YÜRÜYEN KÖŞK SÖYLEŞİLERİNDE YAZAR AHMET AKYOL YALOVA VE ATATÜRK’Ü ANLATTI
Yalova Belediyesi ve Yalova Kent Konseyinin düzenlediği Yürüyen Köşk söyleşilerinin Kasım Ayı konuğu Araştırmacı Yazar Ahmet Akyol oldu. Atatürk ve Yalova konulu bir sunum yapan Ahmet Akyol söyleşisi büyük beğeni topladı.
9 Kasım 2018 Cuma 19:38:47

Yalova Belediyesi ve Yalova Kent Konseyinin düzenlediği Yürüyen Köşk söyleşilerinin Kasım Ayı konuğu Araştırmacı Yazar Ahmet Akyol oldu. Atatürk ve Yalova konulu bir sunum yapan Ahmet Akyol söyleşisi büyük beğeni topladı.

Halil İnalcık Kültür Merkezinde düzenlenen söyleşiye; Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, Kent Konseyi Başkanı İsmail mutlu, ADD Şube Başkanı Hüseyin Aydın, Tema Başkanı Faruk Tezcan, Yazar Hasan Kıyafet, Yalova Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı Nuri Taner, Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Jülide Güner hazır bulundu.

Araştırmacı Yazar Ahmet Akyol yaptığı konuşmada, Yalova ve Termal Kaplıcalarının, kalkınma ve gelişiminin Atatürk’e borçlu olduğunu belirterek  “Atatürk, çağdaş dünyada iz bırakmış, tarihe damgasını vurmuş ölümsüz şahsiyetlerden biridir. Atatürk’ün hayatında önemli yerlerden birini, Yalova işgal eder.  Atatürk, ilk kez geldiği 19 Ağustos 1929’dan, son kez ayrıldığı 1 Şubat 1938’e kadar, her yıl düzenli olarak Yalova’ya gelmiş ve önemli çalışmalarını Yalova’da yapmıştır” dedi.

Atatürk’ün  toplam 313 gün 270 gece Yalova’ da kaldığını, Atatürk’ün, Yalova dışında hiçbir yere bu kadar sık gitmediğini,, hiçbir yerde iki çiftliği ve üç evi olmadığını vurgulayan Akyol şöyle konuştu.

"Cumhuriyetin ilânından sonra  Atatürk, Çankaya dışında çalışma yeri olarak Bursa’ yı benimsemişti, İstanbul’dan uzak duruyordu.O, trenle İzmit’e geliyor, buradan bir vapurla Mudanya’ya geçiyor, Mudanya’dan tren veya otomobille Bursa’ya gidiyordu. Dönüşü de genellikle aynı yoldan oluyordu.Atatürk, İstanbul’a yapılan davetleri de kabul etmiyordu. Atatürk, Cumhuriyetin ilânından sonra, İstanbul’a ilk kez 1 Temmuz 1927’de gitti. Bu gidişinde tam 90 gün İstanbul’da kaldı. Zaman zaman Mudanya üzerinden Bursa’ya gidiyordu ama bu günü birlik oluyor, sonra tekrar İstanbul’a Dolmabahçe Sarayı’na dönüyordu. 1928 yılı da aynı şekilde geçti. Henüz Yalova gündemde değildi, adı bile geçmiyordu. Atatürk, 1929 yılındaki İstanbul gezisine 6 Ağustos’ta başladı.”

19 Ağustos 1929 Pazartesi günü, Ertuğrul Yatı ile İstanbul’dan hareket eden Atatürk’ün, saat 16 00’da Yalova’ya  ilk kez geldiğini belirten Akyol “Yanında İçişleri Bakanı  Şükrü Kaya, Özel Kalem Müdürü Tevfik, Başyaveri Rusuhi ve yakın arkadaşlarından  Kılıç Ali ile Recep Zühtü Beyler bulunuyordu.Yolcular, halkın coşkun tezahüratı arasında sahile çıktılar ve kaplıcaya hareket ettiler. Atatürk, kaplıcayı gördükten ve burasının geliştirilmesi için aydınlatıcı talimatlar verdikten sonra, (Sonraları TİGEM olarak tanınan) Baltacı Çiftliği’ne gitti. Bu sırada çiftlikte göçmenler bulunuyordu. Atatürk, göçmenlerle konuşup, sorunlarını dinledikten ve yetkililere ilgili talimatlarını verdikten sonra, saat 20 00’de Yalova’dan İstanbul’a hareket etti. Ancak, 19 Ağustos 1929 tarihi hem Atatürk, hem de Yalova için bir dönüm noktası oldu. Atatürk, bu sıtma yatağını görür görmez sahiplendi. Her gittiği yer yerinden oynarken, Türkiye’nin çok daha gelişmiş ve modern yerleri dururken. O Yalova’yı tercih etti”

