalı Döşeli Evleri Oluyordu.

Atatürk’ün Yaptırdığı Otelden Kaçarcasına Uzaklaşanların Bir Bölümü Bu Tür Evlerde Konaklamaya Başlaması Diğer Ev Sahiplerini De Harekete Geçirmişti.

Birkaç Gün Sonra Otel Tamamen Boşalmış, Valizini Kapan Bölgedeki Geniş Evlerde Kiracı Olarak Kalmaya Başlamıştı.

Arap Turistlerin Her Türlü İhtiyaçların Giderileceği Termal Otelden Birdenbire Kaçarcasına Oteli Boşaltması Tesis Yetkililerini Şaşırtmıştı.

Yetkililer, Her Tarafta Bolca Miktarda Arap Tursit Olmasına Rağmen Bölgenin En Büyük Ve En Lüks Otelinin Boş Kalmasına Bir Anlam Veremiyorlardı.

Atatürkün yaptırdığı ve kendisinin törenle hizmete açtığı otele rağbet edilmemesinin iddiaları da şöyle dile getiriliyordu.

a)       Otel Çok Pahalıdır.

b)      Otel Eskimiş Ve Çökmek Üzeredir.

c)       Atatürk, Şeriat Karşıtıdır. Atatürk’ün Yaptırdığı Bir Yerde Kalmak Dini Vecibelere Aykırıdır.

Dile Getirilen Bu İddialar Tartışılıyordu.

Otelin pahalı olmasının ileri sürülmesi çoğu kimseye inandırıcı gelmemişti.

Çünkü buradaki konaklama ücretinin pahalı olmaması nedeniyle buraya önceden gelen Arap turistler, burada rezervasyon yaptırabilmek için oldukça uğraş vermişlerdi.

Yer bulamayanlar ise, yüksek bahşişler vererek konaklama sorununu çözmüşlerdi..

Otelin eski olmamasının ileri sürülmesi de inandırıcı değildi.

Çünkü bu otelin, açılışı 1938 tarihinde gerçekleşmişti.

Üstelik dönemin ve Türkiye’nin en lüks oteli olarak görülen , büyük Termal otelin yapımı, yine dönemin en iyi mimarlarından Sedat Hakkı Eldem tarafından hazırlanan plana göre kaplıca sularından etkilenmemesi için özel olarak yapılmıştı. Üstelik, bu otelden eski diye uzaklaşanlar civarda bulunan çok daha eski binalarda kalmaya başlamışlardı.

İleri sürülen diğer iddiayı ise 12 eylül koşullarından ötürü hiç kimse yüksek sesle dile getirmeye cesaret edemiyordu.

 

“Termal Otelin Tarihçesi”

1936 yılında mimar Sedat Hakkı Eldem tarafından hazırlana plana göre yapılan ve 4 katlı 90 odalı olan bu otelde Atatürk’e  ait bir odada bulunuyordu.

Atatürk, bu odaya özel bir asansör ile çıkıyordu.

Yalova ve bölgesine geldiğinde bu odada kalan Atatürk’ün tüm özel eşyaları da bu oda da bulunuyordu. Burada bulunan ceviz karyola ise Atatürk’ün en sevdiği eşyalarının başında geliyordu.

Öyleki, uzun ve yorucu günlerin ardından bu oteldeki Yalova’da yorgunluğunu atmaya özen gösteren Atatürk , 1936 yılında yaptırdığı ve kendisinin 22 Ocak 1938 günü termal otelin açılışını yaptıktan birkaç gün sonra da 9 gün süre ile bu odasında kalıyordu.

Termal otele sık sık gelip burada dinlenen Atatürk, daha sonra hastalığının yoğunlaşması üzerine dolma bahçe sarayında tedavin altına alındığında  da Atatürk’ün isteği ile bu odada bulunan ceviz karyola özenle dolmabahçe sarayına taşınıyıor ve Atatürk bu karyolada hayata gözlerini yumuyordu.

Termal otelin en üst katında bulunan ve kapısına pirinç levha asılarak “ Atatürk odası” adı verilen bu odada Atatürk’ün özel eşyaları da koruma altında bulunuyordu.

Termal otelin zemin katında uzman hekimlerin görev aldığı fizik tedavi tesisleri ve 800 kişilik balo salonu ve 500 kişilik yemek salonu bulunuyordu.

Bu salonlarda ise, her biri yarım ton olan üç adet dev avize ve tarihi değeri olan büyük Çin vazoları ile ünlü ressamların yaptığı yağlı boya tabloları salona ayrıl bir hava veriyordu.

Termal otel Türkiye’nin en görkemli oteli olması nedeniyle, Türkiye’ye gelen yabancı ülkelerin devlet başkanları da bu otelde kalmaya özen gösteriyordu.

Atatürk, Türkiye’ye gelen öenmli devlet başkanlarıyla burada bir araya geliyor, uluslar arası ilişkilerin güçlenmesi için önemli görüşmelerini de burada gerçekleştiriyordu.

Termal otele gelenler arasında , İngiliz kralı Edward , Alman Cumhurbaşkanı Heuss, İran Şahı Rıza Pehlevi, Yunan Kralı Venizelos, Irak Kralı Faysal , Gibi Önemli Konuklar Bulunuyordu.Atatürk’ün Büyük Önem Verdiği Termal Otele Cumhuriyet Tarihine Damgasını Vuran Hemen Herkes Bu Otele Sık Sık Gelmişti.

İsmet İnönü, Celal Bayar, Mareşal Fevzi Çakmak, Fuat Köprülü Şükrü Kaya, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Cevdet Sunay Bu Otelin Öenmli Konuklarından Sadece Bir Kaçıydı.

“ VE ATATÜRKÜN TEMELİNİ ATARAK YAPTIRDIĞI TARİHİ TERMAL OTEL YIKILIYOR”

İşte Tüm Bu İddiaların Tartışıldığı Ve Arap Turistlerinde Yoğun Olarak Başladığı 1984 Yılı Temmuz Ayı Sonunda, Hiç Kimsenin Beklemediği Bir Karar Ortalığı Karıştırıyordu.

Milli Güvenlik Konseyi Aldığı Bir Kararla, Atatürk’ün Yaptırdığı Ve TBMM’ce 26 Haziran 1939 Yılında Çıkartılan 3653 Sayılı Yasanın 20 Maddesiyle Koruma Altına Alınan Tarihi Binaların Arasında Bulunan Termal Otelinin Yıkılacağını Açıkladı.

İlk Resmi Açıklamada, Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Tarafından Yapıldı. Termal Otel De, Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlunun Hazır Bulunduğu Bir Heyetle İncelemelerde Bulunan Kenan Evran, Atatürk’ün Özel Odasının Bulunduğu Bölümün Katındaki Balkona Çıkarak Yanındaki Heyete Şöyle Seslendi:

“ Bu Otelin Mimari Özelliği Nedir? Selçuklulardan Mı, Yoksa Osmanlılardan Mı bize Kaldı? Bu Otelin Mutlaka Yıkılması Gerekmektedir.”(Turizm Bankası Bülteni, Sayı 5 Sayfa 8 Yıl, 1984).

Ancak Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in  Bu Kararı O Dönemlerde Kamuoyuna ‘Yıkım’ Değil Restorasyon Edileceği Şeklinde Yansıtmıştı.

Açıklama Yadırganmamıştı.

Çünkü Termal Otel 1982-1983 Yılları Arasında Tadilata Uğramış Yaklaşık O Dönemde 500 Milyon Lira Harcanarak Restore Edilmişti.

Herkes Ünlü Otelin Yeniden Restora Edileceğini Beklerken Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Termalden Ayrılmasından Birkaç Gün Sonra, Bir Gün İçinde Koca Binayı Alt Üst Ederek Yok Ediliyordu..

Atatürk Otelinin Yıkılma Gerekçesi Olarak da, ‘Kaplıca Sularını Oluşturduğu Korozyon Tarihi Otelin Temelini Zedelediği Ve Binanın Artık Eskidiği’ Öne Sürülüyordu.

Atatürkün Büyük Önem Verdiği Termal Kaplıcaları Ve Büyük Termal Otel Böylece Tarihe Karışıyordu.

Termal Otel, Hizmete Girdikten Sonra, Termal Otel’le Birlikte Kaplıca İşletmeciliği 1939 Yılında Sağlık Bakanlığına, 1952 Yılında, Denizcilik Bankasına, 1980 Yılında İse Turban’a Devredildi.

İşletme, Turbana Devredilerek Koruma Devam Edilecekti.

Ancak Bu Hiç de Böyle Olmadı.

Halkın Dilinde Atatürk Oteli Olarak Anılan Termal Otel Ve Kaplıcalar, Atatürk’ün İsteği Sonucunda TBMM’ce Çıkartılan Kanuna Rağmen Korunamıyordu…

Oysa, Yalova Termal Kaplıcalarını Koruma Altına Alan İlgili Yasanın 13. Maddesi Şöyle Diyordu:

“ Yalova Kaplıcaları İşletme Dairesine Ait Mallar, Eserler Devlet Malıdır. Bunları Çalanlar, İhtilas Edenler Veya Ne Surette Olursda Olsun Suistimal Edenler, Devlet Malları Hakkında İkna Olunan Bu Gibi Suçlara Müretteb Cezaları Tabidir..”

Bu Açık Yasaya Rağmen, Termalin Simgesi Olan Termal Otel, Bir Gün İçinde Tarihe Karışırken, Darbe İle İşbaşına Gelen M:G:K’ne De Hiçbir İtiraz Yapılamıyordu.

Bölge Halkının Gözyaşları İçinde Sabahın Erken Saatlerinde Yıkılmaya Başlanan Otele Bazı Vatandaşlar Karşı Çıksa da Korkularında Hiçbir Şey Söylemiyordu.

Söylemek isteyenlerde “ Darbe yapmış, hükümet olmuş, her fırsatta Atatürk adını ağzına alan koskoca insanlar, herhalde bir şey biliyor ki, böyle yapıyorlar.” Yada “ askeri hükümet işine karışılmaz” cevabı bir çok yerde yankılanıyordu.

Termal otelinin yıkımından bir süre sonra da, Termal Otelin hemen karşısında bulunan ve geceleri blues ve caz  müziği çalan “ortanca pavyon” da bu erozyondan nasibini almıştı. Pavyon kelimesi ve içki servisi kaldırılarak, arabesk müziğin yükseldiği “ ortanca pide ve lahmacun salonu”na dönüştürülmüştü.

TERMAL OTELİ YIKIMINA İLİŞKİN ÇEŞİTLİ RAPORLAR

Oysa Termal Otelinin Yıkıldığı Güne Kadar, Başta Turban Yöneticileri Olmak Üzere Hiç Kimse Bu Otelin Yıkılacağına İnanmıyordu. Çünkü, Termal Otel Yıkım Tarihinden Bir Süre Önce Kapsamlı Olarak Bakımdan Geçmiş Ve Otelin Korunması Ve Hizmet Verebilmesi İçin Raporlar Hazırlanmıştı.

Hazırlanan Raporlarda İse , Termal Otelin Yıkımına Karşı Çıkılmakla Beraber, Termal Otelde Son Olarak Yapılan Tadilatlarda Eksik Malzeme Kullanıldığı, Otelin Ayakta Tutan Kolonların Çok Sakıncalı Biçimde Ve Çok Sakıncalı Yörelerde Kırılmış Olduğu Ve Otelin Yeniden Mutlaka Elden Geçirilmesi Gerektiği Raporlarda Ve Tutanaklarda İfade Edilmiştir.

 

ODTÜ,İTÜ  Ve Banka Tarafından Yapılan Çalışmalar Ve Hazırlanan Raporlar İle İlgili Olarak, Son Tespit Raporunu Hazırlayan Komisyon Üyeleri, Termal Otelin İnşa Edildiği Zamanın (1936) Teknik Şartlarına Uygun Olduğu, Bugüne Kadar Meydana Gelen Depremlerden Dolayı Yapıda Hiçbir Hasar Olmadığı, Otelin Kısa Bir Süre İçinde Onarılıp, Kullanılmaya Devam Edilmesinin Mümkün Olduğunu Belirtmiştir. (Bkz. Belge No:10-11-12)

 

Raporun Sonuç Bölümü İse 2 Maddeden Oluşmakta, 1. Madde’de Termal Otelin Mevcut Yapısal Karakterini Bozmadan Yapılacak Onarım Ve Takviyelerle Bugüne Kadar Olduğu Gibi Bundan Sonra Da Kullanabileceğine Kanaat Eden Heyet, Termal Otelin Yürürlükte Deprem Yönetmenliğine Göre Yapıldığını, Bugüne Kadar Meydana Gelen Depremlerden Dolayı Yapıda Bir Hasar Tespit Edilmediğini Termal Otel Depreme Karşı Bugüne Kadar Taşımış Olduğu Riziko Sınırları İçinde Kullanılmaya Devam Edilmesini Mümkün Olacağını Tutanaklara Geçirmiştir.

Sonuç Kararının Yer Aldığı Raporun Altına 16.08.1982 Tarihinde İmza Atılmasından Sonra, T.C. Turizm Bankası Genel Müdürü Cafer Canlı Ve Genel Müdür Yardımcısı Murad Özgeç 27.05.1983 Tarihinde Bu Raporlara Dayanarak , Termal Otelin, 47 Yıllık Eski Bir Bina Olduğunu, Yapının Muhafazasının Mümkün Olmadığına Karar Vererek, Termal Otelin Yıkılmasının Ve Aynı Yere Yenisinin Yapılmasının Daha Yararlı Olacağına Karar Vermiştir.

 

Kitabın Son Bölümünü Oluşturan “ Belgeler” Bölümünde Ayrıntılı Olarak Bulabileceğiniz Bu Raporlardan Bazıları İse Şöyle:

Yalova Termal Oteline İlişkin İnceleme Raporu

Rapor No:1

T:C: Turizm Bankası A:Ş Genel Müdürlüğü 02.07.1981 Gün Ve EPU/2331-A 8714 Sayılı İle Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne Yaptığı Başvuru Üzerine, Banka İlgilileri İle Üniversiteden Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Turhan Erdoğan Ve Doç. Dr. Tuğrul Tankut Tarafından Yerinde İncelenerek Hazırlanan Ve İmza Altına Alınan 5 Sayfadan Oluşan Termal Oteline İlişkin Raporda, Yapının Temel Sistemine İlişkin Güvenilir Herhangi Bir Bilgiyi Ne Profeden Ne De Yerinde İncelemelerden Elde Edilmediği Vurgulanmış, Başlıca Gözlemlerini İse Şöyle Sıralamışlardır..(Belge No:1)

Yerinde İnceleme

Şu Sırada Üzerinde Onarım Sürdürülmekte Olan Yapı , Önce Elde Bulunan Projeler Üzerinden Daha Sonra Da Yerinde Yapılan Sistematik Olarak İncelenmiştir.

Bu İncelemede Yapılan Başlıca Gözlemler Şunlardır:

“.. Termal Otelin Bodrum Katında, Sonradan Yapılmış Olduğu İzlemini Veren Ve Ana Taşıyıcı Sistemden Bağımsız Olduğu Sanılan Başka Bir Tayışıyıcı Yapı Oluştuğu Görülmüştür.. Taşıyıcı Ve Yapıda Kullanılmış Olan Betonun Pek İyi Nitelikte Olmadığı İzlenimi Edilmiştir. Özellikle Kum-Çakıl Karışımının Ve Dağılımının (Gradasyon)Pek Elverişli Olmadığı Görülmüştür. Bazı Yerlerde Betonun Kolayca Kırılabileceği Görülmüştür.” (Belge No:2)

“.. Termal Oteline Yeniden Yerleştirilen Elektrik Donanımının Çekildiği Yerlerde Bir Çok Kolonun , Çok Sakıncalı Biçimde Ve Çok Sakıncalı Yörelerde Kırılmış Olduğu Görülmüştür. Bu Yörelerde Yapılan İnceleme Betonun İyi Nitelikte Olmadığı Düşüncesi Doğrulamıştır.. Hem Elektrik Donanımı İçin Kırılan Yerlerde Yapılan İncelemelerde , Yapıda Genellikle Oldukça Az Sayıda Ve Alışa Gelenden Küçük Çapta Donatı Kullanılmış Olduğu Belirlenmiştir.(Belge No:2)

“.. Termal Oteline İlişkin, Yukarıda Belirtilen Kuşkuların Giderebilmesi Ve Çağdaş Gereklere Uygun Önlemlerin Belirlenebilmesi Amacıyla, Sorunların Ayrıntılı Bir Biçimde Analitik Ve Gerekirse Deneysel Yöntemlerle Araştırılması Gerektiği Kanısına Varan İnceleme Heyeti, T:C: Turizm Bankası Genel Müdürlüğüne Bazı Önerilerde Bulunmuş Ve Sonuç Kısmında İse , Şu Konulara Vurgu Yapmıştır(Bkz. Belge No:3-4.5)

Sonuç:

Yerinde Yapılan İnceleme Sonunda, Yapının Altyapı Güvenliğine İlişkin Oldukça Önemli Sorunlar Bulunduğu Gözlenmiş, Bu Sorunların Sağlıklı Biçimde Araştırılması Gerektiği Kanısına Ulaşılmıştır. Saygılarımızla(Bkz. Belge No :5)

Rapor No:2/3

T.C. Turizm Bankası A.Ş Genel Müdürlüğünün Yalova Termaldeki Otelinin Betonarmo Durumu, 18 Ocak Ve 10 Şubat 1982 Tarihinde Prof. Dr. İsmet Aka Ve Doç. Dr. İlhan Eren Tarafından Yerinde İncelenerek Hazırlanan Ve İmza Altına Alınan İki Ayrı Raporda Oluşan 4 Sayfalık Tutanakta Termal Otelin Güvenilir Duruma Gelmesi İçin Bir Dizi Öneriler Sıralanmıştır. Belge No:6-7-8-9)

Yapılan Öneriler De Özellikle Termal Oteldeki Eksik Donatımın mutlaka Giderilmesi Gerektiği Vurgulanmış Ve Tutanaklara Şöyle Geçmiştir.

“.. Mevcut Termal Otelde, Ciddi Bir Çalışmayı Gerektiren Bir Takviye İşlemi Szö Konusu Olduğundan Ve İhmaller Büyük Zararlar Doğurabileceğinden Mühendislik Hizmetleri Önem Kazanmaktadır. Bu Sebeple Takviye İşlerin Mühendislik Projesi İçin Önemine Uygun Olarak Hazırlatılmalı Ve Uygulama Sırasında Özen Gösterilmesi, Ayrıntılara Uyulması Sıkı Bir Şekilde Kontrol Edilmelidir. Bu Kontrol İşinin Projeyi Hazırlayan Ekip Tarafından Yapılması Uygulamanın Başarılı Olmasını Sağlamak İçin Faydalı Hatta Gereklidir..”

Rapor No:2/3

T.C Turizm Bankası A.Ş Genel Müdürlüğü’nün Yalova Termal Deki Otelinin Betonarma Durumu, 18 Ocak Ve 10 Şubat 1982 Tarihinde Prof. Dr. İsmet Aka Ve Doç. Dr. İlhan Eren Tarafından Yerinde İncelenerek Hazırlanan Ve İmza Altına Alınan İki Ayrı Rapordan Oluşan 4 Sayfalık Tutanakta Termal Otelin Güvenilir Duruma Gelmesi İçin Bir Dizi Öneriler Sıralanmıştır. Belge No:6-7-8-9)

Yapılan Önerilerde Özellikle Termal Oteldeki Eksik Donatımın Mutlaka Giderilmesi Gerektiği Vurgulanmış Ve Tutanaklara Şöyle Geçmiştir.

“..Mevcut Termal Otelde, Ciddi Bir Çalışmayı Gerektiren Bir Takviye İşlemi Söz Konusu Olduğundan Ve İhmaller Büyük Zararlar Doğurabileceğinden Mühendislik Hizmetleri Önem Kazanmaktadır. Bu Sebeple Takviye İşlerin Mühendislik Projesi İçin Önemine Uygun Olarak Hazırlatılmalı Ve Uygulama Sırasında Özen Gösterilmesi, Ayrıntılara Uyulması Sıkı Bir Şekilde Kontrol Edilmelidir. Bu Kontrol İşinin Projeyi Hazırlayan Ekip Tarafından Yapılması Uygulamanın Başarılı Olmasını Sağlamak İçin Faydalı Hatta Gereklidir..”

Termal Oteli Tespit Raporu

Rapor No:4

Termal Otelin Yıkımına Neden Olan Ve 16.08.1982 Tarihinde Düzenlenen Termal Oteli İle İlgili, Son Durum Tespit Raporu İse Çelişkilerle Dolu.

ODTÜ Ve İTÜ Tarafından - Raporda, Termal Otelin İnşa Edildiği Zamanın (1936) Teknik Şartlarına Uygun  Olduğu Bugüne Kadar Meydaa Gelen Depremlerden Dolayı Yapıda Hiçbir Hasar Olmadığı, Otelin Kısa Bir Süre İçinde Onarılıp, Kullanılmaya Devam Edilmesinin Mümkün Olduğu Belirtilmiştir(Bkz.Belge No:10-11-12)

Raporun Sonuç Bölümü İse İki Maddeden Oluşmakta, 1. Maddede Termal Otelin Mevcut Yapısal Karakterini Bozmadan Yapılacak Onarım Ve Takviyelerle Bugüne Kadar Olduğu Gibi Bundan Sonra Da Kullanabileceğine Kanaat Eden Heyet, 2 Madde De İse, İleride Termal Otelde Meydana Gelecek Hasarlarında Göz Önüne Alınıp Termal Otelin Yatırım Ekonomisi Çerçevesinde Değerlendirmesi Gerektiğini, Bu Nedenle Otelin Yıkılarak Yeniden Yapılması Gerektiği Görüşünü Paylaşmaktadır.

Tüm Bu Farklı Görüş Ve Önerilerin Yer Aldığı Ve 2 Maddeden Oluşan Sonuç Kararının Yer Aldığı Raporun Altına 16.08.1982 Tarihinde İmza Atılmasından Sonra , T.C. Turizm Bankası Genel Müdürü Cafer Canlı Ve Genel Müdür Yardımcısı Murat Özgeç 27.05.1983 Tarihinde Bu Rapora Dayanarak, 3 Ve 4 Madde İlave Edilerek Termal Otelin 47 Yıllık Birbina Olduğunu, Yapının Muhafazasının Mümkün Olmadığına Kara Vererek, Termal Otelin Yıkılmasının Daha Yararlı Olacağına Karar Vermiştir.

Termal Otelin Yıkımına Neden Olan 16.08.1982 Ve 27.05.1983 Tarihinde Düzenlenen Ve Çelişkilerle Dolu Son Durum Tespit Raporu İse, Kitabın Son Sayfasında Yer Alan(Bkz. Belge No:10-11-12) Görüldüğü Gibi Aynen Şöyledir.