Yalova’nın, Cumhuriyetin ilk yıllarında insanların yaşamak için tercih ettikleri bir yer olmadığını vurgulayan Akyol “ Kent merkezi bir sivrisinek yatağıydı. Sıtma kol geziyordu. Sazlık ve bataklıktı. Neredeyse yüksek bölgelerdeki köylerin bile nüfusu Yalova merkezinden fazlaydı. Bu olumsuz durum, Atatürk’ün 1929 yılında Yalova’ya gelişine kadar devam etti. Atatürk, buradaki durumu görünce, hemen bir Sıtma Mücadele Ekibini Yalova’ya getirtti. Bu ekip ve vatandaşlar, tüm dere yataklarını temizlediler ve bataklıkları kuruttular. İlâç tedavisi de devam ettiği için, sıtma hastalığı hemen olmasa da giderek kontrol altına alınmaya başlandı.” diye konuştu.

Atatürk, 1929 yılında Yalova’ya geldiğinde, Yalova’da elektrik, telefon, telgraf, itfaiye ve polis teşkilâtı, hastane gibi sosyal tesisler, kurum ve kuruluşların olmadığını veya  yetersiz bulunduğunu belirten Akyol “ Kent içi yollar olması gereken gibi değil; merkezi çevre il, ilçe ve köylere bağlayan yollar yok denecek gibiydi. İstanbul’dan Yalova’ya işleyen vapur seferleri düzensizdi.Yalova’nın içinde bulunduğu durumu çok iyi değerlendiren Atatürk’ün verdiği direktifler ışığında:Yalova nahiyelikten kaza statüsüne yükseltildi ve İstanbul’a bağlandı.Kent merkezindeki harap binalar yıkılarak, bozuk ve dar yollar genişletildi.Karamürsel Caddesi (günümüzde İstanbul Caddesi), Millet Çiftliği ( günümüzde Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü)’ne kadar yapıldı.Yalova- Bursa, Yalova- Termal yolları onarılarak geliştirilmeye başlandı.Seyr-i  Sefain  İdaresi, Yalova seferlerine tahsis edilmek üzere yeni ve süratli vapurlar alırken, vapur seferlerini de daha sık ve düzenli hale getirdi.Yalova’da 30 kişilik bir Polis Teşkilâtı, arozöz ve tulumbasıyla bir İtfaiye Teşkilâtı kuruldu.Yalova’da Posta ve Telgraf Merkezi yapılırken, yol kenarlarına telefon ve telgraf direkleri dikildi. Yalova’ nın diğer şehirlerle telefon bağlantısı yoktu; yol kenarına telefon direkleri dikilip hatlar çekilerek Bursa ile bağlantı sağlandı; Bundan sonra telli telefon ve telgraf görüşmeleri Bursa üzerinden yapıldı.Polis ve Jandarma kadrosu tespit edildi, ihtiyaçları giderildi.Yalova’da bir hükümet binası,  bir belediye binası ve bir polis karakolu yapıldı.Yalova petrol lambaları ile aydınlanırken, elektrik santrali yapıldı, sokaklara elektrik direkleri dikildi ve elektrikle aydınlanma başladı. Köy sandıkları ve bütçeleri tanzim olundu ve köyler merkeze telefonla bağlandı” dedi

1929 yılında Yalova’da sadece 6 okul varken, bu sayı sadece 1932 yılına kadar 26’yı bulduğunu sözlerine ekleyen Akyol  “Bu günkü Donanma Tesisleri olarak adlandırılan yerde, halk için ( plân ve projeleri Avrupa’ dan getirilen) bir Gazino ve Plaj yapıldı.  Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılırken, 1999 depreminde zarar gördüğü için yıkılıp, yeniden yapılan bina da, Atatürk’ün direktifleriyle yapılmıştı. Bina, Mimar Sedat Hakkı Eldem’in projesine göre Cumhuriyet Halk Fırkası Kaza Merkezi olarak yapılmış, daha sonra Halkevi ve Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılmıştı” dedi.