Termal Oteli Son Durum Tespit Raporu

Termal Otelde Yapılan Tadilat Ve Onarım Sırasında Asma Katta Yüksek İrtifalı Kirişlerde Çatlaklar Tespit Edilmesi Üzerine; İ.T.Ü. Tarafından Yapılan Çalışmalar Ve Hazırlanan Raporlar İle Bu Çalışmalar Doğrultusunda Bankamızca Hazırlanan Takviye Projeleri 16.08.1982 Günü Tekrar İncelenmiş Aşağıdaki Sonuçlara Varılmıştır.

1)       Yapı İnşa Edildiği Zaman (1936) Teknik Şartlara Uygundur.

2)       Yürürlükte Deprem Yönetmenliğine Göre Yapılan Tahkiklerde Yapıda Deprem Tesirlerine Karşı Bir Takım Riskler Olduğu Ortaya Çıkmıştır. Bu Durum Sadece Termal Otel İçin Varit Olmayıp, Aynı Yaştaki Tüm Yapılar İçin Mevcuttur. Ancak; Bugüne Kadar Meydana Gelen Depremlerden Dolayı Yapıda Bir Hasar Tespit Edilmemiştir. Bu İtibarla Yapı Rijitleştirilmeden Hali Hazır Konstriksiyon İle Kusurlu Yerlerin;(Krozyon Ve Benzeri Yerler) Onarılıp Takviye Edilmek Suretiyle Depreme Karşı Bugüne Kadar Taşımış Olduğu Riziko Sınırları İçinde Kullanılmaya Devam Edilmesi Mümkündür.

3)       Yapının  Yürürlükteki Deprem Şartnamesine Uygun Hale Getirilmesi İçin Tanzim Edilmiş Projeye Göre Yapılabilecek Takviye Mevcut Yapının Onarılması Şeklinde Olacağından, Bu Günün Şartlarına Göre Aynen İnşa Edilecek Bir Yapının Güvenliğine Sahio Olamayacaktır. Fleksibil Özellikte Yapının, Günümüz Deprem Şartlarına Göre Rijit Hale Getirilmesi İçin Uzun Zaman Ve Yüksek Maliyete Dayalı Takviye Sistemine Gidilmesi Halinde Dahi Beklenen Sonuca Varılamayacağı Cihetle Tanzim, Edilmiş Deprem Takviye Projesini En Uygun Çözüm Olarak Ele Almak Olanaksızdır.

Bina Günümüz Deprem Şartnamelerine Göre Hazırlanan Takviye Projesi Bittikten Sonra Tekrar Yakından İncelenmiş Ve Bu Şekildeki Bir Takviyenin İlk Düşünüldüğü Anda Ve Raporda Belirtilen Zorluk Ve Dezavantajlardan Daha Fazla Zorluk, Pahalılık Ve Zamana İhtiyaç Göstereceği Anlaşılmıştır. Bu Takviye Şeklinin İnşaat Safhasında Da Bu Gün İçin Görülmeyen Çok Daha Fazla Zorluklar Ve Maliyet Arttırıcı Unsurlarla Karşılayabileceği Hususu da Ayrıca Göz Önüne Alınmalıdır.

 

Netice:

1)       Termal Otelin Halen Görülebilen Kusurlu Ve Hatalı Taşıyıcı Elemanların Yapımının Mevcut Fleksibil Karaterini Bozmadan Onarım Ve Takviyesi Yapım Sırasında Çıkabilecek Benzeri Durumlarda Da Takviye Ve Onarıma Gidilmek Şartıyla, Yapının Bu Güne Kadar Olduğu Gibi Düşük Emniyet Sınırları İçinde Kullanabileceği Kanaatindeyiz

2)       Başlangıçta Yapının Taşıyıcı Kısımlarında O Anda Tespit Edilebilen Hatalı Ve Korozyona Maruz Kısımların Az Bir Onarımla Yeterli Olabileceği Varsayımı İle Kullanım Fonksiyoları Ve Otelin Vasfını Yükseltici Mimarı Tadilatlar Ele Alınmıştır. Onarım Ve Tadilat Çalışmalrı Srasında Ortaya Çıkmış Olan Taşıyıcı Yapının Günümüz Deprem Şartlarına Tam Uygun Getirilemeyeceği Ve De Yakın Gelecekte Yapının Yenilenme İhtiyacı Nazara dikkat Alındığında Mevcut Yapının Bugünden Yıkılarak Yenisinin Yapılması Durumunun Yatırım Ekonomisi Yönünde İncelenmesinde Fayda Olduğu Görüşündeyiz.

 İşte Bu Rapor Tarafımızdan Tanzim Edilmiştir.

İmza: Prof.Dr. İsmet Aka,

İstanbul Kongre Sarayı İnşaatı Ve İst. İnş. Kontrol Amiri Macit Bayer,

İnş. Yük. Mühendisi Atiila Sayış

Mimar Hürkan Özlem

3)Rantabilite Açısından Yeni Bir Otel Binasının Daha Uygun Olduğu,

Yapının Muhafaza Mecburiyetinin Olmadığına Göre 47 Yıllık Eski Yapının Emniyet Açısından Sahip Olduğu Riziko Da Dikkate Alındığında Günümüz Şartlarına Uygun Yeni Bir Tesisin İnşa Edilmesinin Mühendislik Açısından Çok Yönlü Olarak Daha Doğru Olacağı,Hususları Dikkate Alındığında Mevcut Termal Otelin Yıkılarak Yeni Bir Otel Binası İnşa Etmenin Daha Yararlı Olacağı Bankamız Görüşü Olarak Sunulmaktadır.

Gereğini Emirlerimize Arz Ederiz

Ek:2 Rapor

NTB/Mg.27/5

Tarih:27.05.1983

İmza

T.C. Turizm Bankası Genel Müdürü Cafer Canlı

Genel Müdür Yardımcısı Murad Özgeç

“RABITANIN KURUCUSU MUHAMMET ES SAVVAF AÇIKLIYOR"

Atatürk’te İslam Yok. Şeriat Bir Gün Gelecek..”

Rabıtanın Ve Müslüman Kardeşler Örgütünün Kurucusu Din Profesörünün 1981 Yılı Başında, Yalova Termal’e Gelmesi İle Birlikte Arap Turistlerin Akınına Uğrayan Termal de Turbana Ait En Büyük Otelinde Yıkılmasıyla Birlikte Çevredeki Pansiyonlarda Kalmaya Başlayan Arap Turistlerimiz Artık Oldukça Keyifli Gözüküyorlardı. Üstelik Kimsede Yüksek Sesle Konuşmalarından Dolayı Onları Uyarmıyor Bu Nedenle Rahatsız Edilmiyordu.

İki, Üç Eşi İle Termale Gelen Turistlerimizin Sayısı Hızla Artarken Burada Kendisine Villa Satın Alan Muhammet Es Savvaf’ın Kapısındaki Kuyrukta Aynı Hızla Artıyordu.

Es Savvafın  Kapısının Önündeki Korumalar ve Görevliler, Din Profesörü Olan Es Savvafın Elini Sıkmak İsteyen Yerli Ve Arap Konuklara Ancak Birkaç Gün Sonraya Gün Veriyorlardı.

Es Savvaf, Villasında Önemli Konuklarıyla Görüşürken , Akşamları da Villasının Bahçesinde de Kendisine Ziyarete Gelenleri Gruplar Halinde Davet Ediyor Ve Topluca Çay İçildikten Sonra Da Dini Sohbetlere Başlıyordu. Gün İçerisinde İse Kendisini Ziyarete Gelen Ve İmam Hatip Okullarında, Kuran Kurslarında Okuyan Öğrencilerle Sohbetler Edip, Onlara Kitap, Para Ve Çeşitli Hediyeler Dağıtıyordu.

Bu Yıl İçinde Bölgede Bir Çok Şeyi Değiştiren Bu Kişiyle Görüşmenin Yollarını Aramaya Başladım.

Önce Türkçe’yi Gayet İyi Konuşan Korumasının Yanına Giderek Savvaf İle Görüşme Yapmak İstediğimi Söyledim Bana Nerden Ve Hangi Kişinin Vasıtasıyla Geldiğimi Sorması Üzerine, Cumhuriyet Gazetesi Yalova Bölge Temsilcisi Olduğumu Belirttim.

Korumanın “ Hangi Gazete Anlayamadım?” Diye Soru Sormasına Verdiğim Cevap Üzerine, Aldığım Yanıt Şöyle Oluyordu:

“Ne..! Cumhuriyet Ha! Kesinlikle Hayır. Bir Daha Buralarda Sakın Gözükme!”

Ancak Umudumu Yitirmemiştim.

Bu Kez, Bir Cuma Günü Gökçedere Camii Önünde Abdest Alan, Es Savvaf’n Tercümanı Olan Kişiyle Yan Yana Olmaya Özen Gösterdim. Derin Bir Nefes Çekip Kuvvetli Bir Şekilde “Selamünaleyküm Hacı” Diye Selam Vererek Yanına Sokuldum. Beni Camii de Yeni Gördüğünü Söyleyen Tercüman İle Sıkı Bir Dostluk Kurarak Sohbet Etmeye Başladım.

Daha Sonra Da Gazeteci Olduğumu Söyleyip, Es Savvaf İle Bir Röpörtaf Etme İsteğimi Bir Kez Daha Tercümana İlettim. Bu Kez De Tercüman Hangi Gazetede Çalıştığımı Sorması Üzerine; “ Yalova Yerel Bir Gazete” Cevabını Verdim İki Elini Başının Arasına Alan Ve Uzun Bir Süre Düşündükten Sonra “Şu Yalova’da Yayınlanan Günlük Gazete Mi?” Demesi Üzerine İki Kez Başımı Sallayarak Evet Anlamında Yanıt Verdim.

Tercümanın “ Geçenlerde Bu Gazete Şeyhin Fotoğrafını Çekmşti görüşme Yapmak İstemesini İse Şeyh Red Etmişti. Şeyh Gazetenizi Beğenmediğinden Dolayı Değil, Röportajı Pek Sevmiyor Ondan. Ama Fotoğraf Çok Hoşuna Gitti..” Demesi Üzerine Cesaretlenerek Bir Kez Daha Talebimi Tekrarladım.

Ve Duraksamadan Gazetenin Televizyon Sayfasındaki Yarı Çıplak Sanatçının Fotoğrafın Kesildiğinin Anlaşılmaması İçin Üçe Katlanmış Gazeteyle Birlikte, Cuma Günleri Yayınlanan Dini Sohbetler Sayfasında Çok Daha İyi Görünecek Bir Şekilde Kendisine Vererek “İşte Bu Gazete” Dedim..

Gazeteyi Şöyle Bir İnceleyen Tercüman ‘Güzel’ Derecesine Başını Hafifçe Sallayarak, Gazetenin İçeriğinin Onayladığının İlk İşaretini De Veriyordu. Adımı Soyadımı Ve Adı Geçen Gazetenin Telefonunu Alan Tercüman Sabırsızlıkla Beklediğim Cevabı Nihayet Şöyle Veriyordu:

“ Söz Veremem, Şeyh, Bu Günlerde Çok Meşgul, Hiçbir Gazeteyle İlgilenmiyor. Kendisi Burada Da Zaten Boş Kaldığında Kitap Yazıyor. Ama Ben Kendisine Söylerim. Eğer Kabul Ederse Ben Sana Telefonla Haber Veririm.”

Bu Yanıt Beni Oldukça Sevindirmişti. Ancak Bu Gazetede Çalışmıyor Olmam Beni Bir Hayli Düşündürüyordu. Ya Beni Bu Gazeteden Ararsa? Ya da Bu Gazeteye Gelip Beni Sorarsa! O Nedenle Bu Gazeteyi Sık Sık Ziyaret Etme Ve Zamanımın Büyük Bir Bölümünü Bu Gazetede Telefon Bekleyerek Geçirmeye Karar Verdim.

Derhal Yalova’da günlük olarak yayınlanan Haberci gazetesine Giderek Oradaki Görevli Arkadaşıma:

“ Bu Aralar Bir Arkadaşım Beni Ziyaret Edecek. Adresimi Bulamayabilir. Ev Telefonum da  Arrızalı. O Nedenle Daha Kolay Bulması İçin Sizin Gazetenin Adresini Ve Telefonunu Verdim. Biri Beni Arasa Bana Bildirin.”

Günde Birkaç Saatimi Geçirdiğim Gazetede İlk 3 Gün Arayan Soran Olmamıştı.

Dördüncü Gün Tekrardan Termal Gökçedere’ye Giderek Şeyhin Villasının Önünde Korumasına Gözükmemeye Özen Göstererek, Tercümanın Evden Dışarı Çıkmasını Beklemeye Başladım. Saatlerce Bekledikten Sonra Akşam Nazmazını Kılmak İçin Evden Camii’ye Yönelen Ekibin İçinde Bulunan Tercümanın Yanına Bir Fırsatını Bulup “ İyi Akşamlar” Diyerek Yanına Sokulum.

Bana İyi Akşamlar Yerine ‘Aleykümselam’demeyi Tercih Eden Tercümana “ Beni Hatırladın Mı? Senden Telefon Bekliyordum Daha Aramadın.. Ben Yalova’dan Muhabir..”

Başını Kaldırarak Lafımı Kesen Tercüman, Şeyhin Hasta Olduğunu, Daha Yeni Ayağa Kalktığını, fIrsat Bulamadığını, Ama En Kısa Zamanda Kendisine İleteceğimi Söylemesi Beni Biraz Olsun Rahatlatmıştı.

Aradan Geçen 3 Gün Sonra Beklediğim Telefon Nihayet Gelmişti. Gezete Aranmış, Telefona Çıkan Kişi, Benim Az Önce Gazeteden Ayrıldığımı Söylemişti.

Telefon Üzerine Yeniden Şeyhin Villasının Olduğu Yere Giderek, Tercümandan Beklediğim Randevuyu Nihayet İki Gün Sonrasına Almıştım. İki Gün Sonra, Es Savvafın Villasına Çalıştığım Gazetenin Foto Muhabiri Gülçin İlci İle Birlikte Yöneldiğimde, Es Savvaf Yakın Çevresi İle Birlikte Toplantı Halinde..

Villasının Bahçesinde 20-30 Kişilik Türk Ve Araplardan Oluşan Bir Topluluğun Arasında yaptığı konuşma  Büyük Bir Dikkatle dinleniyordu. Es Savvafın Konuşması 1 Saat Sonra Sona Eriyordu.

Konuşması Bittikten Sonra Misafirlerini Kapıdan Tek Tek Uğurlayan Es Savvaf, Tercümanına Haber Göndererek, Beni Villasının Alt Katındaki Her Tarafı Yeşil Halılarla Kaplı Odasına Davet Ediyor..

Elinde Şerbet Dolu Bir Kristal Sürahi İle Yanıma Gelen Tercüman Yine Kristal Bir Bardakla Şerbet İkram Ederek “ Fotoğraf Çekeceksen Önce Fotoğraf Çek, Sonra Sohbete Başlayalım.” Diyor.

Her Şey Olağan Gidiyor. Olağanüstü Olan 3 Bardak Şerbet İçmeme Rağmen Şeyhin Halen Ortada Gözükmeyişi..

Gözüm, Duvarlardaki Resimlere Ve Yeşil Halının Üstünde Duran Yuvarlak Masanın Üzerindeki Kitaplara Takılıyor. Duvarlarda, Muhammet Es Savvafın, Kral Faysal’la, İdi Aminle, Enver Sedat Ve Diğer Müslüman Ülke Başkanları İle Çekilmiş Fotoğrafları Asılı.

Masanın Üstündeki Kitaplara Doğru Yöneldiğimde İse, Tercüman “ Bu Kitapların Hepsini Şeyh Kendisi Yazmıştır.”Diyerek Bana Kitaplar Hakkında Kısaca Bilgiler Veriyor.

Kitapların Hepsi Din Ve Tarih Üzerine. Şu Ana Kadar Yayınlanmış 25 Eseri Masanın Üzerinde.

Tercümandan İzin Alarak Kitapları Tek Tek İncelemeye Başlıyorum. Kitapların En Üstünde Kendi Yaşamını Anlattığı “Cihadın Kitabı” Adlı Kitabı Özenle Yerleştirilmiş. Emin Yayın dağıtımınca Türkçe’ye Çevrilerek Basılmış Kitapların Arasında ‘İslamda Sosyalizm Yoktur.’ ‘Ümmül Kur’an Üç Üstün Sure’

Gibi Kitaplar Bulunuyor.

Diğer Kitaplar Hakkında Da Not Aldığım Sırada, Es Savvaf’ın Gür Sesi Salonda Yankılanıyordu.

Tercümanı Ve Beni Yanına Çağıran Şeyh, Eliyle Kitaplarını Bana Göstererek “ Bunları Gördün Mü? Diye Soruyor.

“ Evet” Diyorum.

Es Savvaf, Önce Kendi Yaşamını Anlattığı ‘Cihadın Kitabı’ Adlı Kitabını Eline Alarak Konuşmasına Şöyle Başlıyor:

-Bu Kitapların Hepsi Benim. Ben Kendim Yazdım. Türkiye de Çok Satılıyor. Türkiye’de 500 Bin Satan Kitabım Var. Beni Bir Çok Alim Çok İyi Tanır.

Sonra Da: “ Beni Sadece Türkiye de Değil Bir Çok Ülke Müslüman Başkanları Da Tanır” Diyerek, Elinde Tuttuğu Kitaptaki Fotoğrafları Uzatıp, Kendisinin Bir Çok Devlet Başkanları İle Birlikte Çekilmiş Fotoğraflarını Göstererek Az Önce Söylediklerin Ne Kadar Doğru Olduğunu Kanıtlarcasına “İşte Gördün Mü” Dercesine Kitabı Uzatarak, “ Sen Çok Şanslısın Benimle Konuşmak Herkese Nasip Olmaz” Diyor..

Tercümana Ses Alma Cihazını Göstererek “Bunu Kullanabilir miyim” Diyorum.

Aldığım Yanıt Olumlu Oluyor. Bu Olumlu Yanıttan Sonra Önce Es Savvafın Sonrada Tercümanın Yüzüne Bakıp: “ Şeyhe Bazı Sorular Sormak İstiyorum Her Şeyi Sorabilir Miyim” Diyorum.

Tercüman Oturduğu Döşekten Hafifçe Kalkarak:”Biliyorsun Şeyh Daha Yeni Ayağa Kalktı. Ben Senin Sorduğun Tüm Soruları Kendisine İletir Sana Da Yanıtları Aktarırım. Ama Sakın Ha!Şeyhi Kızdıracak Sorular Sorma!” Diyor.

Şeyh, Hafifçe Gülümseyerek Tercümanla Yaptığımız Konuşmaya Katılıyor. Şeyhi Kızdırmamak İçin Özen gösteriyorum. İlk Sorumu Da Neden Türkiyeyi Tercih Ettiniz? Termalde Villa Aldınız. Burada Devamlı Kalacak mısınız? Oluyordu. Es Savvaf, Bu Soruma Şöyle Yanıt Veriyordu.

-Türkiye 600 Yıldan Bu Yana Müslüman Bir Ülke. Ülkenizi Son Birkaç Yıldan Buyana İslam Bakımından İlerlemiş Buluyorum. Dinimiz Gittikçe Türkiye’de İlerliyor. Bu Beni Çok Mutlu Ediyor. Özellikle, 1980 Yılından Sonra Cumhurbaşkanınız Kenan Evran İle Başlayan Dini Gelişmeler Beni Buraya Getirdi. Başbakanınız Turgut Özal’da, Evrenin Başlattığı Dini Çalışmaları Başarıyla Sürdürüyor. Başbakanınız Mükemmel Bir İnsan. Türkiye Ve İslam Ülkeleri İçin Bir Kazanç.

-Onlarla Hiç Tanışıp Görüştünüz Mü?

-Tabii. Turgut Özal İle Ankara’da Görüştüm.

-Görüşmeniz Hangi Boyutta Oldu?

-Görüşmemiz Türkiye’de İslamiyetin Yaygınlık Kazanması Yönündeydi. Bunun İçin Bizler Neler Yapabiliriz, Rabıta Olarak Nasıl Katkı Sunarız, Bunları Konuştuk.

-Rabıta! Dediniz. Siz Rabıta Temsilci Olarak Mı? Görüştünüz?

-Elbette. Rabıta Zaten Benim. Rabıtayı Ben Kurdum.

Rabıta Nasıl Bir Kuruluş? Bu Kuruluşun Amacı Ne?

-         Rabıta  1965 Yılında Kuruldu. Ben Merkez Yöneticisiyim. Merkezi Suuidi Arabistan da. Rabıtada Pakistan’dan, Endonezya’ya, Malezya’dan, Kuveyt’e Kadar Ne Kadar Müslüman Ülke Varsa Sürekli İç İçeyiz. Her Ülkede Bir Temsilcimiz Var. Afrika, Amerika, Avrupa’nın Bir Çok Ülkesinde Çalışmalarımız Var. Çalışmalarımızı Ülkelerdeki Temsilcilerimiz Yürütüyor.

-         Her  Ülkede Temsilcileriniz Var Mı?

-         Elbette Var. Buralarda Kurulan Heyetler Ve Bu Heyetinde Başkanı Rabıtanın Temsilcisidir.

-         Peki Türkiye deki Temsilciniz Kim?

-         Temsilcimiz Daha Dün Yanımdaydı. Beni Ziyarete Geldi. Önemli Bir Finans Kuruluşunun Başkanı.

-         Adını Sormamın Bir Sakıncası Var Mı?

-         Salih Özcan.

-         Peki Rabıta’nın Kuruluş Amacı Nedir?

-         Rabıtanın Bütün Amacı Tüm Müslüman Ülkeleri Tek Bir çatçı  Altında Toplamaktır. Yeni Tek Bir İslam Devleti Kurmak. Bu Amacımızı Gerçekleştirmek İçin, Rabıta Olarak Mekkede, Yetiştirdiğimiz Öğrenci Ve Öğretmenlerimiz Şimdi Medreselerde Çalışmalarını Sürdürüyor. Dünyanın Öbür Ucuna Kadar Talebeler Yetiştirdik.

-         Çalışmalarınızda Her Hangi Bir Zorluk Çekiyor musunuz?

-         Hayır. Bizim Yaptığımız Her Şey Açıkta. Bütün Dünya Ülkeleri Rabıtanın Nasıl Çalıştığını Biliyor. Özellikle Ülkelerin Yöneticileri İle Görüşülüyor. Bir Çok Ülkenin İleri Gelenleri İle Sık Sık Görüşüyoruz. Bu Ülkelerde Medreseler. Camiler Açıyoruz.

-         Peki Rabıtanın Türkiye’de Böyle Bir Medresesi Var Mı?

-         Evet Var.

-         Nerede?

-         Bunu Neden Öğrenmek İstiyorsun. Ama Çok Merak Ediyorsan Medresemiz İstanbul’da..

-         İstanbul Çok Büyük Bir Yer, Orayı Görmek İstiyorum?

-         İstanbul Da Dedim. Bu Kadar Yeter.

-         Rabıtanın, Özellikle Sizin Türkiye’ye Yönelik Nasıl Bir Çalışmanız Var?

-         Ben Kitaplarımı Burada Dağıtıyorum.  Camii Yaptırıyorum. Başta İstanbul Olmak Üzere, Ankara, İzmit, Bursa Ve Yalova Gibi Bir Çok Yerde Kur’an Kurslarını Dolaşıyorum. Buralara Para Yardımı Yapıyorum. Öğrencilerine Ve Öğretmenlerine Para Veriyorum. Sadece Bu Yıl Termal Ve Çevresindeki Öğretmen Ve Öğrencilere 200 Bin Suuidi Riyali Verdim.

-         Peki Hiç Türkiye’de Camii Yaptırdınız mı?

-         Çok. Ama En Önemlisi Ankara’da.

-         Ankara’da Hangi Camii Yaptırdınız?

-         Kocatepe Camisi. Bu Camiinin Yapılması İçin Rabıta Olarak Para Yardımında Bulunduk.

-         Başka Nerde?

-         Çok Dedim Ya. Son Olarak Geçenlerde Burada Termal’de Cami Yaptırıyorum. Camiinin Arsasını, Yalova Kaymakamlığına Başvurarak Aldım. Sadece Arsa İçin 200 Bin Abd Doları Verdim.

-         Peki Çok Mu Zenginsiniz Bu Kadar Para Dağıtıyorsunuz?

-         Yaptığımız Yardımların Miktarı Ben de Bilmiyorum. Biz İslamiyye Şeriat İçin Çalışırız. Paranın Ne Önemi Var. Para Sağdan Soldan Toplanır.

-         Sizin Bir De Yazarlığınız Var. Kitaplarınızda Neyi Anlatıyorsunuz?

-         Kitaplarım Din Ve Tarih Üzerine. Her Her Kitabım Her Basımda 25 Bin Adet Basılıyor. 500 Bin Satan Kitaplarım Var. Türkiyede De Oldukça Fazla Okurum Var. Benim Kitaplarımı Okuyanların Gözü, Dinden Başka Bir Şey Görmez.

-         Türkiye deki İslamiyeti Nasıl Buluyorsunuz?

-         Dinimiz Türkiye’de Son Birkaç Yıldan Bu Yana İlerliyor. Türkiye Zaten Türk Bayrağı Altında Müslüman Bir Ülke. Ama Müslümanlığa, İslama Ters Düşenlerde Oluyor.

-         Şeriat Üzerine Düşünceleriniz Nelerdir?

-         Bak Beni İyi Dinle! Suuidi Arabistanda Hırsızlık Yok. Rüşvet Yok. Çünkü Şeriatımız Var. Sizin Türkiye’de Kanunlar Var Ama Rüşvet Ve Hırsızlıkta Var. Sizin Sizin Medeniyetiniz Hırsızlığı Yok Etmiyor. Suuidi Arabistanda İki El İki Kafa Kopmuş Her Şey Düzelmiş. Türkiye’de De Böyle Olursa İki El İki Kafa Koparsa Her Şey Düzelir.

-         Türkiye’ye Şeriatın Gelmesi Gerekli Mi?

-         İslam Dini Çok Medenidir. Ayrıca Sizlerdeki Gibi Medeniyet Dediğiniz Laikliğe Gerek Yoktur. Atatürkte Hilafet Yok. İslam da Yok.

-         Es Savvafın Son Söylediklerine Donup Kalıyorum. Donup Kalmaktan Öte Korkuyorum. Es Savvafın El Hareketleri İle Konuşmasını Hararetle Sürdürmesi, Terleme Ve Suratımın Kızarmasına Yol Açıyor.

-         Kendimi Toparlayarak Şu Soruyu da Soruyorum:

-         Türkiye’ye Şeriatın Gelmesi İçin Çalışmalarınız Var Mı?

-         Türkiye’ye Şeriat Bir Gün Gelecek. Ben Bunu Tüm Kalbimle İstiyorum. Her Zaman İçinde Şeriat İçin Çalışırım. Bir Gün Tüm Müslümanlar Bir Olacak.Dünya İki Taraf Olacak. Müslim Bir Millet. Kafir Bir Millet.

Muhammet Es Avvaf, Gözlerini Gözlerime Dikerek “ Halas Muallim” Diyerek Ayağa Kalkıyor. Kalkarken De, Krem Rengi Uzun Elbisesini Ve Kafasındaki Yeşil Sarığını Düzeltiyor.

Es Savvaf, Odasına Doğru Yönelirken, Tercüman: “ Başka Sorun Var Mı? Diyor.

“Evet” Diyerek Hemen Ekliyorum.

Es Savvafın Termal’e Yerleşmesinden Bir Süre Sonra, Atatürk’ün Yaptırdığı Otelin Yıkılmasıyla Rabıtanın Bir İlgisi..

Tercüman Daha  Bu Sorumu Tamamlamadan, Ayağa Kalkarak:

“Çok Uzattın” Diyor.

Çaresiz Ben De Ayağa Kalkıyorum.

Şeyhin Villasından Beni Daha Önce Tanıyan Ve Sakın Ha Buralarda Bir Daha Gözükme Diyen Korumasıyla Karşılaşmamak İçin Hızla Ayrılıyorum. 300 Metre İlerde Atatürk’ün Yaptırdığı Ve Yıkılan Büyük Termal Otelin Önünde Soluklanıyorum.

Başımı Kaldırdığımda Yıkılan Otelin Yerine Yapılan Otoparkın Girişindeki Kafeteryadaki Arapça Yazılan Yazılar Gözüme İlişiyor.

Cafeterya’ya Yaklaşıyorum.

Bir Garsona:”Bakarımsınız” Diyorum.

-Bu Arapça Yazılar Ne Anlatmak İstiyor.

Garson: “İçki Servisimiz Yoktur” Yazıyor.

-Peei Ne Var Burada?

İşte Ne Varsa Bu Büyük Camda Yazıyor.

Kafeterya’ya Daha Yaklaşıyorum. Arapça Yazıların Çoğunlukta Olduğu Vitrin Camında, İngilizce Olarakda;”Ice Crem, Cizzburger, Cafe Room” Gibi Yazılar Bulunuyor.

 

“TERMALE BAKANLAR VE BAŞBAKANLAR GELİYOR”

Es Savvafın Arap Ülkelerinin İleri Gelenlerinin Termale Yoğun İlgi Göstermesi , Ülkemizdeki Siyasileri Ve Hükümet Üyelerini De Harekete Geçirmişti.

Önce Bakanlar, Sonra Başbakan Turgut Özal, Daha Sonra Da Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Termale Gelerek Bizzat Arap Turistlerle İlgilenmeye Başlamıştı.

Yapılan İncelemelerde De Arap Turistleri Bu Bölgede  Tutabilmek İçin Termaldeki Çiftçilere Turizm Kredisi Verilmesi, Evlerini Pansiyona Çevirerek, Arap Turizme Yönelik Yatırımların Gelişmesi İçin Destek Verilmesi Karalaştırıldı.

O Ana Kadar Sadece Köylerinde, Çiftlik Yapan, Seralarında Çiçek, Bamya Ve Bezelye Yetiştiren Köylüler kaldıkları Evleri Küçük Bir Tadilat İle Pansiyona Çevirerek Böylelikle Turizm İşletmeciliğine Soyundular.

Kış Sezonunu Pansiyona Çevirerek Değerlendiren Turizimci Köylülerimiz Yaz Sezonunu Beklemeye Başladılar.

Yaz Sezonu Geldiğinde İse, Beklenilmedik Bir Şekilde Termal Arap Turistlerin Akınına Uğradı. Geçen Sezon Bir Çok Pansiyonun Açılması Da Bu Talebe Yetmemişti. Ülkemize, Özellikle Termale Arap Turistlerin Akın Akın Gelmesi Dikkatleri De Bu Bölgeye Çekmişti. Arap Turistleri Kaçırmamak Onlara Burayı Daha Cibeli Hale Getirmek İçin Turizm Bakanlığı Ve Yerel Turizm Dernekleri Ani Bir Karar Alarak Bu Yıldan Başlamak Üzere Her Yıl Geleneksel Olarak Temmuz Ayında “Ortadoğu Geceleri” Adı Altında 4 Gün 4 Gece Süren Arap Turistlere Yönelik Şenlik Düzenlediler..

Bu Şenliklerin Açılışlarına da Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Ve Milletvekilleri De Davet Edilerek Yapılmaya Başlandı.

Şenliklerde En Göze Çarpan Etkinlik İse , Dansözlerin Göbek Yarışmaları Oluyordu. Arap Dostlarımıza İkram Edilen Nargileler ve Türk Kahveleri Eşliğinde, Dansözlerin Kıvrak Hareketlerini Seyreden Arap Turistlerimizin Keyifleri, Göbeklerini Okşamalarından Ve Nargilenin Homurtularından Açıkça Belli Oluyordu..

Tarihi Termal Kaplıcaların Tam Ortasındaki Ağaçlıklar Arasında Ve Kaplıca Sularının Aktığı Açık Alanda Düzenlenen Şenlikte, Başta Pansiyon Sahipleri Olmak Üzere, Ülkemizin İleri Gelen Brokratları Şenlik Boyunca Arap Turistleri Memnun Etmek İçin Ellerinden Gelen Tüm Gayretleri Gösteriyordu.

Öyleki; Bazı Küçük Çocukları Çuvalların İçine Sokarak Yarış Yaptırmaktan Kur’an Okutturmaya Kadar Her Türlü Etkinlik Bu Şenlik İçersinde Göze çarpıyordu.

Ancak Bu Şenliğin En Çarpıcı Yanı İse Son Gün Gerçekleşen Güzellik Yarışmaları Oluyordu. Birbirinden Güzel Genç Kızların Katıldığı Yarışmalardan Sonra, Dereceye Gire Yarışmacılara da Arap Turistlerden Evlilik Teklifi Geliyordu..

Her Gördüğü Arapı Petrol Zengini Zanneden Bazı Köylüler İse Yapılan Bu Teklifleri Derhal Hemen Orada Kabul Ederken, Sarayda Geçireceği Düşüncesiyle Ailesinin Evet’ine İki Kez Evet Diyerek Katılıyordu.

O Yıl Düzenlene  Şenlik Sonrasında Onlarca Genç Kız, Ortadoğu Ülkelerine Gelin Giderken , Bir Çok Genç Kızda Kısa Bir Süre İçinde Hayal Kırıklığına Uğrayarak Türkiye’ye Hantal Ve Çökmüş Bir Vaziyette Geri Dönüyordu.

23 Yaşındaki Ayşe’de Suuidi Arabistana Gelin Giden Ve 3 Ay Sonrasında Geri Dönenlerden.

İmam Nikahı İle Evlenip, Köye Gelen 41 Yaşındaki, Arap Turistin 2. Eşi Olarak Birlikte Suudi Arabistana Giden Ayşe, Burada Geçen 3 Aylık Evliliğini Şöyle Anlatıyordu:

 

“Yerli Filmlerin Çok Etkisinde Kalmıştım. Buraya Gelen Her Arabı, Bende Diğerleri Gibi Petrol Zengini Sanmıştım. Ama Oraya Ayak Bastığımda Tam Anlamıyla Şok Oldum. Yüzme Havuzlu Büyük Bir Villa Beklerken, Bizim Buralardaki Gibi 2 Katlı Köy Evine Benzer Bir Evle Karşılaştım. Evin 1. Katında Yer Döşemeleri, Yani Bizim Şilte Dediğimiz Oturaklar Var. Birkaç Tane De Koltuk.. Bu Evde Toplam 17 Kişiydik. Gündüzleri Hep beraber Burada 1. Katta Oturuyorduk. 2. Kat İse Yatak Odası.

Evlendiğim Arabın Benden Başka Bir Eşi Olduğunu Biliyordum. Ama Orada Bir Eşi Daha Ortaya Çıktı. 2. Katta Fazla Yatak Odası Olmadığı İçin, Bana Özel Oda Açtılar. İlk Ve 2..Eşi Aynı Odada Yatıyordu. İlk Eşini de O An Tanıdım Zaten. O’ Aslında İlk Eşiymiş, Ancak Kaza Sonrası Sakat Kaldığı İçin Gözden Düşmüş, Her İşi Ona Yaptırıyorlardı, En Çok ta Ona Üzüldüm. Evin Bir Köşesine İtilip Kakılmış. Karın Tokluğuna Evin Hizmetçiliğini Yapıyor. Diğer Eşi İse Benden 8 Yaş Büyük. Önceleri Çok Saygı Gösterdiler, Ama Sonra…”

Sonrasını Anlatmak İstemiyor Ayşe.

Ama ‘Yine De Bir Çok Genç Kızdan Ben Şanslıyım” Diyor.

Neden Diye Sorduğumda..

“ Ben İmam Nikahlıydım. Kaçtım Geldim. Kaçamayanlar Var Kaderine Razı Olanlar Çok.”

Peki Buradan Nasıl Kaçtın Ayşe?

“3 Ay Kaldığım Süre İçersinde Bir Kez Olsun Dışarı Bırakmadılar. Ailemle Bir Telefonla Konuşmama İzin Vermediler. 3 Ay İçinde Onların Gözetiminde Telefon Ediyordum. Çünkü Onlar Benim Buradan Hoşnut Kalmadığımı Hissetmişlerdi.Son Bir Ay Çok Hoşnut Kaldığımı, Burasının Türkiye’den Çok Daha İyi Olduğunu Söylüyordum. Yani Onlara Güven Vermiştim. Sonra, Bir Fırsatını Bulup, Aileme Mektup Yazarak Tüm Gerçekleri Anlattım. Ailemden Beni Buradan Almasını, Ancak Uygun Bir Bahane İle Çağırmasını İstedim. Onlarda Düşünmüşler, Mahallenin İmamını Çağırıp Bir Fikir Üretmişler, Bu Fikir Sayesinde Buraya Geldim.

O Fikir Neydi?

Sözde Annem Ölmüş! Babamda Üzüntüden Hastalanmış. İmam Telefon Ederek Bunu Bana Değil Onlara Söylemiş. Çok Rica Etmiş Dil Dökmüş. Benim Cenazeye Ve Babamı Ziyaret Etmem İçin Buraya Gönderilmemi İstemiş. Ben Böyle Bir Senaryo Beklemiyordum. Benim İçinde Bu Yıkım Oldu. Bana Bunu Söyledikleri Zaman Saatlerce Ağladım, Kendimi Yerlere Attım. Ama Sonra Yazdığım Mektup Aklıma Geldi Biraz Rahatladım. Ama Yine De Acaba Diye Düşünüyordum. Sonra Beni Sabahleyin Bir Uçağa Bindirdiler, Yanımda Kimse Gelmedi. Buraya Geldim Ve Bir Daha Gitmedim.

Onlarca Genç Kız Bu Şekilde Geri Dönemiyordu Tabii..

Ayşe Yaşadığı Bu Olayı Çevresine Anlatmasına Rağmen, Termale Bekar Gelen Bazı Arap Turistler, Tatil Bitiminde Bir Türk Kızıyla Evli Olarak Yola Koyuluyordu…

Durum Böyle Olunca Da Arap Turistler , Termalde Düzenlenen “ Ortadoğu Geceleri” Şenliğinin Adını, Kendirlince Değiştirerek Balayı Geceleri Adını Veriyordu.

Termaldeki1. “Ortadoğu Geceleri” Şenliği İstenildiği Gibi Sonuç Vermişti. Şenliğin So Günü Olmasına Rağmen Bu Etkinliklerden Ço Hoşnut Kalan Arap Turistleirmiz bu Şenliğin Bir Daha Ne Zaman Tekrarlanacağını Sık Isk Vurgulamaları Üzerine, Şenliği Düzenleyenler Mikrofonda Arapça Ve Türkçe Şu Açıklamayı Yapıyorlardı:

“ Gelecek Yıl Yine Temmuz Ayında Bu Şenliğin 2. Daha Büyük B İşkilde Yapılacaktır. Ülkenize Gittiğinizde Bu Şenliği Ve Termali Tüm Dostlarınıza Anlatınız. Buraya Davet Ediniz Sizleri Tekrar Bekliyoruz..”

Şenliğin Ardından Ortadoğululara Yapılan Bu Çağrıdan Sonra, Bir Çağrı Da Rabıtanın Kurucusu Muhammet Es Savvaf Tarafından Yapılmıştı. Ülkemizin İleri Gelenleri İle Sıkı İlişki Kuran Es Savvaf, Bu İlişkilerini Artık Yerel Düzeye İndirgemişti.

Önce, Bu Köyün Muhtarı Erdoğan Güçlü’yü Villasına Davet Ederek Sıkı Bir Dostluk Kuran Es Savvaf, Birkaç Gün Sonra Da Muhtarı, Suuidi Arabistan’a Misafir Olarak Göndermeye Karar Vermişti.

Muhtar, Bu Davetten Oldukça Memnun Kalmıştı.

Suuidi Arabistan Gezisi Sonrasında, Es Savvafın 100 Metre Uzaklığındaki Muhtarlık Binasının Hemen Yanındaki Kendisine Ait Pansiyonu İşleten Muhtar Erdoğan Güçlüyü Ziyaretin Nasıl Geçtiğini Sorduğum da:

“ Bu Adam Varya, Şeyh Savvaf, Melek Gibi Bir İnsan..” Yanıtını Veriyor.Sonra, “Ziyaret Nasıl Geçti. Sen Neler Yaptın Onu Anlat” Diyorum. Muhtar Başlıyor Konuşmaya:

“Bu Şeyhin Buraya Gelmesi Türkiye İçin Çok Önemli. Beni Arabistanda Krallar Gibi Karşıladılar. Yok, Yoktu Orada. Bir Çok Dost Edindim O Mukaddes Topraklarda. Sabah Kalktığımda Sanki Oradaki İnsanların Yüzüne Nur Yağıyordu. Orada Ne Kadar Çok Müslüman Varmış. Durmadan Tavaf Yapıyorlar. Orada İçki Yok, Kumar Yok, Hırsızlık Yok. Şimdi Orası Mı, Burası Mı İyi? Bu Adamlarda Olmazsa..”

Muhtarın Bu Konuşması Üzerine Es Savvaf İle Yaptığım Söyleyişi Aklıma Geliyor. Aynı Sözcükler , Aynı Düşüceler..

Ancak, Köyün Muhtar Yardımcısı Ümit Motelin Sahibi Orhan Sönmez, Muhtardan Bu Konuda Çok Daha Farklı Düşünüyor.

“Ben  Gitmedim Suuidi Arabistana Ama Gidenler Var” Diyerek Konuşmasına Başlıyor.

Nasıl Bir İnsan Bu Muhammet Es Savvaf ? Diyorum.

Muhtar Yardımcısı Orhan Sönmez Cevap Veriyor:

-O, Şeriat İstiyor. Bu Bizim Ülkemizde Mümkün Değil. Yalnız Bu Adan Kendisini İnsanlara Öyle Bağlamışki..

- Nasıl  Bağlamış?

- Birçok  Ülkeden Ziyaretçi Geliyor. Daha Yeni Suriye Zenginleri Gelerek Para Bıraktılar. Es Savvaf Bu Paraları Camilere Ve Kuran Kurslarındaki Öğrencilere Öğretmenlerine Dağıttı. Bu Yardımlar Sayesinde Bölgede Çok Sevilen İnsan Oldu.

-Rabıta İle İlgili Somut Bir Çalışması Varmı?

-Belirgin Bir Çalışması Yok Ama, Rabıta Da Hopörlor Kurup Anons Ettirmez Herhalde Çalışmalarını. B Rabıta Nedir Ne Değildir Onu Bilmesem Bu Adama Çok Farklı Bakarım. Çünkü Hiç Kötülüğünü Görmedim. Ama Endişelerim De Rabıta İle İlgili…

 

 

 

 

“ GELİN SİZE VİLA SATALIM”

Geçen Sezon “Ortadoğu Geceleri” Şenliğinin İstenildiği Gibi Sonuç Vermesi Ve Arap Turistlerin Buradan Oldukça Memnun Ayrılması, Cumhurbaşkanı Evren Ve Başbakan Özalı da Çok Etkilemişti.

O Yıl Termal Gökçedere’ye Gelerek İncelemelerde Bulunan Başbakan Özal, Ev Pansiyonculuğun Geliştirilmesi Yönünde Somut Adımların Atılmasını Söylüor Ve Buralara Yatırım Yapılması Yolunda Da Yöre Halkına Katkı Verilmesi Gerektiğini Vurguluyordu.

Yöre Halkına Hertürlü Kolaylığı Sağlandığı Bu Dönemde Ev Pansiyonculuğu Yapmak İsteyenlere Kredi Verilmesinden Sonra, Devreye Turizm Bakanlığı Yetkilileri Ve Bürokratlar Giriyordu.

Yetkililer, Bu Yıl Da Arap Turistlerin Her Yıl Tatilini Burada Geçirmesi İçin Buralardan Villa Alabileceğini Ve Bunun Da Teşvik Edilmesi Gerektiğini Vurguluyorlardı.

Bu Önemli Açıklamalar Ve Turizm Bakanlığının Bu Yöndeki Girişimleri, Yöre Halkını Ve Yeni Turizmcilerimizi Sevince Boğmuştu..

Bakanlık Yetkililerin “ Villa Satmak” Fikri Bölgede Şimşek Gibi Çakmıştı. Bir Anda Sarıyer, Yalova Ve Bölgesinde Turizimciliğn Yanı Sıra Emlakçilikta Hortladı.

Herkes Aynı Zamanda Hem Yürüyen Emlakçi Hem De Turizmciliğin İşletmecisiydi. Bölgede Yaşayanların Çoğu, Artık Önüne Bile Bakamaz Olmuştu.

Artık, Kafalar Hep Yukarıdaydı.

Çünkü, Araplara, Satılabilecek Uygun Bir Daireyle Her An Karşı Karşıya Gelinebilirdi. Bunun İçin Sıkı Bir Gözlemci Olmak , Çevreyi Araştırmak, Daireler Hakkında Ön Bilgi Sahibi Olmak Gerekiyordu…

Hal Böyle Olunca, İstanbul Ve Yalova Bölgesinde, Sokak Aralarında Domates, Karpuz, Hatta Çorap Satanlar Bile Artık, Emlakçılığa Başlamışlardı.

Ama Villa Arsa, Daire Satmak Konusunda Hiç Kimse Brokratlar, Belediye Başkanları, Belediye Meclis Üyeleri Ve Muhtarlar Kadar Hızlı Değildi.

O Nedenle Özlelikle Marmara Bölgesinde Belediye Meclis Üyeliğin Yanı Sıra, Soradan Esnaflık Veya Herhangi Bir İşi Yapanlar Birden Bire En Hızlı Emlakçı Kesilmişerdi.

Bi Ço Belediye Meclis Üyesi, Aslı İşini Bırakıp Bu Sektöre Geçiyorşlardı. Bölgede İmamlar, Belediye Ve Muhtarlık Yönetimleri Sanki Bir Emlakçı Üreten Fabrika Gibi Çalışıyorlardı.

Ve Bunlar Bayağıda İş Yapıyorlardı.

Daha Dün, İşinden Evine Toplu Taşıma Araçları Gidenler, Artık Son Model Arabalarla Yeni Mesleğini Sürdürüyorlardı.