Akyol konuşmasında “Atatürk, 1929 yılında  Yalova’ nın doğusunda, diğeri batısında iki çiftlik mevcuttu. Doğudakine Millet Çiftliği, batıdakine Baltacı Çiftliği deniyordu. Her iki çiftliği de beğenen Atatürk, kısa süre sonra bunları (devlet bütçesinden herhangi bir ödenek kullanmadan, şahsi parasıyla) satın aldı.Atatürk, bölge ve ülkemizde tarımın ve hayvancılığın gelişmesini, yetiştiricilikte modern tekniklerin kullanılmasını ve çiftçilerin bu tekniklerle tanıştırılmasını istiyordu. Bu maksatla Baltacı ve Millet çiftliklerinin hemen her şeyiyle ilgilenerek onları çağdaş bir duruma getirdi.11 Haziran 1937 tarihinde de, tasarrufu altındaki tüm çiftlikleri bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşları ile beraber hazineye hediye etti.11 Mayıs 1938 günü ise Akit Tablosu,  Cumhurbaşkanı Atatürk tarafından imzalanarak gerekli formaliteler tamamlandı” dedi

Atatürk’ün Yalova’da üç ayrı evi bulunduğunu hatırlatan Akyol “Her üç ev de halen müze olarak kullanılmaktadır. Yürüyen Köşk konusu Yalova’ da çok bilinen ve sık işlenen bir konudur. Bilineni tekrarlamak istemiyorum. Burada söylemek istediğim, köşkten çok tarihî çınar ağacının önemli olduğudur. Gerçekte, burada önemli olan köşkün yürütülmesi değil, verilmek istenen mesajdı. Atatürk, Yalova’daki bir çınar dalını bahane ederek tüm kamuoyuna ne olursa olsun, doğayı olduğu gibi koruyun. Güncel zevk ve ihtiyaçlar için doğayı katletmeyin, tüm olanaklarınızla doğaya sahip çıkın mesajı vermek istemişti. Yoksa küçük bir binayı yıkıp, yerine yenisini yapmak çok daha kolaydı. Yürüyen Köşk, Atatürk’ün insan sevgisiyle bütünleşen doğa sevgisini, bir ağaç dalında vücut bulduğu yaşam felsefesidir. Hiçbir ülkenin çevre kavramını dahi tanımadığı o yıllarda, büyük liderin bu doğa tutkusu, 1930 yılında sahip olduğu çevre bilincini yansıtması açısından çok önemlidir” dedi.

Yalova’da yeşillik ve ağaç denilince, akla gelen yerlerden biri de, yine Atatürk’ün eseri olan Çınarlı Hıyaban olduğunu belirten Akyol “ Hıyaban, iki yanı sık ağaçlı geniş yol demektir. Yalova’nın çınarlı hıyabanı, Atatürk zamanında, iskeleden başlayıp, Gazipaşa Caddesi’ni takiben kaplıca kapısında son buluyordu. Uzunluğu 12 350 metre, genişliği 10 metreydi. Gökçe Barajı’nın yapımı sırasında, bu hıyabandaki bir kısım çınarlar, baraj havzasında ve yol dışında kaldı. Halen, Yalova’yı Termal’ e bağlayan Çınarlı Hıyaban, Yenimahalle yol kavşağına kadardır. Atatürk, bir anlamda Termal’ i Yalova’ ya yeşil kuşakla bağlamış oldu. Fidanlar arası 10 metredir. Ancak, sıralara çapraz gelecek şekilde dikildiğinden daha sıkmış gibi görünür. Böylece her 5 metrede bir çınar vardır. Çapraz dikim aynı zamanda ağaçların dengeli dallanmasını sağlamış, böylece yol yeşil bir tünele dönüştürülmüştür. Atatürk, gelecekte, Çınarlı Hıyaban’ ın başına gelecekleri anlamış gibi, 3653 sayılı Yalova Kaplıcaları Hakkındaki Kanun’un 4 üncü maddesiyle, Yalova iskelesinden kaplıcaya giden ana yolun kenarında yapılacak bina ve dükkânların yapımını sınırladı. Bunların nasıl olacağı ise kanunda belirtildi “ diye konuştu.