Aradan Daha Henüz Birkaç Ay Geçmişti…

Bu Süre İçinde Birçok Arapt Türkiyede Ev Arsa Villa Sahibi Olmaya Başlamıştı. Bazı Araplarda Dövizi Başkalarına Bırakmamak İçin, Turistik Otellere El Atmış, Bazıları Da Restoran Satın Almıştı.

Arapların Otel Ve Restoran Alarak Ticarete Atılmasının Amacıda; Arap Ülkelerinden Gelecek Olan Arap Topluluklarına Kapılarını Açarak Bir Taşla İki Kuş Vurmak Oluyordu.

Araplar, Türkiye’de Aldıkları Otel Ve Restorantları Bir Katologta Toplayarak, Arap Ülkelerindeki Gazetelere İlan Vererek Ve Tanıtımını Yaparak Rezervasyonlarını O Ülkelerde Yaparak İşini Sağlama Alıyorlardı.

Restorantların Tanıtımı İse Hayli İlginç Oluyordu:İlhanların Bir Bölümü De İç Pazara Yönelik Olarak Sürdürülüyordu. Bu İlanlardan Bir Tanesi Şöyleydi:” Etlerimiz Dini Esaslara Uygun olarak Kesilmiştir”

Arap Ülkelerinde Ve Türkiyede Arapça Yazılı Olarak Tanıtımı Yapılan Bu Restorantlardan Bir Tanesi De, Yalova Termal Karayolu Üzerinde Açık Ve Kaplı alan Üzerinde Kurulu Bulunan Ve 1000 Kişilik Kapasitesi Olan ‘Sultan Restorant’tı. Bu Restorantların Çoğu, Arap Ülkelerine Özgü Bir Şekilde Tasarlanmıştı. Türkiyede ki Bazı Seçkin Yerli Turistlere De Servis Yapan Bu Restorantlarda Çalışan Personelde Özenle Seçilmişve Büyük Bir Bölümü De Arap Ülkelerinde Daha Önce Çalışmış Olanlardan Oluşuyordu…Bu Tür Lokantaların En Büyük Özelliği De Büyük Bir Sedirler Ve Yerlere Kurulan Sofralar Oluyordu. Elbette Bu Yer Sofraların Hemen Yanında Ateşi Hiçbir zaman Sönmeyen Büyük Mangallar Ve Henüz Yeni Kesilmiş Kuzular Eksik Olmuyordu.

Araplara Mülk Satma Telaşına Düşen Sadece Bitirim Emlakçılar Değildi. Pansiyonlarında Yada Otellerinde Kalan İşletmeciler Büyük Bir Gayrat İçersinde Gelen Araplar Turistlere Ev, Arsa, Villa Satma Uğraşısı İçerisindeydi.

Bu Uğraşı Kimi Zaman Olumlu Sonuçta Veriyordu.

Termaldeki Bazı Otel Sahipleri, Kendi Otellerinde Kalan Arap Turistlere De Otel Ve Pansiyon Satma Başarısını Da Gösteriyordu.

İstanbulun Boğaz Gören Yerleşim Alanlarında, Özellikle Sarıyer Çevresinde Ve Yalova Termal Bölgesinde Birçok Villa Lüks Daireler “For Sale, For Rent” Yazıları Asılmıştı. Ama Daha Çok Bu Yazılar Arapça Yazılmaya Özen Gösteriliyordu.

Araplara Mülk Satma Seferberliğinin Başladığı Bu Yıllarda Kısa Bir Süre İçinde Bir Çok Arap Zengini Türkiye’de Ev, Arsa, Villa Sahibi Olmaya Başlamıştı. Bazı Arap Turistler De Büyük Arazilerin, Villaların Yanı Sıra Turistik Otellere El Atmış, Bazıları Da Restoran Satın Almıştı.

Hatta Bir Tanesi De Gökçedere Nin En Büyük Turisttik Tesisi Olan 3 Yıldızlı Turistik Tesise Ortak Olmuştu. Turistik Tesislere El Atan Arap Turistlerin Arasında Bulunan Kuveyt’li Hassan Ali’de Bunlardan Biriydi.

Yalova-Termal Karayolu Üzerinde Bulunan 4 Katlı 48 Odalı 4 Bin Metre Karelik Alanda Otoparklı Ve Yüzme Havuzlu Lüks Bilik Otelde Kalan Ve Bu Oteli Çok Beğenen Kuveytli Hassan, Otelin Önünde Bulunan For Sale Tabelasını Görmesi Üzerine Otel Sahibi, Hanefi Bilik’e Haber Göndererek Bu Oteli Satın Almak İstedi��ini Belirtiyordu.

Bu Haber Üzerine İstanbuldaki İşyerinden Apar Topar Ayrılarak Termaldeki Oteline Gelen İşadamı Hanefi Bilik, Soluğu Kuveyt Petrol zengininin Yanında Alır..

Derhal Tercüman Bulunarak Pazarlık Yapar…

Kuveytli Hassan Otel Sahibine “ Buraya Ne İstiyorsun” Diye Sorar

Bu Soruya, Otel Sahibi Hanefi Bilik: “ Bak Pazarlık Yok. Ben Burayı Komple 500 Bin Abd Dolarına Satıyorum” Diye Yanıt Verir.

Kuveytli Hassan İle Antepli İş Adamı Arasında Pazarlık Şöyle Gelişir.

-Benim Türkiye’den Otel Almak Gibi Bir Düşüncem Yoktu.

Belki Bir Küçük Villa Alırım Diye Yanıma Fazla Para Almadım, Ama Yanımda Travel Çek Var.

-Yok, Ben Parayı Trink Diye Peşin İstiyorum.

-Yanımda 200 Bin Dolar Nakitim Var. Şimdi Bunu Vereyim Üstünü De Bu Çeklerle..

-Olmaz Hepsi Peşin.

-Bak O Zaman Sana Bir Teklif. Benim Şu Parmağımdaki Yüzüğün Değeri 300 Bin Doların Üzerinde. Al Bunu Da Ver Otelini.

-Sen Ne Diyorsun Ya, Koskoca Otele Karşı Bir Yüzük Mü?

-Ama Bu Yüzük Çok Değerli. Kuveyt’te Çok Az Kişide Var Bu Yüzükten.

- Ben Ne Yapayım Bu Yüzüğü, Bana Abd Doları  Ver…

-O Zaman Bekleyeceksin.

-Fazla Bekleyemem. Bu Aralar Başka Müşteri Çıkarsa Satarım..

-Bak, Senin Bana Güvenin Yok Galiba. Al Bu 200 Bin Dolar Sende Kalsın.

-Yok Paran Sende Kalsın. Ben Hepsini İsterim. Hem Ben, Kimseye Güvenmem. Bu Para Az Değil Büyük Para Bizim İçin.

-Sen Bana Güvenmiyorsan Ben De Sana Güvenmiyorum.

-Tamam Uzatma Hacı, Ben Sana Bu Oteli Satmıyorum Oldu Mu?

Bu Tartışmadan Sonra Yanıma Gelen Otel Sahibi “ Vay Anasını Ya Adamı Gördünmü? Benim Yıllarca Birikimim Olan Bu Koskoca Oteli Taşlı Bir Küçük Yüzükle Almak İstiyor? Diyerek Hemen Arkasından Ekliyor:

“Otelim Bir Anda Gözümde Küçüldü Ya, Sanki Benimle Alay Etti Namussuz. Ama Adümdaki Yüzükte Yüzük Ha. Kocaman Bir Elmas Yüzük. Belki De, Kim Bilir Yüzüğün Değeri Söylediği Gibidir”.

Arapların Mülk Alma Seferberliğinin Başladığı Sık Sık Pazarlıkların Değiik Boyutlara Ulaştığı Bu Yıllarda, Bu İşten En Karlı Çıkanı İse, Kuşkusuz Başbakan Turgut Özal’ın Davetlisi Olarak Ülkemize Gelen Suuidi Arabistan Prensi Abdullah Bin Abdüllaziz Oluyordu.

Çünkü Küçük Arsalar, Oteller Ve Villa Satın Almak Yerine Prens İstanbulun En Gözde Yerinden Boğaziinin Anadolu Yakasındaki” Sevda Tepesi’ni” Satın Alıyordu.

Villalar Pernir Ekmek Gibi Satılıyordu.

Sadece Termal Kasabasındaki Müteahhitlerin Özel Çabaları Sonucunda Kısa Bir Süre İçinde 30’ u Aşkın Villa Yan Yana Yapılmış Ve Bunlara Bir Gün İçerisinde Zengin Arap Müşteri Bulunmuştı.

Vilları Almak İçin Bir Çok Zengin Arap Turistin Başvurması Üzerine, Villanın Değeri Birkaç Gün İçinde İkiye Katlanıyordu.

Buradaki Villalara Başvuruların Bu Denli Çok Olmasının Ardında Yatan Gerçek İse, Rabıtanın Kurucusu Muhammet Es Savvafında Bu Alanda Villası Olmasıydı.

Üstelik Bu Vilların Olduğu Alanın Tam Ortasında, Rabıta Tarafından Yaptırılan Geniş Ve Her Tarafı Mermer Olan Büyük Bir Camiinin De Bulunması Talep Patlamasına Yetiyordu.

Elbette Bu İşten En Karlı Çıkan İşbitirici Müteahhitlerdi..

Başvuruların Bu Kadar Çok Olmasına Şaşıran Müteahhitler Araplara Şu Söz Veriyorlardı:

“ Siz Merak Etmeyin. Burada Daha Çok Alan Var. Ben Buralara Dah Çok Villa Yaparım. Sizler Seneye Geldiğinizde Buradan İstediğiniz Villayı Alabilirsiniz”

Verilen Bu Yöndeki Sözler Biraz Olsun Arapları Rahatlatıyordu.

Başta Yalova Olmak Üzere İstanbul un Ve Türkiye’nin Bir Çok Yerinde Gayri Menkul Alanlar Ülkemizden Oldukça Memnun Ayrılıyordu..

Yaz Sezonunda Gayri Menkul Alamayanlar İse Güvendiklerine Para Bırakarak, Yeni Yapılacak Villalardan En Elverişli Bir Yer Alınması İçin Yetki Vererek Ülkelerine Gidiyordu..

 

“ARAP TURİSTLERE MÜLK EDİNME YASAĞI GETİRİLİYOR.”

Türkiye’nin Birçok Bölgesinde Mal, Mülk, Otel, Ev, Villa Sahibi Olmanın Yanı Sıra Büyük Arazilerin Hatta Ada Ve Tepelerinde Bir Anda Sahibi Olan Arap Turistler, Bunlarla Da Yetinmeyip Verimli Ve Daha Geniş Arazi Sahibi Olma Arayışına Giriyorlardı.

Ama Kısa Bir Süre Sonra Hayal Kırıklığına Uğruyorlardı.

Çünkü Olağanüstü Toplanan T.B.M.M. Aldığı Bir Kara Ve Çıkartılan Bir Kanunla, 1985 Yılından İtibaren “ Araplara Mülk Edinme Yasağını” Getiriyordu.

Bu Yasağın Alınma Gerekçesi De “ Stratejik Bi Konu” Olarak Açıklanıyordu.

Türkiye’ye Gelen Arap Turistler Bu Kararı Duyduklarında Büyük Bir Tepki Gösteriyordu..

Hatta, Türkiye’ye Büyük Bir Güvensizlik Duyuyorlardı.

Çünkü Daha Geçen Yıl, Türkiye De Gayrimenkul Alınması İçin Kendilerine Baskı Yapıldığını, Bürokratlarca Teşvik Edildiğini Dile Getiriyorlardı.

Ama Doğrusu Bu Kararlara, Araplardan Daha Çok Kızan Birileri Vardı Ki; Onların Sayısı Da Hiç Az Değildi. Onlar, Bizim İşbitirici Hızlı Müteahhitlerimiz İle Emlakçılarımızdı.

Onlar  Bu Kararına Kızmaktan Öte Tepkisini Her Fırsatta Dile Getiriyordu. Daha Bir Yıl Öncesine Kadar, Sokak Aralarında Plastik Eşya Karşılığında Hurda Toplayanlar  Bile Bu Karara Şiddetle Tepki Gösteriyordu.

Eski Hurdacı, Yeni Hızlı Emlakçı:”Bo Hökemet Ekmegime Göz Goydu. Ne Vardı Ki Böle Oldu. Ne Gözel Para Gazanaydık..” Diyordu.

Emlakçılara Arabuluculuk Eden Ve Dolaştığı Yerlerden Gördüğü, Kiralık Her Ev, Satılık Her Daire İçin Ayrı Ayrı Gösterme Komisyonu Alan, Eski Hurdacı Yeni Emlak Pazarlayıcısı:

“Ne Gözel Bir Ev Sattırdım, 5 Aylık Gelir Elde Ettim. Oysa Elimde Daha Çok Araplara Satacak Yer Biliyordum. Ben Şimdi Yine Hurda Mı? Toplayacam…” Diyerek Yakınıyordu..

Aslında Bu İşbitirici Emlakçılarımızın Yakınmaları Oldukça Mantıklıydı. Çünkü Yıllarca Satılamayan Evler, Birkaç Ay Gibi Kısa Bir Süre İçinde Peynir Ekmek Gibi Satılmış, Talebin Çok Fazla Olması Nedeniyle Bölgenin Her Tarafı Billalar İle Dolup Taşmıştı.

Hızlı Emlakçılarımız Ve Müteahhitler Bir Araya Geldiklerinde Sık Sık “ Hükümet Bizim Ekmeğimizle Oynadı Arkadaş. Oysa Her Şey Ne Güzel Gidiyordu.” Diyorlardı.

Bu Yakınmalardan Sonra, Bu Konuya İlişkin Çözüm Önerileri Geliştirmeye Başlayan Ve Bu Kararın Geri Alınması İçin Devreye Önce Küçük, Sonra Da Büyük Çapta Bürokratlar Devreye Sokulmak İstendi.

Ancak Sonuç Alınamadı.

Bu kez Arap dostlarını, Arap büyükelçileri, konsoloslukları devreye sokuldu.Ortadoğulu Araplar arasında da, bir yıl içerisinde kendilerine yönelik çelişkili kararların alınması, tartışmalara da yol açmıştı.

Ancak sorunlarını anlatacak bir merci bulamadıkları için bu sorunu da yaşamamış sayacaklardı ki; orata ya yine, yeniden bir cin fikir atıldı.

 

“TAPU TÜRK’ÜN, MAL ARAP’IN. MÜLK EDİNME YASAĞI, İMAM’LARLA DELİNİYOR.”

TBMM’nin Kararı Gereği Artık Türkiye’de Mülk Sahibi Olmayacak Arap Turistlerin Karşısına Bu Kez Resmi Yoldan Değil Gayri resmi Yoldan Mülk Edinme Yolları Araştırıldı.

Ve Müthiş Bir Yöntem Geliştirildi.

Bu Yöntemin İşleyişi De Şöyleydi.

Önce Arap Turist Bir Daire Ya da Villa Beğenecekti.

Beğendiği Daireyi Eğer Satın Almak İsterse Emlakçı Devreye Girecek Ve Bu Daireyi Araptan Aldığı Parayla Satın Alacaktı.

Sonra Da Doğruca Noter’e Gidilip Aylığı Bir Simit Bedeli Karşılığında 99 Yıllığına Bu Arap Dostumuza Kiralanacaktı.

Yasalar Buna Elverişliydi.

Ve Öyle Yapaya Da Başlamışlardı.

Ancak Bu Yöntemde Küçük Bir Sorun Vardı.

Çünkü, Sonradan Olma Emlakçılarıız, Buldukları Arap Müşterilerini Günlerce Dolaştırdıktan Sonra, Nihayet İstedikleri Evleri Ve Villaları Bu Müsterilere Beğendiriyordu.

İşte Bu Aşamada Zengin Araptan Alınan Para İle Kendi Adına Vila Alan Bazı İşbitirici Emlakçılarımız Sonra Da Yan Çizebiliyordu.

Birkaç Zengin Arap Bu Şekilde Dolandırılmış, Dolandıralar İse Sırra Kadem Basmıştı.

Bazı Arap Turistler İse, Kendi Ülkesine Gittikten Hemen Sonra Villası Da Ertesi Gün Başka Bir Şahsa Devredilebiliyordu.. O Nedenle, Araplar Turizmci-Emlakçılara Pek Güvenmiyordu. Ama O Sorun Da Araya Camii İmamları Sokularak Asılmış Oldu.

Cami İmamlarının Yetersiz Kaldığı Bölgelerde İse İmam Hatip Liselerindeki Öğretmenler Yada Din Dersi Öğretmenleri Soruna Çözüm Oluyordu.

Ve Böylelikle TBMM Karının Ertesinde Bu Yöntem Tüm Ülkede Yaygınlık Kazandı.

Bir Çok İmamın Ve Din Dersi Öğretmenlerin Üzerinde Lüks Villalar Gözükmeye Başlamıştı.

İşte Bu İmamlardan Bir Tanesi De Termal Cami İmamı Yunus Ataç’tı.

1980 Yılından Bıu Yana Bu Caminin İmamı Olan Yunus Ataç Kağıt Üzerinde 1800 Metre Karelik Bu Arsa Ve 3 Katlı Dubleks Villa’nın Sahibi Olarak Gözüküyordu.

Ama Gerçekte, Kendisi İki Odalı Camii Lojmanının Yıkılması Üzerine Kiraya Çıkarak Aldığı Maaşının Yarısından Fazlasını Buraya Ödüyordu..

Üzerinde Milyarlarca Mal Varlığı Gözüken, Ancak Kirada Oturarak Büyük Bir Geçim Sıkıntısı Yaşayan İmam Yunus, Her Fırsatta Kendi Çevresine Önemli Bir Şahsa Müslümana İyilik Yapmanın Kendisine Verdiği Huzuru Dile Getiriyordu.

Bu Huzurla, Termalde Kendisine Bir Başkasının Güvendiğinin Onuru İle Dolaştığını Söyleyen İmam Yunus Ataç’ı, Termal Camiinin Önünde Buluyorum.

İmam Yunus Ataç’a “ Size Bir Şey Sorabilirmiyim” Diyor Ve Ekliyorum:

-Sizin İçin Türkiye’nin En Zengin İmamı Diyorlar Bu Doğru Mu?

“ Yok” Diyor İmam Yunus, “Siz Öyle bilin Ama Ben Çok  Zengin Biri Değilim” Diyerek Konuşmasını Sürdürüyor.

-         Peki Ama Sizin Buralarda Villalarınız Ve Arsalarınız Varmı?

-         Hayır Yok Böyle Birşey

-         Ama Yalova Belediyesindeki Kayıtlar Sizi Yalanlıyor O Zaman

-         Bak Ben Hiçbir Gün Yalan Söylemedim.

-         O Zaman Bugün De Doğru Konuşun.

-         Bu Sana Neden Lazım. Maliyeci Misin? Yoksa Belediyeci Misin?

-         Her İkisi De Değilim. Ancak Bu Köyün Muhtarlığından Da Bunu Öğrendim.

-         Ha Öylemi! Bak Niye Öğrenmek İstiyorsun Bilmiyorum Ama  Zaten Bu Yaptığım Da Kötü Bir Şey De Değil.

-         O Zaman Niye Anlatmaktan Çekiniyorsun?

-         Muhammet Ali Sabur Öyle İstedi.

-         Kim Bu Muhammet Ali Sabur?

-         İşte Benim Üzerimde Gözüken Gayri Menkulların Gerçek Sahibi.

-         Niye Kendi Üzerinde Gözükmüyor Da Sizin Üzerinizde Kayıtlı?

-         Yasak Var Ya. Bana Güvendiler, Rica Ettiler. Bende Kabul Ettim .

-         Bu Nasıl Oldu Kısaca Anlatırımısın?

-         İlim Adamı Olan Muhammet Ali Sabur, Bana Bu Köyün İleri Gelenleri İle Birlikte Gelerek, Benim Üzerime Arsa Almak İstediğini Belirtti. Bana Güvenmesi Beni Çok Mutlu Etti. Bende Kabul Ettim.

-         Ne Alacağınızı O Ana Kadar Biliyor muydun?

-         Yok Bilmiyordum. Önce Tapu’da Sonra Da Noter’de Öğrendim.

-         Bu Gayrimenkullar Neydi?

-         Bitmiş 3 Katlı Çok Geniş Bir Villa İle Büyük Bir Arsa.

-         Sonra Nasıl Bir İşlem Gerçekleşti?

-         Arsa Ve Villayı Sözde Ben Satın Aldım. Sonra Aynı Gün Yalovadaki Notere Gidip Sözleşme Yaparak, 99 Yıllığına Gayri Menkulları Çok Düşük Bir Meblağ Karşılığında Kendisine Kiraladım.

-         Mesela Ne Kadar Düşük Bir Meblağ Bu?

-         Aylığı Yaklaşık Bir Paket Sigara Karşılığı.

-         Peki Bu Gayrimenkulların Vergileri, Villanın Elektrik, Su Masraflarını Siz Mi Ödüyorsunuz?

-         Zaten Muhammet Ali Sabur, Yılın Büyük Bir Bölümünü Burada Geçiriyor. Buradan Ayrıldığı Zaman Bana Yteri Kadar ABD Doları Veriyor. Para Harcamak Gerekirse Ben Bu Dolarları Bozdurarak Villanın Masraflarını Ödüyorum. Şimdi Allah Var, Hiçbir Zaman Bana, Yaptığım Küçük Masraflar İçin Niye Bunu Yaptın Diye Sormuyor.Elektrik Yada Su Parası Geldiği Zaman Bana Dolar Veriyor Üstünü Bile Sormuyor. Eli Açık Temiz Bir Müslüman Bu, Muhammet Ali Sabur..

 

Bu Tür Devirlerin Ve 99 Yılığına Kira Sözleşmelerinin Onaylandığı Yalova 1. Noteri Tülin Çağlayan’ın Yanına Çıkarıyorum. Daha İlk Sorumda Noter Hanım Sinirli Bir Şekilde Tepkisini De Gösteriyordu.

“Senin Başka İşin Yok Mu? Bunu Soruyorsun. Ben Kimseye Bilgi Vermek Zorunda Değilim. Benim Buradaki Görevim Her Türlü Matbuu evrekı Onaylamak. İşimi Yapıyorum” Diyor.

Ama “Mülk Edinme Yasağı” Böylece Delinmiyor Mu? Dediğimde İse, Kalemini Masaya Fırlatan Ve Gözlerini Dik Dik Gözlerime Çeviren Noter: “ İşimi, Senden Öğrenecek Değilim. Eğer Bir Usulsüzlük Varsa bunu Çözmek Adli Makamların  İşi” Diyerek, Sıradaki Bir Başka Müşterisini Yanına Çağırarak Beni Safdışı Ediyordu.

Elbette Bu Devir İşlemlerinde Güvenilir İmam Bulamayanlara İse, Başka Bir Formül Geliştirilmişti.

Ortadoğululara Ev Kiralama Ve Mülk Satma Konsuunda Uzman Olan Ve Arap Dostu Olarak Tanınan , Yalovada İş Takibi Yapan Emlakçı A.G’ye “İşler Nasıl Gidiyor” Diye Sorduğumda “Elhamdüllah” Yanıtını Alıyorum.

A.G İşlerinin İyi Gitmesinden Oldukça hoşnutsun Diye Sorarak Konuşmama Başlıyorum:

- Termal’in Çoğu , Araplara Satılmış Diyorlar Bu Doğru Mu?

- Yok Daha Satılmamış Çok Yer Var.

- Siz Nereleri Satmayı Düşünüyorsunuz?

- Zengin Arap Dostlarımız Nereyi İsterse Orayı.

- Peki Ya Mülk Edinme Yasağı..!

- Biz Onu Çok Önce Aştık.

- Nasıl Oluyor Bu.

- Uzun Hikaye.

- Olsun Ben Dinlerim.

- Önce 5 Kişilik Bir Şirket Kuruyoruz . Bu Şirketin İçinde Bir Veya İki Tür Oluyor. Gerisi Bizim Müşterimiz Olanlar. Şirketi Devreye Sokuyoruz. Satın Alınacak Toplu Konut, Arsa Ev, Villa Her Neyse İşte Onu Satın Alıyoruz. Aldıklarımız Bu Şirketin Oluyor. Daha Sonra Özel Sözleşmelerle Bunları Gerçek Sahibi Olan Dostlarımıza Devrediyoruz.

- Başka Seçeneğiniz Var Mı?

Tabi Bizde Çare Tükenmez.Özel Sözleşmeler Yapıyoruz, Mülklerin Bir Başkasına Devredilmesini Ya Da Kiralanmasını  Bu Sözleşmelerle Engelliyoruz.

İşte Bu Yöntemler, Yalova Ve İstabul Bölgesinde Hayli Yaygınlık Kazanmıştı.

Ama Yalova Termalde Öyle Bir Boyutta Varmıştı Ki; Araplara Ait Villalarının Yoğun Olduğu Bölgenin Adı Da Girişe Dikilen “Arapkent” Levhasıyla Tescil Ediliyordu.

Yalovadan Termale İlk Defa Gitmek İsteyen Arap Turistlere Daha Yolun Başında Taksi Ve Minibüs Şöförleri “Hacı Arapkent Yallah” Diye Yanlarına Çağırmaya Başlamışlardı.

 

“ARAPKENT DOLUP TAŞACAK,HAYDİ EVLERİNİZİ PANSİYONA ÇEVİRİN.”

Arap Turistlerin Bir Bölümü, Mülk Edinme Yasağını Bu Şekilde Delerek Her Yıl Kendi Evlerinde Tatil Yapma Olanağı Bulurken, Bazı Arap Turistler İse, Gayrimenkul Almak Gibi Bir İhtiyaçları Yoktu Ve Tüm Bu Gelişmelerden De Uzak Duruyorlardı.

Bunların Tek Sorunu Tatil Yapıp, Kendi Ülkesinde Yapamadıklarını Buralarda Yapabilmekti.

Tüm Bu Gelişmelerin Yaşandığı 1986 Yılında Da Arap Turist Akını Devam Ediyordu. Termalin Adı Bile Değişmiş, “Arapkent” Olarak Anılmaya Başlanmıştı.

Turizm Bakanlığın Kayıtlarına Göre Sadece Termalde 1985 Yılında Yaklaşık 400 Bin Konaklama Yapılmıştı. Bakanlık Yetkililerin Yaptığı Açıklamalara Göre De Gelenlerin Sayısının Hızla Yükseleceği Ve Önümüzdeki Günlerde Yatak Sıkıntısının Yaşanacağı Belirtilmişti.

Bu Açıklamalar Termalde Çiçek, Bamya Ve Bezelye Yetiştiren, Köylüleri De Cesaretlendirmişti Çünkü Geçen Yıl Evlerini Pansiyona Çeviren Komşularının Bir Hayli İş Yaptıklarını Kendileri De Tanık Olmuştu.

Bakanlığın Bu Güvencesiyle, Evinin Tapusunu Eline Alan Köylüler, Turizm Bakanlığının Yolunu Tutarak Kredi Almaya Başladılar.

Aldıkları Kredilerle De Evlerini Hemen Pansiyona Çevirdiler.

Tüm Evlerin Kısa Süre İçinde Pansiyona Çevrildiği Termal, Bir Anda Türkiye’nin En Çok Yatak Kapasitesine Sahip Olan Bir Bölge Haline Gelmişti.

Turizm Bakanlığının Verilerine Göre Ortaya , Toplam Nüfusu 1.800 Olan, 12.000 Yatak Kapasitesine Sahip Olan Bir Kasaba Çıktı.

Termaldeki Hemen Hemn Tüm Köylüler Böylece “Resmen” Turizmci Olmaya Bu Şekilde Başladılar.

Ve Aynı Yıl İçerisinde De Buraya Gelen Arap Turistleri Bu Sefer Yatak Sıkıntısı Çekmedikleri Gibi Pansiyonlarda, Otellerden De Daha Ucuza Kalmaya Başladılar.

Talep Birden Bire Turistik Otellere Değil, Köylülerin Yaptığı Ev Pansiyonlara Dönüşmüştü.

Kalabalık Bir Nüfusa Sahip Oldukları Ve Daha Rahat Hareket Ettiklerinden Dolayı Pansiyonlar, Artık Arap Turistlerin Gözbebeğiydi.

Aynı Yıl Gelenlerin Büyük Bir Bölümüde artık Otel Değil Ev Sormaya Başlamışlardı.

Bu Uygulama Bir Anda Türkiye’nin Her Yanında Geçerlilik Kazandı.

Havaalanlarında, İskelelerde Bekleyen Simsar Arabulucular Gelen Araplara Ucuz Ve Dubleks Villa Kiralama Gayreti İçerisine Girmeye Başlamışlardı.

İstanbul da Boğaza Bakan Tüm Villaların Araplara Günlük, Haftalık Ve Aylık Olarak Dolar Karşılığında Kiralandığı Bu Yıllar Da Da Uyanık Emlakçıların Sayısında Büyük Artışlar Sağlanmış, Dükkanların Kapılarına Ve Camlarına Astıkları Arapça Yazılı İlanlarda Müşteri Bulma Çabası İçerisine Girmişlerdi.

Artık Pansiyon Evlerde Kalan Araplarımız Yiyecek Ve İçecek İşlerinide Kendileri Hallediyorlardı.Yapılan Ucuz Alışverişler Sonrasında Yemekler Kaldıkları Evlerde Pişirilmeye Başlanmıştı. Tabiki, Bu Durumdan Sadece Emlakçiler Memnundu. Ama Lokantacılar Ve Otelciler Bu Kadar Potansiyel Olmasına Rağman İş Yapamamanın Burukluğunu Ve Kızgınlığını Yaşıyorlardı.

Bir Ara Lokantacılar, Evlerini Pansiyon Gibi Kullandıranlara Baş Kaldırmış, Arapların Tuttukları Evlerde Kendi Yemeğini, Yapmalarına İzin Verilmemesini Dile Getirtmişler, Bu Ricadan Bir Sonuç Alınmaması  Üzerine De Kaba Kullanarak Bu Soruna Çözüm Bulmaya Çalışmışlardı..

Bu Kez Daha Fazla Para Kazanmak  İçin Sıra Lokanta İşletmelerine Gelmişti. Mutlaka Bu Potansiyel Değerlendirilmeli Tatile Çıkan Arap Turistlerimize Para Harcatmanın Yolları Bulunmalı Diye Düşünmeye Başladılar.

Düşünüldü Ve Uygulamaya Geçildi.

Bazı Lokantacılar Ve Otel Sahipleri Cazip Bir Ortamda Araplara Özgü Eğlence Geceleri Düzenlemeye Başlamışlardı.

Bu Geceler Tercümanlar Aracılığıyla Dört Bir Tarafa Duyuruldu. Elbette Bu Gecelerin En Önemli Özelliği De Birbirinden Güzel Dansözlerdi.

Bu Özel Geceler Kısa Bir Süre Sonra Da Yurdun Her Tarafına, Tercümanlar Aracılığı İle Yayıldı.

Lokanta Sahipleri, Kendilerine Müşteri Getirecek Tercümanlara Komisyon Vermeleri Üzerine, Bu İşe En Çok İlgi Gösterende Böylece Tercümanlar Oluyordu.

Tercümanlar, Arap Kafilenin Reislerine Ballandıra Ballandıra Anlattıkları Bu Özel Geceler, Erkek Arap Turistlerin Çok İlgisini Çekmeye Başlamıştı Bile. Ve Böylece, Araplara Artık Para Harcatmanın Yolu Bulunmuştu.

Kendi Ülkesinde Gizli Gizli İçki İçebilen Arap Dostlarımız  Artık Türkiye’de İçkisini Özgürce Yudumlarken, Güzel Ve Renkli Gecelerin Kapısını da Böylece Açıyorlardı.

Arapların Bu Alemleri Lüks Gazinolarda Sürerken, Gazinosu Olmayan Gariban Gece Alemcileri De Arapların Bu Özel Gece Düşkünlüğünden Faydalanmak İçin Yeni Yeni Arayışlara Giriyorlardı.

Zaten Arap Dostlarımızda Gece Klüplerinde Dansöz Seyretmekten Bıkmış, Yanındaki Tercümanlara Da Bunu İma Etmeye Başlamışlardı.

Çünkü Artık Sadece Dansözleri Seyretmek Değil, Onlarla oynaşmak İstiyorlardı.

Ve Artık Bu Taleplerini Açık Bir Şekilde Dile Getirmeye Başladılar..

Bu Talepte İlk Kez Yazılı Bir Şekilde Gerçekleşiyordu.

Restoran İşletmecilerin Düzenlediği Bu Özel Gecelerin Birisinde, Arap Turistin Bu Talebi, Bir Peçeteye Yazdığı Not İle Başlıyordu.

Peçeteye, Arapça Yazılan Not, Bilik Otel’in Restorantın Şey Garsonu Ramis İnciler’e Ulaşıyordu.

Ancak, Arapça Bilmeyen Şef Garson Ramis, Burada Ne Yazdığını Bir Türlü Çözemiyordu.

Peçeteyi Buruşturup Yere Attı.

Ve Masaya Giderek, Bir İsteği Olup Olmadığını El Kol İşaretleri İle Anlatmaya Başladı.

Arap Turist İse, Garsonun Peçeteye Yazılı Nota Çok Kızdığını Bu Nedenle, Kağıdı Buruşturup Yere Attığını Zannediyordu..

Masaya Gelen Şef Garsona, Çekingen Bir Tavırla İki Elini Havaya Kaldırarak Elleriyle Tamam Tamam Diyerek, Şey Garsonu Uzaklaştırdı.

Şef Garson Merak İçinde Kalmıştı.

Arap Turist, Hem Peçeteyle Sipariş Gönderiyor, Hem De Tamam Tamam Diye Neden Söyleniyordu!

Şey Garson Ramis, Bunu Çok Merak Ediyordu.

Sonra Merakını Gidermek İçin, Az Önce Buruşturup Yere Attığı Peçeteyi Uzanıp Yerden Aldı.

Yanına Tam O Sırada Yaşça Kendisinden Büyük Olan Yenimahalleli Garson Kemal Kösem Geldi.

Kemal, Hışımla Şefine:

Sen Ne Yaptın? Diyerek Buruşturulmuş Arapça Yazılı Peçeteyi, Alnına Götürüp Mırıldanarak Üç Kez Öpmeye Başladı.

Şef Garson Ramis Şaşırmıştı:

Garson Kemal, Hiddetle Şefinin Üzerine Yürüyerek Konuşmaya Başladı:

“ Görmüyor musun, Bu Kağıt Kutsal Din Arapça, Yani Kur’an, Yere Atılır mı? Hepimiz Çarpılacağız! Bu Bereket Duası Olabilir, Bunu Bu Lokantanın Bir Yerine Asarsak İşlerimiz Açılabilir?

Bu Peçeteye Yazılı Not, Restoranın Kasasının Hemen Üstünde Bulunan Ve Büyük Harflerle Yazılı Olan “GARSONİYE MÜŞTERİYE AİTTİR” Levhasının Tam Altına Özenle Yapıştırıldı.

Aradan İki Gün Geçmişti.

Aynı Lokantaya Bu Kez Başka Bir Arap Topluluğu Gelmişti.

Arap Turistler, Bir Yandan Dansözün Kıvrak Hareketlerini Seyredip, Bir Yandan Da Soğuk Rakı Kadehlerini, Birbirlerine Kaldırıyorlardı.

Yemek Bitmiş, Sıra Hesap Ödemeye Gelmişti.

Hesabın Ödenmesi Konusunda Küçük Bir Tartışma Yaşanmıştı.Masadaki Erkek Araplar Hesabı Kendisinin Ödemesi Konsunda Israrcıydılar.

Ancak, Bileğinde Kalın Altın Künye, Boynunda Da Bir Zincir Olan Arap, Daha Atak Davranıp Doğruca Kasaya Gidip Hesabı Ödemek İstedi.

Birden Bire Gözü, Kasanın Üstünde Bulunan Bir Peçeteye Arapça Yazılı Nota İlişti.

Gülmeye Başladı.

Sonra Yan Gözlerle Sahnede Raks Eden Dansözü Süzmeye Başladı.

O’da Şey Garsonu Çağırdı Ve Peçeteyi Gösterdi.

Şef Garson Ramis, İngilizceyi Çok İyi Biliyordu.

Arap Turistinde İngilizce Bilmesi Bu Kez Ramis’i Çok Memnun Etmişti.

Arap Turistin İngilizce Olarak “ Dansözle Bende Yatmak İsterdim.” Demesi Ramisi Şaşkına Çevirmişti.

Ramis: “ Bunu Da Nerden Çıkardınız” Diye Arap Turiste Hiddetlenmesi Üzerine..

Arap Turist, Duvarda Asılı Bulunan Ve Arapça Yazı Bulunan Peçeteyi Göstererek:” İşte Orda Asılı Duran Yazıdan”

Şef Garson: Burada Ne Yazıyor ki?

Arap Turist: Dansözün Fiyatı Önemli Değil. Anlaşırız..

Bu Yaşanan Olay, Bölgede Espiri Konu Olmuştu.

Ama En Çok Etkilenen Garson Kemal Olmuştu.

Çünkü, Arapça Yazı Bulunan Peçeteyi Defalarca Alnına Götürerek Öpmüş Çevresini De Azarlamış Ve Bu Notu Oraya Astırmıştı.

Kemal, Artık Bu Tür Yerlerde, Bu İşi Artık Yapmak İstemiyordu.

Çünkü, Kendisi Arap Turistlere İçki Servisi Yapmasından Dolayı Büyük Bir Günaha Girdiğini, Şimdi Bu İşe De Alet Olduğunu Düşünüyordu.

Kemal Böyle Düşünürken, Başka İşletmecilerde Farklı Düşünmeye Başlamışlardı.

Çünkü Arap Turistlerin Talebi Bu Olayla Dilden Dile İşletmeciler Arsında Anlatılıyordu.

Böyle Bir Talebi Derhal Değerlendiren Hızlı Turizmcilerimiz Hemen Bunun Yolunu Da Buldular.

Önceleri Termal Kaplıcalarında, Hamam Sefaları Adı Altında Bu Tür Geceler Tertiplenmeye Başlandı..

Hamam Sefaları, Sonra İçki Masaları Derken, Önce İstanbul, Sonrada Arapkent Nihayet Kadın Tacirleri Tarafından Da Keşfedildi.

Arapların kadınlara olan düşkünlüğünü bilen bazı uyanıklar her sokak başına bir satıcı yerleştirerek kazanç temin etmeye başladılar.

Ancak, satıcılar ile Arapların sık ısk pazarlık konusunda anlaşamaması üzerine bazı tatsızlıklarda yaşanıyordu.

Bu durumlarda şikayet artınca bazı Araplarda karakolluk olmaya başlamıştı. Bölge de  bu anlaşmazlıkları çözmek için güvenlik kuvvetleri devriye gezerek bu soruna da çözüm bulmuşlardı.

Arapkentte sorunlar bitmek bilmiyordu.

Her gördüğü bakımlı kadına paralarının kudretine güvenerek yanaşıp sataşan, Araplarımız bazen de dayak yiyebiliyordu.

Gerçi tecrübeli turizmcilerimiz, gönül almasını çok iyi biliyorlardı ve bu tür sorunları derhal “ bir gönül” bulunup sorunu “ o gece “ çözüyorlardı.

Tabi tüm bu yapılanların amacı turizme hizmet oluyordu.!..

 

“ YERLİ TURİST İSTEMİYORUZ .GELEN ARAPLAR BİZLERE YETER”

1987 yılında daha bir umutla giren kasabadaki turizmcilerimiz, yaz mevsimini sabırsızca beklemeye başlamışlardı. Çünkü, turizm bakanlığın kayıtlarına göre termalde 1986 yılında 550 bin konaklama yapılmıştı

12 bin yatağın bulunduğu termalde geçen sezon boş yatak bulmak mucize olmuştu. İşte o nedenle bu sezon köylüler tüm hazırlıklarını tamamlamıştı.

Yöreye, turizm balkanlığının katkılarından sonra şimdi de, milli eğitim bakanlığı devreye girmişti.

Bakanlık, bu yöreye daha fazla arap turist çekmek, arap turistlerin her yıl burada tatill yapmalarını sağlamak ve arap turistlere daha fazla yakınlık gösterilmesi için Yalova bölgesinde “Arapça dil dersi” açmaya karar veriyoruz.

Böylece yöre halkı kış sezonunu, Yalova halk eğitim merkezinde açılan bu kurslarla Arapça öğrenerek değerlendirecekti.

Açılan bu kursa olağanüstü ilgi gösteriliyordu.

Bu yoğun ilgi bakanlık yetki,lilerini de hayrete düşürmüştü. Öğrenmekte hiç zorluk çekmemişlerdi.

Arapçayı öğrenen köylüler zaman zaman bunlar gibi konuşmaya özen gösteriyordu.

Ancak nedense onlar gibi bir türlü olamıyorlardı.

Neden onlar gibi olamıyoruz? Diye düşündüler..

Yanıtını da az sonra yine kendileri buldular..

Çünkü, üzerlerinde beyaz şalvardan oluşan Araplara has kıyafet yoktu.

Tüm bunlar kasabada tartışılırken, kahveye,”selamünaleyküm” diyerek giren bir arap turiste gözler çevrildi.

Kahvehanede büyük bir şaşkınlık yaşandı.

Çünkü sezon arap turist için müsait değildi.

Kalabalıktan biri çıkıp “ arap sezonu değil bu da nerden çıktı?” diye söylenmesi üzerine,  kafasındaki örtüyü kaldıran köylü” beni tanımadınız değimli?” dedi.

Herkes gülmeye başladı.

Çünkü Arapça konuşan ve arap kıyafeti giyen kişi kasabanın en büyük bakkal sahibi Süleyman Cin’di. 

Bakkal sahibi Süleyman:

“Arkadaşlar karar verdim. Artık yaz sezonunda bu kıyafet ile marketimi işleteceğim. Yanımda çalışanlara da bunlardan yaptıracağım. Böyle daha güzel alışveriş yaparım. Geçen yılki hasılatımı ikiye üçe katlarım. Nasıl fikir ama!...

İşte Bakkal Süleymanın Bu Fikri Ortalığı Karıştıramaya Yetmişti.

Bakkal Süleyman’dan Sonra, Başka Bir Bakkal, Sonra Kasap, Daha Sonrada Başka Bir Kasap Ve Nihayet Bir Pansiyon Sahibinin De Böyle Bir Elbise Siparişi Vermesi, Köydeki Tüm Pansiyon Sahiplerini de Harekete Geçirmişti.

Kasabadaki Terzilerin Siparişlere Cevap Veremez Duruma Gelmesi Nedeniyle Vakit Geçirilmeden İstanbul’daki Toptancılara Arap Kıyafeti Siparişi Verilmeye Başladılar. Kasabada Müthiş Bir Hazırlık Göze Çarpıyordu.

Köylüler, Gelecek Yıl Tüm Yıllardan Daha İyi olmalı Diye Düşünüyorlardı.

Hazırlılar Bitirilmiş, Sezon Açılmadan Önce De Pansiyon Sahipleri, Aralarında Bazı Prensip Anlaşmalar Yaparak Birbirlerinin Pansiyonlarını Kötülememe Kararı Almışlardı.

Tüm Bu Hazırlıkların Yanı Sıra Termal Muhtarlığında, Toplandığı Paralar Ve Bağışlarla Birkaç Yeni Araç Alarak Çöp Toplama İşleminin Önemini Almıştı.

Geçen Yıl Arapların Çok Dağınık Bir Millet Olduğunu Sezinleyen Köylüler, Ortaya Gelişi Güzel Atılan Çöplerin, Pis Bir Koku Yaydığını, Bu Kokudan Da Yine Arapların Çok Rahatsız Olduğunu Söylemişler Ve Muhtarlığında Önlem Almasını İstemişlerdi..

Tüm Bu Hassas Konuların İnce Elenip Sık Değerlendirildiği Termalde, Bu Hazırlıkların Yanı Sıra , İstanbul’daki Terzilere Siparişi Verilen Araplara Özgü Kıyafetlerin Gelmesi Bekleniyordu.

Aradan Fazla Bir Zaman Geçmemişti. Siparişler Tam Gününde Köy Merkezine Geldi.Bu Müjdeli Haberi Köyün Meydanın Da Tüm Köylülere Tek Tek Duyuruldu.

Kıyafetlerin Gelmesi İle Önce Kendi Üzerlerinde Bir Prova Yapan Köylüler Birbirlerine Bakarak Gülmeye Başladılar. Ancak, İşin İçine Para Kazanmanın Ve Arapların İnce Dostluğu Göz Önüne Geldiğinde Birbirilerine Gülmeyi Bıraktılar.

Bu Kıyafetlere De En Kısa Zamanda Uyum Sağlamak İçin Birbiriyle Yarış Yaparcasına Dolaşmaya Başladılar.

Bazıları Da Daha İleri Giderek Arap Kıyafetleri Arasında Aynı Arap Gidi Davranarak, Daha Kısa Bir Süre De Uyum Sağlamayı Tercih Ediyordu.

Termaldeki Yöre Halkı, Arap Turistler Her An Gelebilir Düşüncesiyle Bu Kıyafetlerle Dolaşmaya, Bakkala Alışverişe, Kahveye Çay İçmeye Hep Bu Kıyafetlerle Gitmeye Başlamışlardı.

Amaç, Bir An Önce Bu Kıyafetlere Alışmak Ve Her An Gelebilecek Arap Turistleri Bu Elbiselerle Karşılamaktı.

Ve Nihayet 1987 Yılının İlk Arap Topluluğu da Gelmişti.

Topluluk  2 Aile Olmasına Rağmen Tam 18 Kişiydi. Hemen Orada Köy Meydanında Küçük Bir Tören Düzenlendi. Köylülerden Bir İkisi  Alkışla Bu Törene Eşlik Etti.