Termal’ in tanınan ve çok beğenilen bir yer olması, Atatürk’ün Termal’ i görmesiyle başladığını söyleyen Akyol “ Atatürk, Termal’ deki doğal güzelliklere ve şifalı sulara hayran kalmıştı. Bırakılmış, unutulmuş ve bir köşeye terkedilmiş bu cennet köşesini dünyaca ünlü bir sağlık merkezi yapmak için hemen kolları sıvadı. Önemli iş ve çalışmalarının dışında, artık vaktinin büyük bir kısmını Termal’ e ayırıyordu. Atatürk, Termal’ in modern bir hale getirilmesi için, yurt dışından konunun uzmanlarını getirtmekten de kaçınmadı; Paris’in plânlarını yapmış olan Prof.Dr. Hanry  Prost’u davet etti.1934 yılında, önce  Prost’un yardımcısı Prof. M.Jean Royerre, birkaç kez gelerek  ön çalışmaları yaptı.1935 yılında da, Prof. Prost ile Prof. Royerre, beraberce  hazırlanan projeleri Atatürk’e sundular. Çeşitli yerlerden elektrikçi, demirci, duvarcı ve marangoz gibi yaklaşık 400 kişi kaplıcaya getirildi. Kaplıcaların etrafını çeviren çalı ve ısırganlarla kapanmış bahçeler temizlendi. Tarhlar, çiçeklikler, zarif havuzlarıyla güzel parklar yapıldı. Çevre köy halkından da yararlanılarak yöre, yılan ve domuz gibi zararlı hayvanlardan temizlendi. Kaynaktan hamamlara gelen künkler, yeni sırlı künklerle değiştirildi ve kaynak sularının kaynaktan itibaren hiçbir şifalı özelliğini kaybetmeden hamamlara gelmesi sağlandı. Kuvvetli bir motorla elektrik, telsiz tertibatı ve aydınlatma düzeni yapıldı. Kaplıcaya yeni sıcak su ve soğuk su boruları döşendi. Daha önce mevcut olmayan su depoları yapıldı. Orman içinde gezinti yolları açıldı. Tarihi önemi olan Kurşunlu Hamam’ın çini döşemeleri, kurşun ve sıvaları tamamlandı. Kaplıca’ dan  Gökçedere’ ye giderken  sırt üzerinde bulunan Büyük Otel ve Büyük Gazino, yeniden ve çok titiz bir şekilde onarılarak bütün Marmara Bölgesi’nin  en itibar gören mekânı haline getirildi” dedi

Kaplıcanın imarı düşünülürken, hem Yalova’nın kalkınmasını, hem de hastaların yanında gelenlerin deniz banyo ihtiyaçlarını karşılamak için, Yalova merkezi ile (günümüzde TİGEM olarak tanınan) Baltacı Çiftliği arasına, Termal İşletmesi’ne bağlı,  (günümüzde Donanma Tesisleri olarak bilinen ve tanınan yere) güzel bir gazino ile plaj yapıldığını söyleyen Akyol sözlerini şöyle devam ettirdi..