Gelenlere Soğuk Ayran Ve Su İkram Edildi.

Köylülerin Gelen İlk Arap Topluluğa Sordukları Soru Da , Ülkelerinden Başka Arapların Ne Zaman Geleceği Oldu.

İşte Bu Soru Üzerine Gelen Arap Topluluğu Şu Cevabı Verdi:

“ Yoldalar Birkaç Gün Sonra Burada Olacaklar.”

Bu Yanıt Köylüler Arasıda Büyük Bir Sevinç Yaşattı.

Ancak Bu Sevinç Daha Sonra Hüzne Dönüşüyordu.

Aylardan Beri Dostça Bir Arada Yaşayan Köylüler Gelen İlk Arap Topluluğunu Kendi Pansiyonlarında Konuk! Etmek İçin Kıyasıya Mücadele Ediyordu.

Bu Mücadele Daha Sonra Da Sesli Bir Çatışmaya Dönüşüyordu. Tüm Bu Olup Bitenleri Şaşkınlıkla İzleyen Araplar İse, Meseleyi Kendilerinin Sürüklenircesine En Yakın Pansiyona Çekilmesiyle Öğreniyordu.

Bu Kez Arap Turistler Çevreye Bağırmaya Başlamışlardı.

Arap Turistin Bu Tepkisi Tüm Köylüleri Telaşlandırdı.

Ya Bu Da Şimdi Çekip Giderse..!

İki Pansiyoncunun Bu Şekilde Hararetli Tartışması Arap Turistin de Dikkatini Çekmişti. Arap Turist, Köylülere Sakin Olmasını, Yakında Konvoylar Halinde Ülkesinden Buraya Gelecek Olanların Yola Çıktığını Söylemesi, Ortalığı Yine Sevinç Çığlıklarına Bırakmıştı.

Gerçekten De Söylendiği Gibi Olmuştu. Birkaç Gün Sonra Yüzlerce Arap Termalde Toplanmıştı.

Ancak Bu Sefer Şaşıran Araplar Olmuştu.

Çünkü Burada Kimin Arap, Kimin Türk, Kimin Esnaf Olduğu Belli Değildi.

Herkes Tek Tip Bir Elbise İle Dolaşıp, Bir Bakıma Arap Müşteri Avına Çıkmıştı.

Ve Köylülerin Büyük Bir Kısmı İstediğini Elde Etmişti.

Ama Yine De Boş Olan Pansiyonlar Mevcut Olmasına Rağmen, Pansiyon Sahipleri Müşteri Seçmeye Yönelmişti.

O Nedenle De Yerli Turistleri, Pansiyonlarına Almamaya Özen Gösteriyorlardı.

Hal Böyle Olunca Da Termalde Yerli Turistleri Para Bırakmadıkları Ve Çok Az Süre İçin Kaldıklarından Dolayı Tercih Edilmemeye Başlanmıştı.

Önlem Olarak ta Pansiyon Sahipleri, Pansiyonların Kapısına Arapça Yazı İle “Boş Oda Var” Yazarken, Yerli Turistlere Yönelik Türkçe Olarak ta “Boş Oda Yok” Yazıları Asıyordu.

Pansiyonlarında Boş Oda Olmasına Rağmen Yerli Turistlerimizi “Eğer En Az On Gün Süre İle Kalacaksanız Boş Oda Var, Yoksa Yok..” Yanıtı Vererek Geri Göndermeye Başladılar.

İşte Böyle Bir Ortamda Bir Yakınımı Termale Götürdüğümde De Eski Domates Yetiştiricisi- Yeni Pansiyon İşletmecisi Turizmciden Aynı Yanıtı Bende Şöyle Alıyordum:

“Yüz Tane Yerli Turist Gelecğine 5 Tane Arap Turist Gelsin. Size Bir Günlüğüne Oda Verirsem, Pansiyonumda Kalacak Araplara Sonra Ne Veririm.”

Evini Kiraya Verenlerden Birisi De Kamyon Şöförü Salih İdi.

Salihle Sürekli Çıktığı Kahvehanede Karşılaşıyorum. Evini Bul Yıl Araplara Kiraya Verdin Mi? Diyorum.

Salih:”Sorma Ya, Çok Zarar Ettim” Diyor.

-Bu Nasıl Oluyor Hem Evini Kiraya Veriyorsun Hem Zarar Ediyorsun?

-Yaramı Deşme Zaten Yeni Toparlandım. Allah Kahretsin! Bir Daha Araplara Ev Kiralarsam..

- Sen Anlat Hele Zararın Nasıl Oldu?

-Evimi, Günlüğü 70 Dolardan 25 Günlüğüne Kiraya Verdim. Karşılığında Da 1700 Dolara Anlaştım, Parayı Da Peşin Aldım.

-Emlakçıya Komisyon Verdin Mi?

-Tabi Emlakçı, Yüzde 10 Benden, Yüzde 10’da Araptan Aldı. Para O An İçin İlaç Gibi Geldi Bana Ama Sonra…

-Sonrası Ne?

-25 Günlüğüne Anlaşmıştık. Ama Ahlaksız, Benim Evimde 10 Gün Fazla Kaldı, Bu 10 Günün Parasını Da Vermediği Gibi Evimi De Mahvetti.

-Peki Sen Bu 35 Gün İçinde Ne Yaptın, Nerede Kaldın?

- Rezil Oldum Sorma, Kaynanamda Kaldım. Bu Kadar Uzun Süre Kalınca Bir De Orda Tartışma Çıkt. Evimde Huzurda Kalmadı. Eşya Da.

-Eşyalarına Ne Oldu Ki?

- 25 Günün Sonrasında Evime Gittim. Arap Kiracıya Bak Bugün Son, Haydi Evi Boşalt. Ben Mağdur Durumda Kaldım. Seninle 25 Günlüğüne Anlaştım. Dedim.

-Peki Arap Ne Dedi?

-Türkiyeye Beraber Geldiği Akrabasının Sarıyerde Olduğunu, Onunla Beraber Döneceğini, O Nedenle Onun Gelmesini Beklediğini Söyledi. Farkı Da Fazlasıyla Öderim Dedi.

-Ödedi Mi?

-Tabi Ödemedi Namussuz. Farkı Ödemediği Gibi Bana Haber Vermeden Evi Boşalttı. Eşyalarımıda Mahvetti. Bir Kısmını da Beraberinde Götürdü…

-Nasıl Yani, Senin Eşyalarını Da Mı Götürdü?

-Hepsini Değil Tabi. Elde Taşıyabileceklerini..

-Neler Götürdü?

-Sorma, Özenle Kullandığım Yer Kiliminden Tuta, Mutfaktaki Kahve Takımına Kadar, Küçük Ama Önemli Birkaç Parça, Banyo Takımı Gibi Şeyler..

-Götürülen Büyük Parça Varmı?

-Yok Ama Kırılan Birkaç Eşyamız Var. Olacak Gibi Değil Ama Bu Adamlar Benim Mutfağımdaki Musluğu Sökmüşler, Sonra Takamamışlar Ve Sular Günlerce Akmış. Yerler Halılar Hep Islanmış. Camlar Kırılmış, Kapılar Çatlamış. Senin Anlayacağın Aldığım Paranın İki Katını Harcadım Evi Adam Edemedim. Çektiğim Sıkıntıda Bunun Cabası. Ben Yine Halime Şükrediyorum. Ya Yan Masada Oturan Halimin Başına Gelenler Başıma Gelseydi..!

-Halimin Başına Ne Geldiki?

-Bak Orada Oturuyor, Git Sen Onu Kendisinden Öğren!

Kamyoncu Salihin Yanından Kalkarak, Arkadaşları İle Oyun Oynayan Halimin Yanına Sokuluyorum Bu Kez.

Oyunun Bitmesini Bekledikten Sonra. Köyde Çiçek, Çilek Ve Seracılık Yaparak Geçimini Sağlayan Halime, “ Ez Önce Salih Başından Geçenleri Anlattı. Am O, Asıl Seninle Konuşmam Gerektiğini Söyledi. Sen Geçen Yıl Araplara Evini Kiraya Vermiştiç” Demem Üzerine, Halin Ayağa Kalkarak:” Bana Arap Turist Deme Canım Yandı Zaten. Burada Milletin Diline Düştük. Alay Konusu Olduk.” Sözlerini Kesen Kahvedeki Arkadaşlarının:”Anlat Hele O, Gazeteci, Sneinle Alay Etmek İçin Değil, Öğrenmek İçin Bunu Soruyor” Demesi Halimi Biraz Rahatlatıyor.. Halim Hemen Söze Başlıyor:

-Bak Benim Hemen Cadde Kenarında Geniş Bahçeli Olan İçinde De 2 Tane Serası Bulunan Müstakil Büyük Bir Evim Var. Bu Evi Ben Geçen Yıl Araplara Kiraya Verdim. Kendimde Çocukları Toplayıp Bacanağa Yerleştim.

- Kaç Günlüğüne Ve Kaç Paraya Anlaştınız..?

Günlüğü 75 Dolardan Anlaştım. Kaç Gün Kalacağı Belli Dğeildi. Belki 20 Gün Belki De 30 Gün Kalırız Dediler. Bana Da 30 Gün Karşılığnda 2250 Dolar Verdiler . Eğer Daha Az Kalırsa Ben Ona Paranın Üstünü Vermeyecektim. Ama 30 Günden Fazla Kalırsa O Bana Farkı Verecekti. Anlaştık. Evi De Boşaltmak İçin Üç Gün Süre Tanıdılar Bana. 2250 Solar Ez Para Değil, Büyük Para. Parayı Hemen Tlye Çevirerek, Hemen  O Gün Seradaki Naylonları Yırtıp Serayı Tamamen Cam Yaptım., Bir De Küçük Baş Hayvan Aldım, Parayı Bitirdim.

-Sonra Gelip Eve Yerleştiler Mi?

-Geldiler Hemde Nasıl. Tam 30 Kişi.

- 30 Kişi Mi?Evinizi Bir Aileye Vermedini Mi?

-Evet Ben Bir Aileye Verdim. Ama Arapın Tam Üç Tane Avradı Var. Her Birisinden De 6 7 Tane Çocuk. Bir De Bunların Yanı Sıra İki Tanede Hintli Hizmetçi.

-Bu Karda Kalabalık Aile Buraya Nasıl Gelmiş?

-Adamın Altında Kocaman Bir Arazi Arabası Var , Arkasına Da Karavan Eklemiş. Onları Öyle Görünce Vaçgeçmek İstedim, Ama Adamın Verdipi Dolarları Da Seraya Yatırdım. Çaresiz Başım Önde, Evin Kapısını Açtım, Anahtarı Verdim..

-Yanlarında Kendilerine Ait Eşya Varmıydı_

-Haydi Bunlar Hiçbir Şey Yanlarında Getirmiyor. Zaten Dayalı Döşeli Ev Bu Nedenle İstiyorlar.

-Otel Bunlar Pahalıya Patlıyor Değimli?

-Bizler Bunların Hesabını Hep Yaptık. Bak Şimdi Burada Optellerde İki, Üç Kişilik Bir Oda 50 Dolara Yakın. Şimdi Bunlar Kalabalık Aile, Aldılar mı En Az 5-6 Oda Alıyor. Hele Benim Evi Tutanlar En Az 10 Oda Gerekli. Bana Verdikleri Ne? Günde 75 Dolar. Doğrusu Dayalı Döşeli Evlerde Bedava Kalıyorlar. Üstelik Bir Oteldekinden Çok Daha Fazla Rahat Ediyorlar. Bunlar Hele Bemim Evde Gerçekten Bedava Kaldılar Üstelik..

-Devam Et Üstelik Ne?

-Şimdi Yarama Basacaksın . Anlatmak İstemiyorum. Zaten Köye Rezil Oldum. Birde Sen Alıp Bunları Yazarsın Koca Ülkeye De Rezil Olurum, Açık Adresimi, Soyadımı Yazmayacaksın Ha Tamam Mı..

-Tamam Sana Söz!

- Araplar Eve Gelmeden Bi Gün Önce Biz Aile Olarak Bacanaklara Gittik, Yerleştik. Bir Gün Sonra Da Zaten Dedikleri Gibi Araplar Gelmişti. Söylediğim Gibi Kalabalıktı. Bacanağın Evine Yerlştikten 4 Gün Sonra, Bacanağın Annesi, Babası Kardeşi Faln Eve Gelmesin Mi. Bunlaırn Arkasından Da Almanya’daki Kardeşi Ve Eşi. Çok Rahatsız Olduk. Bacanak Elbette Kendi Annesini, Babasını, Kardeşini Otele Gönderecek Değil Ya. Çaresiz Evi, 6. Gün Terk Etmek Zorunda Kaldık.

-Peki Siz Nerede Kaldınız?

-Gidecek Başka Bir Yerimiz Yok. Arapa Gidip Desenki, Bak Ben Açıkta Kaldım Evin Bir Odasını Bana Ver. Adam Kabul Edermi?Zaten 30 Kişi Klaıyor Bizim Evde. Evin Üç Odası  Var Ortalama Bir Odada Zaten 10 Kişi Kalıyor. Bunu Söyleyemezsin, Hadi Evi Boşalt Desen Adamın Parasını Veremiyorsun. Hem Bunu Adam Da Kabul Etmez Ki..

-Bu Sorunu Nasıl Çözdünüz?

-Çaresiz Gidecek Başka Bir Yerim Olmadığı İçin Otele Yerletştik. Tabi Ucuz Otellerde Dolmuş, Mecburen Biraz Pahalı Bir Otele Gidip Ben Ve Çocuklarım Ucuz Olsun Diye Bir Odaya 2 İlaveli Yatak Koydurdum Öylece Otelde Kaldım.

-Otel Pahalımıydı_

-Ucuz Değildi. Bırak Parsını Kardeşim Rahat Edemiyorsun Ki. Ben 55 Yaşındayım daha Otel’de Bir Gün Kalmışlığım Yok. Bana Burası Çok Tuhaf Geliyor. Ama Bize Koyan Otelein Lokantasına Verdiğimiz Paralar Oldu. İşte Beni Bu Yıktı, Mahvetti.

-Yemeği Hep Dışarıda Mı Yediniz_

-Ne Yapacaksın Kardeşim. Bir İki Gün Konu Komşu Ziyarete Gittik İdare Ettik. Ama Hergün Ziyaret Olmazki. Ben Bu Otellerin, Lokantaların  Bu Kadar Pahalı Olduğunu İlk Kez İşte O Zaman Anladım..

-Parayı Harcamıştın Demiştin. Bu Harcamalar İçin Parayı Nerden Buldun?

-Üç Beş Kuruş Para Elimizde Vardı. O Parayı Birkaç Gün İçinde Bitirdik. Sonra Mecburen Karının Kolundaki Bilezikleri Bozdurup Karnımzı Doyurduk.. Ama Doğrusunu Söylemek Gerekirse Biz Yemek Değil, Yemek Bizi Yedi. 20 Yıldan Beri Karımın Kolundaki Bileziği Bu İşler İçin Bozdurmak Hepimizi Mahvetti. Ne Yediğimizden Ne De Uykumdan Bir Şey Anladık. Bu Otellere, Lokantalara Baktık Dayanamayacağız, Bizim Köyün 25 Kilometre Uzağındaki Boş Bir Evi Çok Ucuza Kiralayıp Oraya Ailece Göç Ettik.

-Otelde Kaç Gün Kalmıştınız?

-Buralara Para Dayanmaz Kardeşim Hele Bizim Gibi Adamaların Parası Hiç. Otelde Bir Hafta Kaldık. Ne Yalan Söyleyeyim. Üç Beş Kuruş Vardı Onu Bitirdik, Arkasında Da 3 Tane Kalın Burmalı Bilezik Bozdurduk.. Otelin Ve Lokantanın Dışında Da Para Harcadık.

-Başka Nerede Harcadınız?

-İşte Uzak Bir Köyde Küçük Bir Boş Ev Tuttuk Dedik ya, Oraya. Arapın Benim Evi Boşaltmasına Daha 15 Gün Var. 15 Gün İçin Oraya Gittik. Gittik Ama Ev Bomboş Kardeşim. Evi Böyle Görünce Bu Sefer Gittim Kendi Evime, Bir Ocak Adlım. Kap Kaçak Aldım. Bari Yemekleri Kendimiz Yapalım Dedik. Serada Yetiştirdiğim Domates, Salatalık, Biber Gibi Bir Çok Şey Var Bolca Kopardım. Bir De Arap tan Rice Ettim . Durum Böyle Böyle Dedim. Evi Ne Zaman Boşlatacaksınız.. Arap Bana Tam Günün De Dedi. O Zman Rica Ettim. Şurdan İki Tane Çek Yatımı Alayım. Benim Tuttuğum Eve Yatak Yok Dedim.

-Anlayış Gösterdimi Bari?

-Ne Gezer Kardeşim. Görmüyormusun Zaten Sen De Fazla Yatak Yok. Yerde Yatıyoruz. Üç tane Yatağın Var Sen İkisini İstiyorsun Diyerek Bana Kendi Yatağımı Vermedi.

-Bu Durumda Sen Ne Yaptın?

- Ne Yapıcam. Sarıldık Karımın Koluna. Bir Burmalı Bilezik Daha Bozdurup Yalovadan İki Tane Çek Yat Alıp Doğruca Köyde Kiraladığımız Eve Gittik.

-Bu Ara Köyde Kalırken Kendi Evine Uğruyor muydun?

-Yol Parası Dünyanın Parası Onun İçin Zaman Zaman Uğruyordum. Ama Beni Bırak Eve, Bahçeye Bile Sokmuyorlardı.

-Neden?

-Neden Olucak Arapın Üç Tane Avradı Varya, İki De Bir Bana “Namahrem Namahrem” Diyerek Beni Kovalıyor..

-Peki Arap Kiracınız Dediği Gibi Tam Zamanında Mı Ayrıldı?

-Yok 2 Gün Erken Ayrıldı. Bir Akşam Üstü Bize Haber Vermeden, Anahtarı Dahi Teslim Etmeden Kaçıp Gitmiş.

- Niye Kaçıyorlar?

- Niye Olacak Evde Sanki Savaş Çıkmış, Sanki Büyük Bir Deprem Yaşanmış.

-O Zaman Bayağı Eve Zarar Vermişler?

- Zararın Lafı Mı Olur, Ev Gitmiş Kardeşim. Resmen Her Taraf Savaş Alanı Gibi.

-Ne Gibi Hasar?

-Nesi Yok Ki, Yeni Boya Yaptığım Duvarlar Simsiyah Olmuş.

Halılar, Diğer Eşyalar Kullanılmaz Halde. Her Taraf Kırık Dökük. Masrafları Anlatsam Akşam Olur.

-O Kadar Çok Evinde Hasar Var Yani?

-Sadece Eve Zarar Verseler Neyse..

-Evin Dışında Başka Nereye Zarar Verebilirler Ki?

-Bahçeye, Seraya, Hayvanlara..

-Bahçeyi Serayı Anlaımda Hayvanı Anlayamadım!

-Benim Kümesim Vardı Dedim Ya Sana. İşte O Kümeste Tam 9 Tane Tavuk Vardı. Geldiğimde 4 Tane Tavuk Vardı. Sadece Biri Ölmüş.

-Peki Diğer Tavuk_

-Tüylerini Bahçenin Kenarlarında Buldum. Kesip Yemişler. Bir Tane Dahi Yumurta Yok. Birde Hergün Taze Taze Yumurta Yemişler. Bunlar Da Bir Şey Değil Tabi, Asıl Sorun Serada..

-Seraya Ne Olmuş?

-Bu Arapın Parası Bana Yamadı Kardeşim. Adamdan Aldığım Parayla Seranın Bakımını Yapmıştım. Keşke Yapmaz Olaydım. Adamda Üç Karı Olunca 20 Tane Çocuk Oluyor. Bu Çocuklar Benim Serayı Oyun Bahçesi Yapmışlar. Bütün Camları Kırmışlar. Camı Da Boşver, Seradaki Tüm Sebzeleri, Çiçekleri Kopartmışlar, Adamlar Bahçede Ne Domates, Ne Biber Ne De Salata Bırakmışlar..

-Desene Yemekleri Bedava Gelmiş!

-Aynen Öyle, Sabahları Tavukların Yumurtalarını, Sonrada Tavukların Kendileirni Yemişler, Tabi Bahçedeki Sebzeler De Bunun Cabası Kardeşim.

-Eve Girip Yerleşmek Kolay Oldu mu?

-Sorma, Günlerce Ev Koktu Kardeşim. Evi İlaçladık, Hatta Eve İlk Kez O Güzel Kokular Varya Parfüm Mü Ne ? Ondan Kutu Kutu Bitirdik Ev Halen Kokuyordu.. Eşyaların Çoğu Kullanılmaz Durumdaydı. Günlerce Yatamadık Sandalye Üstünde Sabahladık.Evde Kalmayı İçimize İndiremedik. Eşyaların Çoğunu Yenilemek Zorunda Kaladık. Tam Bir Ay Evi Temizledik Pisliği Bitiremedik Kardeşim.-O Zaman Eve Çok Masraf Yaptınız?

-Masraf Ne Kardeşim, Yeni Ev Yapsaydım Bu Kadar Masraf Oldu.. Her Şeyi Bir Kenara Bırak, Arapların Bir Ayda Kullandığı Elektirik Ve Su Paralarını Ödemek Bana Öyle Bir Koyduki.

-Çok Mu Kullanmışlar?

- Vallahi Benim En Az 5 Yıllık Elektirik Ve Su Tüketimim Kadar Harcamışlar. Duvarlarda Elektrik Ocaklarının Bıraktığı İzlerden Belli Oluyor. Adamların 2 Tane Ocak Varmış. Mübarek 1 Ay Ocaklarının Fişlerini Hiç Çekmemişler. Tüpü Daha İlk Gün Bitirmişler. Sonra Almammışlar, Devamlı Elektrik Ocağı Kullanmışlar. Bu Kadar Millete Ne Yemek Yeter Ne De Su Tabi.. Bir Kere Adamlar 24 Saat Devamlı Çay İçmişler Yemek Yemişler. Hele Bahçedeki Çöpleri Görecektin., Bir Traktör Kiraladım İki Kez Gidip Çöpü Boşaltmak Zorunda Kaldı.

-Suyu Nerede Kullanmışlar?

-Dedim Ya Bunlar 30 Kişi. Her gün Sıcaktan Duş Alsalar. Bir Kişi 15 Dakika Banyoda Kalsa Bu Yapar Zaten Bir Gün. Senin Alayacağın Çeşmeler Devamlı Açık Kalmış. Zaten Elektrik Fişleri, Düğmeleri, Musluklar Hepsi Aç Kapa, Aç Kapa Yalama Olmuş.

-Araplardan 2250 Dolar Aldım Demiştin Sen Bu Ara Ne Kada Harcadın?

Karımla, Çocuklarımla ve Akrabalarımla Hep Bu Yüzden Zaten Kavga Ettik. Bu Bize Çok Pahalıya Mal oldu. Oturduk Hesap Yaptık Çocuklarla.