“Kaplıcalara gelen hastaların yiyecekleri ve içecekleri göz önüne alınarak bir Diyet Hemşiresi görevlendirildi.Dünyanın değişik ülkelerinden,(Amerika orijinli Boylu Mazı, Sekoya, Japon Akçaağaç, Pavlonya, Porsuk Ağacı, Arizona Servisi, Mavi Atlas Sediri, Kırkkese  Ağacı  gibi) nadide tür bitki ve ağaçlar  getirilerek Türkiye’nin ilk Canlı Ağaç Müzesi yapıldı.Kurşunlu Hamam’ın arkasına, 37 derece sıcaklıkta termal suyu doldurulan bir açık yüzme havuzu yaptırıldı.Sıcak havuzda, Denizcilik Federasyonu tarafından düzenlenen muhtelif yüzme müsabakaları ve su topu maçları, Yalovalılar tarafından ilgiyle takip edildi.Cumhurbaşkanı’nın ikametine ve yanındakilere ait çeşitli köşk ve dairelerle, İstanbul Valisi’nin ikametine mahsus Büyük Otel arkasında bir köşk, kaplıca girişinde bir Emniyet Memurluğu Dairesi, Büyük Otel arkasında bir Jandarma Dairesi yapıldı. Gelecekte, kaplıca arazisine tecavüzler olabileceği göz önüne alınarak, 1938 yılında, 3653 sayılı Yalova Kaplıcalarının İşletilmesi ve Kaplıcanın İnkişaf İşlerinin Sıhhat ve Muavenet Vekaletine Bağlı Hükmi Şahsiyeti Haiz Bir Teşekküle Devri Hakkındaki Kanun’un 4 üncü maddesinde belirtildiği şekilde, Kaplıca’ nın hududuna bitişik arazide ve sınırdan 500 metre mesafe içinde bina yapımı kısıtlandı ve bir düzene bağlandı”

Atatürk, Yalova’ya bavullar dolusu kitapla geldiğini vurgulayan Akyol “, Termal’ deki köşkünde bunları tek tek inceliyor, Yalova’ya çağırdığı devlet ve bilim adamlarıyla konuyu sabahlara kadar süren toplantılarda tartışıyordu.Atatürk, Türk Milleti’ne büyük inkılâplar hediye etmişti. Bu inkılâplardan biri de, tarih üzerine oldu. Bu inkılâp, Yalova’da doğdu ve filizlendi. Türk Tarihinin Ana Hatları Kitabı, Yalova’ da hazırlanıp basıldı. Bu kitabın yayınlanmasından sonra da, Türk Tarihi Tetkik Heyeti resmen kuruldu. Atatürk bundan sonra, okullar için yazılan tarih kitapları üzerinde çalıştı. 1931 yılı sonlarında, okullar için dört ciltlik bir genel tarih serisi ortaya kondu. Ağırlık noktasını Türk Tarihi teşkil eden bu serinin taslak notlarını Atatürk baştan aşağı okudu ve düzeltti. Atatürk’ün, bu kitaplar hakkında Yalova’da yazdığı şu satırlar literatüre/edebiyata girmiştir: “...Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”  Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nden sonra Türk Dili Tetkik Cemiyeti de, Yalova’da yapılan çalışmalardan sonra kuruldu.Atatürk, ayrıca gerek Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, gerekse Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan toplantılarına Yalova’da günlerce çalıştıktan sonra katılıyordu.Atatürk, Kur’an- ı Kerim’in Türkçeleştirilmesi çalışmalarını da Yalova’da başlattı.Teknik Okulların kapatılmayarak çoğaltılması ve yerli malı kullanımının özendirilmesi kararlarını da Yalova’da aldı”.

Atatürk, ekonomik ve toplumsal sorunların Cumhuriyet Halk Fırkası (sonra Parti) hükümetinin meclisteki denetimsizliğinden kaynaklandığını ve bir muhalefet partisinin hükümeti uyarabileceğini düşündüğünü, bu nedenle Paris Büyükelçiliği’ nden Türkiye’ ye izinli gelen Ali Fethi (Okyar)  Bey’ e, 1930 yılı Temmuz ayında, yeni bir parti kurmasını önerdiğini belirten Akyol sözlerini şöyle tamamladı

“. Kısa zamanda bu parti kuruldu.  Bu olay, Atatürk’ün kendisinin başlattığı çok partili bir siyasal yaşam girişimi olmasından dolayı, tarihimizin önemli bir sayfasıdır.Yalova, Atatürk’ ün sevdiği ve önemsediği bir kent idi…Atatürk ilke ve devrimlerini samimi olarak benimsemiş bir Atatürk askeri olarak, Atatürk’ ün kenti Yalova’ da, Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ü, vefatının 80’ inci yıldönümünde, saygı ve rahmetle anıyorum

Haberi Sosyal Medyada Paylaş :

farkyalovada.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2007 @ Türkiyemix Şehir Portalı