-Ortaya Ne Çıktı?

-Dedim Ya Parayı Seraya Yatırmıştım. Sera Bir Kere Mahvolmuş. Kullanılmaz Durumda Haydi Bir O Kadar Da Seraya Masraf Yaptım. 4 Tane Burmalı Bilezik Bir Kere O Ay Gitti. Sonra 3 Tane De Evin Temizliğine, Boyaya Badanaya, Yeni Eşyalara Gitti. Elketirik Ve Su Paralarını Komşudan Borç Para Alarak Ödedim. Çünkü Karımın Kolunda Bilezik Kalmadı. İşte Hesap Ortada.7 Tane Burmalı Bilezik Gitti. Üç Beş Kuruş Nakidim Vardı O Da Gitti. Üstelik Bir De Konu Komşuya Borçlandım. Kısaca Rezil Olduk Be. Bütün Köy Bizim Düştüğümüz Bu Duruma Günlerce Güldü.Rezil Olduk Dedim Ya Kardeşim..

Elbette Evlerini Kiraya Verenlerin Bir Bölümü, Her Türlü Önlemi Baştan Alarak Bu Tür Sorunlarla Karşılaşmamaya Özen Gösteriyordu.

Bazıları Da Evlerini Boş Olarak Ve Sadece İçinde Birkaç Mutfak Eşyası Ve Birkaç Döşek Bulup Kiraya Veriyordu.

Bu Konuda Tecrübeli Olanlar, Yaz Sezonundan Bir Hayli Kazançlı Çıkıyordu. Bu tür Evlerin Aylık Kirasının 100 Dolar Olduğu Bölgede Evin, 1 Ay Kiraya Verilmesi Demek En Az Ayda 2500 Dolar Fazla Kazanmak Demek Oluyordu.

 

“ARAP TURİSTLER BİZİM YÜKSEK ENFLASYONUMUZA UYUM SAĞLAMIYORLAR”

Ülkemizdeki Yüksek Enflasyon, Artık Arap Turistlerin De Çanını Yakmaya Başlamıştı. Ülkemizde Hemen Hemen Her Şeyin Fiyatı İki Üç Kat Artmış, Geçen Yıl Türkiye’ye Gelen Arap Turistlerde Bu Yıl Harcadıkları Paranın İki-Üç Katını harcamak Zorunda Kalıyorlardı.

Enflasyonun Bu Kadarını İlk Kez Türkiye’de Tanıyan Araplarımız Bu Gelişmeleri Kuşkuyla Karşılamaya Başlamışlar, Gittikleri Her Yerde Aldatılma Duygusu İle Birlikte Alışveriş Yapmaya Başlamışlardı.

O Neden Le Gittikleri Alışveriş  Yaptıkları Her Yerde Sıkı Bir Pazarlık Yaptıkları Halde İstediği Malı İstediği Fiyata Alamıyordu.

Çünkü, Satıcılardan Artık Sürekli Enflasyon Sözlerini İşitiyorlardı. Otelşerden, Pansiyonlarda Sürekli Pazarlık Yapan Arap Turistlerimiz Artık Gittikleri Ve Alışveriş Yaptıkları Her Yerde Sıkı Bir Pazarlık Yapıyor, Ancak Bunda Da Fazla Başarılı Olamıyorlardı.

İşte Bu Pazarlıkların En İlginç Olanı Da Termalde De Hamam Da Yaşanıyordu.

Termalde Turbana Ait Valide Sultan Hamamındaki fiatlar Standart Olmasına Rağmen Hamamcıyla Pazarlık İçin Daha Hamama girmeden Soğuk Terler Döken Ve Döktüren Bir Arap İle Hamamcı Arasında Pazarlıkta B Unun En Canlı Örneği Oluyordu.

Hamamcı, Hamamın T.C. Devletinin Malı Olduğunu, Fiyatları Devletin Belirlediğini Sık Sık Vurgulamasına Rağmen , Arap Müşteri, Ruh Diyor, Peygamber Demiyordu.

Hamamcı:

“Burası Devlet, Finiş Pazarlık” Diyor

Arap Turist İse:

“No Finiş. Fifti Fifti Okey” Diyor.

Pazarlıkta Hızını Alamayan Arap Turist, Hamam Ücretinin Bir Kısmını Hamamcıya Bahşiş Olarak Vermek İstiyor.

Hamamcı bunu reddederek bu kez vestiyerin üstünde asılı olan resmi damgalı vergi levhasını ve fiyat listesini göstererek “önce bu parayı ödeyin. Sonra bahşişi verirseniz alırım..”Diyor.

Sonuçta Arap turistimiz bu pazarlıkta da zaferle çıkmasını biliyordu. 3 kişilik ücreti verip hamama çocukları ve eşi  ile birlikte ,6 kişi giriyordu.

Ayran, yoğurt rakı, şişkebap, pansiyon, gazino, dansöz gibi kelimeleri ezbeleyen Araplarımız nedense gittikleri her yerde sıkça karşılaştığı “enflasyon” kelimesine uyum sağlamıyorlardı.

Uyum sağladıkları tek şey ise rakı oluyordu.

Önceleri içki servisi olan yerlere girmemeye özen gösteren Araplar, nedense artık içki servisi yapılmayan yerlere gitmiyorlardı..

Bu durum Yalova bölgesi lokantacılarıda şaşırtmıştı.

Önceleri büyük tabelalar ile Arapça olarak “içki servisimiz yoktur” diye yazanların büyük bir bölümü bu tabelaları” içki servisimiz vardır” diyerek değiştiriyorlardı..

Bazıları ise içkisiz lokantalara giderek, renkli bardaklarda rakı içmeyi tercih ediyorlardı.

Her geçen gün biraz daha tecrube sahibi olan Araplarımız, içki fiyatlarının restorantlarda pahalı olması üzerine, içkilerini yanlarında taşımaya başlamışlar ve gittikleri restorantlarda içkilerini restoran sahibinden saklama becerisini gösteriyordu.

Garsonlara karşı ise, bu beceriyi gösteremiyordu. Ama bu küçük sorunu da garsona verilen küçük bir bahşiş ile çözüyorlardı.

 

“VE KÖRFEZ SAVAŞI ÇIKIYOR”

Tüm Bu Gelişmelerin Yaşandığı Sırada Beklenmedik Bir Savaş Ortalığı Karıştırmıştı. Körfez Savaşına Yalova Termalde Yakalanan Iraklı Kuveytliler Aynı Otelde Kalmalarına Rağmen Savaş Çıkıncaya Kadar Aralarında Hiçbir Sorun Yaşanmadan Hatta Otellerin Lobilerinde, Pansiyonların Bahçelerinde Karşılıklı Tavla Atarak Kardeşçe Yaşıyorlardı..

Savaşın Duyulmasından Sonra İse Bu İlişkiler Bıçak Gibi Kesilmeye Başlandı.

Birbiriyle O Ana Kadar Sıcak Bir Dostluk Kuran Iraklılar Ve Kuveytliler Ne Yapacaklarını Şaşırmışları. Savaşın İlk Birkaç Günü Bu Yörede Hiçbir Sorun Yaşanmamıştı. Kuveytlilerin Sayısı Yörede Oldukça Fazlaydı. Termaldeki Turizm Derneğinin Açıklamasına Göre, Yörede 200 Kuveytli Ailenin Olduğu Vurgulanıyordu. Ancak Kuveytli Ailelerin Kalabalık Olması Nedeniyle Bu Sayının , 1500 Civarında Olduğu Belirtiliyordu..

Kuveytlilerin Zengin Olmasına Rağmen Kaldıkları Yerler Genellikle Lüks Oteller Oluyor.Du.

Iraklılar İse, Ucuz Pansiyonlarda Kalıyorlardı. Sayıları İse Kuveytlilerden Oldukça Azdı. Bölgede Yaklaşık 50 Iraklı Aile Kalıyordu.

Oteller İle Pansiyonlar Arasında , Güvenlik Kuvvetleri Kalın Bir Çizgi Çekmek İstemesi Ve Buralarda Sürekli Nöbet Tutmaya Başlaması, Buradaki Havanın Birden Bire Gerginleşmesine Yol Açmıştı.Ancak Körfez Savaşına Aynı Otelde Yakalanan Kuveytli, Iraklı Arap Turistlerin Sayısıda Hiç Az Değildi. Bu Otelde Savaşın İlk Günlerinde Herhangi Bir Vukuat Yaşamamıştı.

Her Şeye Rağmen Tedbiri Elden Bırakmayan Kuveytli Ve Iraklı Arap Turistler Kaldıkları Oteldeki Odalarının Kapısın A Barikat Kurmayı Da İhmal Etmemişlerdi.

Iraklı Ve Kuveytlilerin Bu Durumunu Yakından İncelemek Üzere Bölgedeki Otellere Gittiğimde İnanılmaz Manzaralarla Karşılaşmıştım.

Otelin Bir Katını Komple Kiralayan 3-5 Kuveytli Aile, Kendilerini Iraklı Tursitlerden Gelebilecek Herhangi Bir Saldırıya Karşı Otelin Koridoruna Yığınak Yapmış, Kendi Olanaklarıyla Güvenlik Sağlamıştı.

Bir Alttaki Iraklı Ailelerde Buna Benzer Önlemler Alarak Otel İçerisinde Çıkabilecek Savaşa Karşı Kendilerini Güvenceye Almaya Çalışıyorlardı.

Otel Çalışanları İse B.M Barış Gücü Askerleri Gibi Hizmet Vermeye Devam Ediyor, Olası Bir Çatışmayı Önlemek İçin Yoğun Çaba Sarfediyordu.

Bu Otellerin Çevresinde Ayrıca Güvenlik Güçleri De Yoğun Bir Önlem Alıyordu.

Her Şeye Rağmen Kuveytliler, Aşağıya Iraklılar İse Yukarı Çıkmayı Göze Alamıyorlardı.

Otel Personeli İse Full Tıme Çalışarak Her İki Gruba Hizmet Etmeye Ve Onların İhtiyaçlarını Oda Servsisi Yaparak Karşılamaya Çalışıyorlardı.

Daha Birkaç Gün Öncesine Kadar Yemek Beğenmekte Oldukça Güçlük Çeke Araplar Artık Garsonların Getirdiği Her Şeye, Her Yiyeceğe Dört Elle Sarılıyorlardı.

Otelde Yiyecek Sıkıntısı Henüz Baş Göstermemişti.

Ancak Otelde 2 Hatlı Telefon Olası Ve Bir Tek Televizyonun Olması Nedeniyle Arap Turistler İletişim Güçlüğü Çekmişlerdi.

Savaş Hangi Boyuttaydı?

Şuan Durum Neydi?

Kaç Kişi Ölmüştü?

Bombardıman Devam Ediyormuydu?

Savaş Ne Zaman Bitecek?

İşte Otelde B.M Barış Gücü Gibi Çalışan Garsonlara Sorulan Sorular Hep Bu Yöndeydi.

Kuveytliler, Kuveyt Büyükelçiliğine, Iraklılar İse, Irakbüyükelçiliğine Telefonlarla Ulaşmaya Bilgi Almaya Çalışıyolardı.

Ama Hatların Kitlendiği Söylenerek Başarılı Olamıyorlardı.

İletişim İçin Otel Yönetimi, Kuveytliler Ve Iraklılar Bir Öneri Getiriyordu.

Sabahları Otelin Lobisinde, Kuveytliler Televizyondan Cnn’i Seyredcekler, Öğledemn Sonra İse Iraklılar.

Bunu Hiç Yoktan İyidir Diye Değerlendiren Araplarımız Bu Şekilde Bir Günü Paylaşmaya Çalışmışlardı.

Garsonlarda Küçük Cep Radyoları Sipariş Verilerek, Alınan Cep Radyolarından Da Savaşın Seyrini Takip Etme Fırsatını Bulmuşlardı.

Bu Birkaç Gün Böylece Bu Otelde Devam Etti.

Kasaba Merkezinde Pansiyonlarda Kalan Kuveytli Ve Iraklı Turistler İse, Kendilerine Yönelik Yapılacak Her Türlü Saldırı İçin Önlem Alışlar, Sıra Araçlarına Gelmişti.

Bu Sorunu Da Arçalrın Plaklarını Çamurla Kalatarak Çözmüşlerdi.. Savaşın İkinci Haftasında İse Alınan Tüm Bu, Önlemlerin Gereksiz Olduğu Ortaya Çıkıyordu. Aynı Otelde Aynı Katta Konaklayan Kuveytli Ve Iraklı Turistler Birlikte Yaşamayı Hatta Aynı Masada Yemek Yemeye, Hatta Savaşın Tahribatını Açık Açık Tartışmayı Tercih Ediyorlardı.

Ülkeleri Birbirine Savaş Açmış Olsalarda Kardeşçe Yaşamayı Nihayet Kavramışlardı.

Ancak, Güvenlik Güçleri Hiç Te Öyle Düşünmüyordu?

Onlar, İlk Günkü Gibi Termalde Çıkabilecek Muhtemel Bir Savaşa Şarşı Önlemlerini Devriye Gezerek Sürdürüyorlardı.

İşte Tam Bu Günlerde, Körfez Savaşında, ABD Uçaklarının Türkiye’den Kalkarak Irakı Bombalamaya Başlaması Ve Türkiye’nin, Kuveyt’en Yana Taraf Olması Ortalığı Yine Karıştırmıştı..

Bu Kez Savaşa Abd’nin De Katılması, Oradaki Masum İnsanların Bombalanarak Öldürülmesi Termalde Bir Çok Ülkeyi Karşı Karşıya Getiriyordu..

Kuvetliler Abd Ve Türkiyeye Alkış Tutarken, Diğer Ülkelerde Buna Tepki Göstermeye Başlamışlardı. Kendi Aralarında Artık Yüksek Sesle Tartışmaya Başlamışlardı.

Niye Savaş?

Niye Abd?

Niye Türkiye?

Niye İsrail?

Termalde Kalan Tüm Araplar Aslında Bu Savaşa Baştan Karşıydılar.

Kuveyti İşgal Eden Saddama Da Tepki .çok Fazlaydı. Hatta Bu Tepkileri Iraklılar Bile Yüksek Sesle Dile Getiriyordu.

Ama Araya Abd Savaş Uçaklarının Girmesi, Türkiye’nin Bu Savaşta Taraf Olması, Hele Hele İsrail Uçaklarının Türkiye den Kalkarak Müslüman Bir Ülkeyi Bombalaması Bütün Dengeleri Ve Tepkileri Alt Üst Etmişti. Bu Kez Iraklılara Destek Veren Arap Turistleri Sayısı Artırmıştı.

Ürdünlüler,Lübnanlılar,Filistinliler,İranlılar,Suriyeliler,Iraklılardan Yana Tavır Almışlardı.

Suuidi Arabistan,Birleşik Arap Emirlikleri, İse Kendisi Gibi Zengin Olan, Kuveyten Yana Tavır Almışlardı.

Adeta Termal, Körfez Savaşı Nedeniyle, Zengin Müslüman Ülkeler, Fakir Müslüman Ülkeler, Olarak İki Gruba Ayrılmıştı.

Elbette Bizim Hızlı Turizmcilerimiz Tavırlarını, Daha İlk Başta göstermişlerdi. Onlar Müslüman Ama Zengin Olanı Tercih Ediyorlardı.

Türk Hükümetinin Ve Abd Büyükelçiliğinin Önemli Desteği İle, Savaş Hakkında Kapsamlı Bilgiler Alan Kuveytliler, Türkiye de Bulunan Bütün Kuveytlilerin Termal Kasabasoında Toplanma Çağrısı Yapması Üzerine Birkaç Gün Sonra Termal Adeta Küçük Bir Kuveyt Olmuştu.

Sayıları 2 Bine Yaklaşan, Kuveytlilerin Termalde Toplanması Elbette En Çok Bizim Bitirim Turizmcilerimizi Sevindirmişti. Termal İlk Kez Bu Kadar Çok Kuveytliyi Bir Arada Görüyordu.

Termal Bayram Yeri Gibiydi.

Küçük Kuveyt Demek Zenginlik Demekti.

Kuveytli Demek Para Demekti.

Bu Fırsat Kaçmamalıydı.

O Nedenle Bu Fırsat Daha İlk Günlerde Değerlendirildi.

Kuveytli Araplarımzıın Yanında Saf Tutan Ve Yardım Etmek İçin Gayret Sarfeden, Hatta Bunları Evlerine Davet Eden Misafirperver İnsanların Sayısıda Oldukça Artmıştı.

İşte Bu Yardımseverlilik Kuveytlilerin Çok Duygulanmasına Ve Gözyaşlarına Neden Oldu.

Kasabadaki Misafirperver Pansiyon Sahiplerini De Arkasına Alan Kuveytliler, Karşı Safa Geçen, Ürdünlülere, Lübnanlılara, Filistinlilere, İranlılara, Suriyelilere Ve Iraklılara Gözdağı Vermek Ve Ne Kadar Kalabalık Olduklarını Göstermek İçin Köyün En Büyük Arazisinde Toplanmaya Karar Verdiler.

Bu Karar Kısa Bir Zaman İçinde Her Tarafta Duyuldu. İstanbul’dan Ve Değişik Kentlerdeki Kuveytliler Termale Akın Akın Gelmeye Başlamıştı.

Termale Gittiğimde Gözlerime İnanamamıştım..

5 Bin Metrekarelik Açık Arazi Bembeyazdı.

Her Taraf Kuveytliler İle Doluydu.

Yaklaşıp Fotoğraf Çekmeye Çalıştığımda İse, Çalılıkların Arasına Gizlenen Ve Sonradan Onun Gözcü Olduğunu Öğrendiğim Kuveytli Arap İle Karşılaştım.

Kuveytli Elinde Kalın Bir Sopa Sürekli:”Yallah, Yallah” Diyor.

Fotoğraf Makinamı Gösteriyorum Yetmiyor:”Muallim Muallim” Diyorum Yine Takmıyor.

Fotoğraf Çekmek İçin Hamle Yaptığımda, Kuveytli Arap, Üzerime Çullanıyor Bir Yandan Da Topluluğa Arapça Bağırıyor.

Arapların Hepsi Birden Ayaklanıyor.

Yüzlerce Arap Bana Doğru Gelmeye Başlıyor.

İki Elimi, Bu Gözcü Arapa Kaldırıp “Okey Okey” Tekarardan Geldiğim Yoldan Yalova’ya Kaçarcasına Dönüyorum.

Bu Toplantıdan Oldukça Memnun Kalan Ve Güç Gösterisi Yapan Kuveytliler Bu Kez, Yalova Kaymakamlığına Bir Heyet Göndererek Kendilerine Çok İi Davrandıklarını, Kendilerinin Burada Güvence Altında Olduklarını, Türkiyeye Şükran Duyduklarını İletiyorlar..

Kaymakamdan Bu Şükran Duygularınızı Yukarıya Da İletin Yanıtını Alan Kubeytli Heyet, Ertesi Günü De Postanenin Önünde Bir Araya Gelerek, Bu Düşüncelerini Kağıda Döküp T.C. Cumhurbaşkanlığına Ve Başbakanlığa Telgraf Çekerek Şükran Duygularını İletiyorlardı.

Kuveytliler Türkiyeden Oldukça Memnundu.

Köylülerde Kuveytlilerden

Kuveytliler Endişe İçindeyken;

Köylüler İse Sevinç İçindeydi.

Bir Anda Termal Gökçedere Kasabasının Küçük Bir Kuveyt Olması, Kuveyt Arap Turistlerin Bu Köyde Bir Araya Gelmesi, Sütçüsünden, Bakkalına, Otel İşletmecisinden, Pansiyoncusuna, Hediyelik Eşya Satıcısından, Konfeksiyoncusuna Kadar Herkes “Ah Bu Savaş Bitmese de Kuveytliler Hep Burada Kalsa “Diye Sevinip Söyleniyordu.

“Nasıl Sevinmeyeyim” Diyordu, Pansiyon İşletmecisi Seyfi Günay:

“Evimde 10 Kişilik Kuveytli Kalıyor. Arapın En Kalitesi de Kuveytli Olanıdır. Kuveytliler En Çok Parayı Harcayan Millettir.”

Nasıl Evinden Kuveytliler Memnunmu? Diye Sorduğumda Pansiyoncu Seyfinin Yanıtı Şu Oluyor:

“Zaten Başka Çareleri Yok. Çünkü Termalde İğne Atsan Yere Düşmez. Her Taraf Araplarla Dolu. Bir Kişilik Dahi Yer Kalmadı. Benim Evden Daha Güzelini Bulacak Değiller Ya. Üstelik Ben Elimden Gelen Her Türlü Kolaylığı Onlara Sağlıyorum. Onlar Rahat Etsin Diye Evin Önünde Sabaha Kadar Da Bekliyorum..”

-Peki İyi Para Harcıyorlar mı?

-Sen Ne Diyorsun. Kuveytli 10 Kişilik Bir Ailenin Bir Aylık Tatilinde Harcadığı Parayı, Bir Gemi Dolusu Fransız Turist Getirsenin Harcatamazsınız..”

Ancak Bu Sevinç Köyde Fazla Uzun Sürmemişti.

Çünkü, Türkiye’nin Körfez Savaşında Taraf Olması, Kuveytlilere Arka Çıkması Diğer Arap Ülkelerinden Gelen Arap Turistler Arasında  Sıkıntı Yaratmıştı.

Bu Sıkıntı Sadece Türkiye’nin Politikasından Değil, Yöre Halkının Kenidleirne Düşman Gözüyle Bakılmasından Da Kaynaklanıyordu.

Ürdünlü Hüseyin , Türkiye’den Gitmeden Önce İşte Bu Sıkıntıları Dile Getirenlerden Sadece Biriydi. Sıkıntısını İse 4 Yılda Öğrenebildiği Kadar Türkçesiyle Anlatıyordu.

“Biz Son 4 Yıldır Türkiyeye Geliyoruz. Bu Savaşı Biz Mi Çıkarttık Ki; Bize Düşman Gözüyle Bakıyorlar. Bir Bakkala Gittiğimde Önümde Kuveytli Bir Turist Vardı, O Alışverişini Yaparken Ben Ekmek Ve Sigara İstedim.Ama Bakkal, Sırf Kuveytliye Yaranmak İçin Bana Ekmek Ve Sigara Satmadı.”

Körfez Savaşı İçinde Ürdünlü Hüseyin Düşüncelerini Şöyle Aktarıyordu:

“Saddam Bir Diktatör. Savaş Ölüm Demektir. Müslüman Müslümanla Savaş Yapıyor Ölüyor. Çok Acı. Ama Müslüman Bir Ülkeye Bomba Atılması İçin Bir Ülkenin Yani, Sizin Türkiye’nin Aracı Olması Daha Çok Acı. İsrail, Amerika Uçakları Müslümanları Bombalıyor, Öldürüyor.. Saddam Yanlış Yaptı. Ama Türkiye Daha Büyük Yanlış Yaptı.. Türkiyeden En Kısa Zamanda Gideceğiz Ve Bir Daha Gelmeyeceğiz.”

Ve Dedikleri Gibi Yapmışlardı.

Ürdünlüler, Lübnanlılar, Filistinliler, İranlılar, Suriyeliler,Iraklılar Sanki Söz Birliği  Etmmişcesine Bir Anda, Türkiye’yi Terk Ederek Kendi Ülkelerine Gitmişlerdi..

Termal Kasabasında Artık Sadece Kuveytliler Ve Kuveyt Yanlısı Araplar Kalmıştı.

Çünkü, Kuveytliler Savaş Nedeniyle Ülkelerine Dönemiyor, Kuveytin Telefonları Da Kesik Olduğundan Ülkelerinden Hiç Haber Alamıyorlardı.

Yapacakları Tek Şey Kendilerini Güvence Altına Alabilmekti.

Türkiye Özellikle Termal Bunun İçin Bulunmaz Bir Yerdi.

Diğer Arap Ülkelerinden Gelen Arapların Kendi Ülkelerine Gitmesi Köydeki Arap Turizmini Pek Fazla Etkilememişti.

Çünkü Pansiyon İşletmecileri,” Olsun Bize Sadece Buradaki Kuveytliler Yeter” Diyordu.

Zaten Kuveytlilerinde Kasabadan Gitmeye Niyetleri Hiç Yoktu.

O Dönemde, Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçisi, Termal/Gökçederedeki Kuveytlilere Bir Çağrı Yaparak, Suuidi Arabistana Veya Başka Güvenilir Bir Ülkeye Gitmek İçin Ücretsiz Uçak Seferleri Başlatıldığını Duyuruyordu.

Ancak Büyükelçinin Bu Çağrısına Hiç Kuveytli Uymadı.

Büyükelçiye:”Türkiyeden Daha Güvenilir Bir Ülke Var Mı?

Diyen Kuveytliler Tüm Çağrılara Kulak Tıkayarak Savaş Bitinceye Kadar Burada Kalacaklarını İlettiler.

Kuveytliler Kasabadaki Köylülere Türkiyeye Güvenmekte Ne Kadar Haklı Olduklarını Ve Türkiye Yi Ne Kadar Çok Sevdiklerini Sık Sık Kasaba Meydanında Köylüler İle Konuşurken Bunu Dile Getirirken;

Köylülerde Sık Sık “Bizlerde Sizi Çok Seviyoruz” Diyerek Bu Sevgi Yumağına Ortak Oluyorlardı.

Köyde Artık Her Şey Yoluna Girmişti. Kuveytliler Gönlünce Savaştan Uzak, Diledikleri Gibi Yaşayıp Dinarlarını Harcarken, İşletmeciler De, Kuveytlilere Özgü Yeni Fiyat Ayarlamalarını Yapıyorlardı.

Hal Böyle Olunca Bölgede Her Şeyin Fiyatı Birkaç Kat Artmıştı.

Kuveyt Dinarı, Abd Dolarından Daha Değerli Olduğundan Ve Dinarın Dier Para Birimlerine Göre Daha Hızla Değer Kazanması Nedeniyle Köylüler, Kuveytlilerden Alışverişlerini Dinar İle Yapmalarını İstiyorlardı.

Zaten Uzu Zamandır Türkiyede Olan Kuveytlilerinde Abd Dolarları Bitmiş, Alışverişlerini Dinarlarla Yapmaya Başlamışlardı..

 

“KUVEYTLİ TURİSTLER, ZENGİN YATIP FAKİR KALKIYOR..”

Kuveyt Dinarın Hesabının Yapıldığı O Günlerde,T.C. Merkez Bankasının Aldığı Karar Hem Kuveytlileri Hemde Yardımseverlerimizi Şok Ediyordu.

T.C. Merkez Bankası Körfez Savaşı Nedeniyle Kuveyt Dinarının Ülkemizde Geçersiz Olduğunu Ve Hiçbir İşlem Yapılamayacağını Resmi Gazetede Yayınlarak Resmi Bir Şekilde Duyuruyordu.

Bir Anda Akşam Zengin Yatıp Sabah Fakir Kalkan Kuveytliler Paralarının Bir Gün İçinde Geçersiz Olmasının Şaşkınlığını Yaşıyorlardı.

Ama Daha Çok Bu Şaşkınlığı Bizim Yardımsever İşletmecilerimiz Yaşıyordu.

Çünkü Binlerce Kuveyt Dinarı Onlaın Elinde Kalmıştı.

Dinar Abd Dolarından Daha Fazla Değerli Olması Ve Daha Fazla Değer Kazanamsından Dolayı Sürekli Tercih Edildiği Günlerde ,Abd Dolarını Bozdurup , Dinara Çevirenler Tam Anlamıyla Şok Olmuştu.

Kuveytliler Ellerinde Kalan Son Birkaç Abd Doları İle Geçinmeye Çalışıyorlardı.

Turizmcilerimiz İse Dinarları Elden Çıkarmanın Uğraşısı İçindeydiler.

Daha Birkaç Gün Önce Kuveytlillere  İllede Dinar Diye Tutturanlar, Bu Kez De Dinarları Değerinin Çok Aslında Kuveytlilere Tekrardan Satmanın Gayreti İçine Giriyordu.

Ama Bundan Hiçbir Sonuç Alamıyorlardı.

Çünkü Artık, Kuveytlilerde Abd Doları Kalmamıştı.

Körfez Savaşına Hazırlıksız Yakalanan Ve Termal Gökçederede Kaderleri İle Baş Başa Kalan 2 Bine Yakın Kuveytli Ne Yapacaklarını Şaşrmış Durumda Ortada Öylece Kalmıştı.

Çükü Artık Atacağı Her Adım, Abd Doları Demekti.

Kuveytli Topluluk, Türkiye’nin Bu Kararına Büyük Bir Tepki Gösteriyorlardı.

T.C. Hükümetinin Kendilerini Cezalandırdığını, Kendilerine Büyük Haksızlık Ettiklerini Sık Sık Dile Getiriyorlardı.

Ellerinde Kalan Son Abd Dolarları İle Türkiye Dışındaki Çevrelerini Telefonlarla Aramaya Başlamışlardı.

Ellerinde Milyarlarca Değerinde Kuveyt Dinarı Olmasına Rağmen , paralarının Hiçbir İşe Yaramamasına Halen Bir Anlam Veremeyenler İs, Çareyi Büyükelçiliklerde Aramaya Başlamışlardı.

Kuveyt Dinarının Bir Gün İçinde Türkiye’de Geçersiz Oluğunu, Türkiye’deki Binlerce Kuveytli Ailenin Mahsur Kaldığını Konsolosluklar Aracılığı Tüm Dünyaya Duyuruyorlardı..

Türkiye De Mahsur Ve Çaresiz Kaldıklarını Tüm Dünyaya Anlatmak İçin Termalde Sık Sık Bir Araya Gelerek Toplantı Yapan Kuveytliler, Kendierinin Türkiye’de Çok Mağdur Durumda Kaldıklarını, Tüm Dünyaya Dikkat Çekmeye Çalıştılar.

Ancak Bunda Başarılı Olamadılar..

Daha Birkaç Gün Önce Türkiye’yi İzlediği Politikalar Nedeniyle Göklere Çıkartan, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a Ve Bakanlara “Şükran” Telgrafları Çeken Kuveytliler Bu Kez Türkiye’ye Ateş Püskürüyorlardı.

Bu Kez De Türkiyeyi Bu Karar Nedeniyle Protesto Etmek İçin, Postanelerin Başına Geçen Kuveytliler, Ceplerindeki Son Dolarları Bozdurup Postaneye Ödediler.

Artık Ceplerinde Abd Doları Kalmamıştı.

Çaresiz Bir Şekilde Bekliyorlardı.

Dinarlarının Değerinin Çok Ama Çok Altında Bozdurmak İstemeleride Bir Sonuç Vermemişti.

Tekrardan Termalde geniş bir arazide bir araya gelen Kuveytliler seslerinin ve sorunlarının çözülmesi ve Türkiye’yi protesto etmek için Yalova’da bir miting yapmaya karar verdiler.

Ve ertesi gün de Yalova Kaymakamlığına miting başvurusu yaptılar.

Ancak bu kez işin içine “Türkiye’yi protesto” girince bu mitinge kaymakamlık izin vermedi.

Bu kez de köye pansiyon sahipleri para diye sıkıştırmaya başlamıştı.

Bir kısım pansiyoncu “ben sizi bedava doyuramam” diyerek bazı Kuveytli ailelere kapıyı göstermişti.

Kuveytlilere tepki artık köyde giderek büyüyordu..

Çünkü köylülerin  elinde hiçbir işe yaramayan dinarlar vardı.

Bir çoğu tüm yatırımını dinara yöeltmişti.

Köyde bu tepki, kızgınlığa, kızgınlıkta her geçen gün öfkeye dönüşüyordu.

Takii, pansiyon sahibi cemal ağa nın tavrına kadar.

Pansiyonunda günlerdir kalan arap’ı, ille de para diye sıkıştıran pansiyon sahibi, “yok dolar” diyen Kuveytlinin kolundaki saati ve parmağındaki yüzüğü alıncaya kadar…

İşte bu gelişme köyde çığır açmaya başlamıştı.

Bir anda altın borsası kurulmuş, Kuveytli hanımların takıları bu borsada TL karşısında ne tutturulursa bozdurulmaya başlamıştı.

Bu kez öfkelenme sırası Kuveytlilere gelmişti.

“bu kadar da olmazki, hepimizi din kardeşiyiz” demeleri hiç bir şeyi değiştirmedi.

Hediyelik eşya satıcı olan biri de :

Kuveytlinin karşısına çıkıp  “ hacı sana geçen ay sattığım eşyayı satın alıırm ama kaça sattıysam yarı fiyatına” demesi , Kuveytlileri hem kızdırmış hem de biraz olsun rahatlatmıştı…

Savaş bir türlü bitmiyordu.

Kuveytliler geçinebilmek için bu sefre savaş çıkmadan önce bölgeden aldıkları hediyelik eşyaları yarı fiyatın çok daha düşük altında satmaya başladılar.

İşte bu beklenmedik gelişme bizim turizmcilerimziin yüzlerinin yeniden gülmesini sağladı.

Aynı satıcıdan daha birkaç hafta önce 100 dolara satın alınan bir parça hediyelik eşya, aynı satıcıya 20 dolar karşılığında geri veriliyordu.

Bu alış-verişler karşısında kendilerinin ne derece aldatıldığının da farkına varan Kuveytliler bu alışverişlerde de öfkelerini de dışa vuruyorlardı.

Bazıları ise misafirperverliklerini sürdürmeye devam ediyordu:

Ama bu misafirperverliğin bit yeniği de kısa bir süre sonra ortaya çıkıyordu.

Yardım etmek isteyenlerden bir turizmci bunu şöyle açıklıyordu. “ben Kuveytlilerden yanayım. Çünkü bunlar zengin, savaş bir süre sonra biter, bana da bir yardım yaparlar herhalde.”

Her şeyin para ile ölçüldüğü termalde Kuveytliler artık yavaş yavaş ayrılıyordu.

Büyük bir çelişki yaşanıyordu.

Daha Bir Süre Önce Türkiye Bizim İkinci Vatanımız Diyerek, Türkiye’ye Sevgi Gösterisinde Bulunanlar Hatta Devlet Büyüklerine Şükran Telgrafları Çekenler Şimdi Türkiye’ye Devlet Büyüklerine Atıp Tutuyor, Protesto Mitingleri Düzenlemek İstiyorlardı..

Artık Termalden Kaçanlar Kendilerini Şanslı Görmeye Başlamışlardı.

Bu Amaçla Yeniden Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliğinden Yardım Talep Edilmişti.

Ancak Bu Kez Şaşıran Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliği Olmuştu.

Termalde Kaldığı Otelden Bir Grup Kuveytli İle Ayrılan Ve Otel Ücretinin Ailesinin Ziynet Eşyalarını Bozdurarak Ödeyen Abdullah Mansuru Ayrılmak Üzere İken Reception’da Karşılaşıyoruz:

Yanımdaki Tercümana Mansur İle Biraz Konuşabilirmiyim Diyorum.

Mansur Olumlu Cevap Vererek Beni Lobiye Çay İçmeye Davet Ediyor.

“Gel Hem Çay İçelim Hem Konuşalım. Benim De Söyleyeceklerim Var” Diyor.

-Türkiye Ye Ne Zaman Geldin?

-Bizleri Davet Ettiniz Geldik. Bizler Kuveytten Ülkenize Gelirken Çok Güzel Duygularla Gelmiştik. Ama Hayal Kırıklığına Uğradık.

-Ne Gibi Bir Hayal Kırıklığı?

-Sizin Hükümet , Önce Buralardan Villa, Ev, Arsa Alın Dediler, Bizler De Aldık. Ama Aynı Yetkililer 1 Yıl Sonra Bizlere Buralardan Gayrimenkul Almamızı Yasakladılar. Bizimle Oyun Oynadılar. Bize Güvenmediler. Ama Bizler Güvendik. Hem Öyle Güvendik Ki Binlerce Dolar Değerinde Ki Gayrimenkullarımızı Buradaki Tanıdık Türklerin Üstüne Yaptık…

Ama Ne Oldu. Noter Güvencesi Olmasına Rağmen, Bazı Arkadaşlarımızın Evleri Uçup Gitti.

-Şimdi Bereye Gidiyorsunuz? Kendi Ülkenize Mi?

-Hayır Kuveyte Savaş Bitince Gideceğim. Hele Buradan Gideyim De Nereye Gidersem Gideyim.

-Çok Mu Kızdırdılar Seni?

-Ne Kızdırması Bizlerle Kuveyt Halkıyla Resmen Alay Ettiniz. Sanki Burada Da Savaş Var. Niye Ülkeniz  Bizim Paramızı Bir Günde Geçmez Duruma Düşürdü. Bu Bir Skandaldır. Bizi Açlığa Sevk ettiniz. Varlık İçinde Yokluk Çektik.

-Para Yardımı Yapılmadı Mı?

- Ne Yardımı! Elimizdeki Eşyaları Satmak Zorunda Kaldık Hmde Aldığımız Fiyatın Çok Çok Altında. Sadece Ben Çevreme Dağıtmak İçin Ülkenizden 5 Bin Dolarlık Hediyelik Eşya Almıştım. Paramızın Geçmez Olmasıyla Birlikte Aldığım Bu Eşyaları750 Dolara Değiştirdim. Aradaki Farkı Görüyor musunuz, İşte Bu Bizim Ne Kadar Aldatıldığımızın Bir İşareti.

Başımdan Geçen Bu Olayları Gittiğim Her Yerde Anlatacağım. Başımdan Geçenleri Sana Burada Anlatsam Gece Olur.

 

“NE VARSA YERLİ TURİSTE VAR, AMA O DA ARTIK YOK.”

Ürdünlüler, Lübnanlılar, Filistinliler, İranlılar, Suriyeliler,Iraklılar, Başka Bir Nednle Türkiye’yi Terk Ederek Kuveytlilerde Başka Nedenlerden Dolayı Termalden Uzaklaşmışlardı.

Termalde Bir Yaz Sezonu Da Böyle Geçmişti.

Köylüler Körfez Savaşı Sonrası Da Arap Turizme Yatırım Yapmaya Çalışan Sonradan Turizmcilerimiz , Yeni Evler Yaparak Bunları Pansiyon Olarak düzenlemeye Başlamıştı.

Bazıları Da Evlerini Pansiyon Yapmaya, Kendileri De Yaz Sezonunda Kalmak İçin Çadır Almaya Başlamışlardı.

Ancak Tüm Bu Yatırımlar Yapıldıktan Sonra Arap Turist Beklentisi Geçen Yıllara Göre Gerçekleşmemişti.

O Sezon 12 Bin Yataktan Sadece Küçük Bir Bölümünde Konaklama Yapılmıştı.

Arap Turistlerin Akının Aniden Bıçak Gibi Kesilmesine Bir Anlam Veremeyen Turizmciler Şimdi Şaşkın Ve Ağlamaklı Bir Şekilde Arap Turistlerin Yeniden Termale Akın Etmesini Beklediler.

Ama Sadece Beklediler,

Aradan Yıllar Geçti.

Gelen Giden Olmadı.

Bu Kez “ Ne Arapın Şamı, Ne Şamın Şekeri. Ne Varsa Yerli Turiste Var” Dediler.

Ancak Sonradan Olma Bu Turizmcilerimiz Bu Bekleyişlerini Tam 5 Yıldan Bu Yana Sürdürüyorlar. Ama Artık Ne Gelen Var Ne Giden.

Sokak Başında Hatta Şehir Girişinde, Vapur Çıkışlarında Arap Turist Bekleyen Bu Turizmcilerimiz Her Akşam Evine, Yani Pansiyonuna Boş Dönmekte.

Arap Turistlerin 1982 Yılından İtibaren Akınına Uğrayan Ve Adı “Arapkente��� Çıkan Termal/Gökçederede Büyük Bir Şok Ve Sessizlik Yaşanıyordu.

1982 Yılında Rabıtanın Kurucusu Arapların Ünlü Şeyhi Muhammet Essavvaf’ın Türkiyeye Gelerek Termale Yerleşmesi İle Başlayan Arap Turist Akını, 1992 Yılında, Muhammed Essavvaf’ın Yine Türkiye’de Ölmesi Üzerine Bıçak Gibi Kesiliyordu.

Turizm Bakanlığının Kayıtları Yöredeki Arap Turistlerin Birden Bire Türkiyede Göç Ettiklerine Bir Anlam Veremiyordu.

Her Evin Bir Pansiyon Olduğu 1200 Nufuslu 12 Bin Yatak Kapasiteli Termalde 1982 Yılında Başlayan Arap Turizminde, 1983 Yılında 230 Bin Konaklama Yapılmıştı.

1984 Yılında İse Bu Sayı 400 Bine, 1985 Yılında İse 600 Bine Fırlamıştı.

12 Bin Yatağın Hemen Hemen Her Gece Dolu Olduğu Ve Sadece Bir Ay İçinde 350 Bin Konaklamanın Yapıldığı 1986 Yılında İse Rekor Konaklama Gerçekleşiyor, Konaklma Sayısı Da 650 Bine Çıkıyordu.

Körfez Savaşından Sonra İse Hızlı Bir Düşüş Gerçekleşiyordu. Muhamet Es Savvafın 1992 Yılında Ölmesi İle De Türkiye’de Ve Yörede Arap Turizmi De Öldürüyordu.1993 Yılında İse Termalde, Pansiyonlardaki Odaların Hemen Hemen Hepsi Boş.

Pansiyoncu Köylüler Kapılarına Astıkları “Boş Oda Var” Yazısına İlaven Şimdi “ Satılık Pansiyon” Yazısını Eklemişler.

Arap Turistlerden Umudunu Artık Tamamen Kesen Köylüler, Artık Umutlarını, Geçen Yılarda Fazla Para Bırakmadıkları Ve Çok Az Kaldıkları İçin “ Boş Oda” Yok Dedikleri Yerli Turistlere Bağlamışlar.

Termalde Otel Sahibi Olan Orhan Sönmez Son Durumu Şöyle Açıklıyor:

“Ne Varsa Yerli Turiste Var, Ama Artık Onlarda Yok Ki…..”

Adı Bir Zamanlar Arapken’te çıkan Termal’de ’i sokaklar artık Bomboş. Bunun Nedenini Sorduğum Eski Turizmciden (Yeni İşsizden) Şöyle Bir Yanıt Alıyorum:

“Türkiye’nin Körfez Savaşında İzlediği Yanlış Politikanın Faturasını Şimdi Bizler Ödüyoruz. Tabii Şeyhin Ölmesiyle Birlikte Buranın Cazibeside Öldü. Ayrıca Bizlerde Hatalıyız. Arapları Bir Zamanlar Çok Kazıkladık. Ne Yalan Söyleyelim. Arap Turistleri Yolunacak Bir Kaz Gibi Gördük.”

 

Araplar Artık Neden Gelmiyordu!

Artık Herkes Köyde Birbirlerine Bu Soruyu Soruyordu.

Bu Konuya İlişkin Değişik Yanıtlarda Alınıyordu.

Termalde Konfeksiyonculuk Ve Turizmcilik Yapan Kazım Karakaş:

“Körfez Savaşında, Türkiye ABD Yi Yaranmak İçin Küveyt’e Destek Verdi. Oysa Kuveytlilerin Büyük Bir Bölümü Zengin Olduğu İçin Tatillerini Avrupa’nın Değişik Bölgelerinde Geçiriyor.Türk iyeye İse Kuveyt’in Orta Gelirli Aileleri Geliyor. Onları Da Türkiye’nin İzlediği Politikalar Yüzünden Kaçırdık. Oysa Kuveytlilerin Dışındaki Arapların Özünde Amerikan Ve İsrail Düşmanlığı Yatar. Amerika Ve İsrail’le İşbirliği Yapan Ülkemize İranlı, Ürdünlü, Suriyeli, Filistinli,Libyalı, Mısırlı Turistlerin Gelmesi Çok Zordu. Zaten O Yüzden De Gelmiyorlar Artık..”Diye Görüşlerini Dile Getiriyordu.

Termal/Gökçederede Yaşayan Ve Bir Zamanlar Geçimini Pansiyonculukla Sağlayan Yöre Halkının Dilinde Artık Hep Aynı Sözcükler Dökülüyor.

“Herhalde Daha Ucuz Bir Yer Buldular Artık Buralara Gelmiyorlar. Zararımız Çok Büyük, Çünkü Buralardaki Tüm Evlerimizi Birer Pansiyon Olarak Düzenledik. Şimd, Kendi Evlerimizde Sanki Pansiyonda Kalır Gibi Yaşıyoruz.” Diye Serzenişte Bulunan Köylülerin Artık Tek Umudu, Köylerine Arapların Yeni Bir Ünlü Şeyhin Yerleşerek Villa Alması!

Pansiyoncuların Yanı Sıra, Çok Büyük Ekonomik Darbeler Yiyen Ve Araplara Özgü Yüzlerce Villa Yapan Müteahhitler İse, Şimdi Bu Villaları Alabilecek Müşteri Beklerken; Gökçederere Emlakçıların Tümü Kendilerine Yeni Bir İş Arayışı İçerisine Giriyordu.

İşte Bu Emlakçılardan Bir Tanesi Olan Ve Emlakçı Dükkanında Artık, Tekel Maddeleri Satmaya Çalışarak Ayakta Kalmaya Çalışan Emlakçının Dükkanına Hışımla Giren Bir Ev Hanımı, Emlakçıya Bağırarak Termalin Son Durumunu Özetliyordu:

“Hani Bizim Evi Geçen Senler Araplara Kiraya Verecektin? Bu Senede Vermedin. Halen Bekliyorum. “Bizim Eve Ne Zaman Arap Turistler Girecek?!”

Yazarın Notu: Kitabın orjinali Macintosh'ta yazıldığı için PC'ye dönüşümde bazı imla hataları yaşanmıştır.Bu nedenle okurlarımdan özür dilerim. (Faruk Kırtay)

Haberi Sosyal Medyada Paylaş :

farkyalovada.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2007 @ Türkiyemix Şehir Portalı